2018 Başlangıçlı Krizde “Rasyonel Ekonomi Politikası”na Dönüş – Nur Keyder


Krizle mücadele, Haziran 2023’te rasyonel ekonomi politikalarına geçiş sonrası başlamıştır. Mevcut kriz yönetiminin enflasyonla mücadeledeki başarısı; hükümetin yeni politikaları uygulamadaki kararlılığına, güven ortamının tesisine, beklenen yapısal reformların uygulanmasında istenen sonucun alınabilmesine bağlıdır.

İktisat ve Toplum Dergisi’nin Temmuz 2022 tarihli 141, sayısında Türkiye’nin 1994’ten bu yana kriz deneyimlerini irdeleyen bir yazım çıkmıştı (Keyder, 2022). Yazının son bölümünde yer alan 2018 başlangıçlı kriz, o zamandan bugüne derinleşerek devam etmiş ve gerçek anlamda bir mücadele ancak Haziran 2023’te “Rasyonel Ekonomi Politikası”na geçişle başlamıştır. Burada, adı geçen krizle ilgili yeni gelişmeleri değerlendirmek istedik.

“Döviz ve borç krizi” niteliğindeki kriz, küresel boyutta olup, yatırım güvencesinin azalması ve güven ortamının zedelenmesi sonucu ortaya çıkmıştı. Pandemi sürecinin gerektirdiği parasal genişleme tüm ülkelerde enflasyonu körüklemiş, krizin daha da derinleşmesine neden olmuştur.

Önceki yazıda, 2018 başlangıçlı kriz hakkında yer alan bilgileri özetleyecek olursak; Türkiye krize yüksek borç stoku, yüksek cari açık ve aşırı değerli TL ortamında girmiştir. Durgunluk, artan borç stoku, borçlanmada güçlük, yüksek bütçe açığı, artan enflasyon, TL’nin değer kaybı, yüksek oranda dolarizasyon, kredi temerrütleri, düşük büyüme hızı, artan işsizlik, büyüyen cari açık, takip eden dönemdeki gelişmelerdir. Haziran 2018’de 4,58 TL olan dolar kuru, 14 Ağustos 2018’de 6,89 TL’ye yükselmiş; 2018, 2019, 2020 yıllarında gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) sırasıyla %3, %0,8 ve %1,9 büyümüştür (Tablo 1). Haziran 2023’e kadar arka kapıdan döviz satışlarıyla kur düşük tutulmuş, bu uygulama Merkez Bankası’nın rezerv kaybına ve büyük çaplı para ikamesine neden olmuştur. Çözüm olarak Kur Korumalı Mevduat (KKM)/Döviz Dönüşümlü Kur Korumalı Mevduat (DDKKM) bundan böyle DDM şeklinde kısaltılacaktır) uygulaması başlatılmıştır.

Pandemi sırasında uygulanan genişleyici para ve maliye politikalarının yarattığı enflasyonla mücadele birçok ülkede 2022 yılında başlamış, enjekte edilen paraları geri çekmek için sıkılaştırılmış para politikası uygulanmış, faiz oranları yükseltilmiştir.

ABD’de Fed 0-0,25 düzeyindeki politika faiz oranını Haziran 2022’de 1,5-175 seviyesine yükseltmiş, takip eden dönemde artış devam etmiştir. Kasım 2023 itibarıyla Fed politika faizi %5,25-5,50 düzeyindedir. İzlenen para politikası sonucu ABD’de 2018-2023 arasında enflasyon oranı %9’dan %3,2’ye gerilemiştir. Benzer gelişme İngiltere ve Avrupa Birliği’nde de izlenmektedir.

Ancak Türkiye’de ekonomi kuramının gereğinin aksine, “faiz neden, enflasyon sonuç” şeklinde yanlış bir hipotezin peşinde, genişleyici para politikası uygulanmış, faiz oranı 12 Mart 2021’de açıklanan “reform paketi” çerçevesinde Mart 2021-Şubat 2023 tarihleri arasında kademeli olarak %19’dan %8,5’e düşürülmüştür. Beklenti; büyümenin devamı, cari açığın azalmasıydı. Ancak beklentiler gerçekleşmemiş, sonuçta kriz derinleşmiş, enflasyon hiperenflasyona doğru yol almaya başlamış, TL değer kaybetmiş, cari açık yükselmiştir.

Rasyonel Ekonomi Politikasına Dönüş

Başlangıçta uygulanan yanlış politika nedeniyle, Türkiye son küresel krizden diğer ülkelere oranla çok daha fazla etkilenmiştir. Aynı dönemde ülkede yaşanan pandemi, deprem felâketi, politik istikrarsızlık, göçmen sorunu, çevredeki savaşlar, krizin daha da derinleşmesine neden olmuştur. Düzeltilmesi çok zor ve uzun sürecek, maliyeti yüksek bir onarım çabası, 2023 Haziran ayında rasyonel ekonomi politikalarına dönüşle başlamıştır. Ekonomi kuramına uygun olarak politika faizi Haziran-Aralık 2023 aralığında, kademeli olarak %8,5’ten %42,5’e yükseltilmiştir. Faiz artışlarının kademeli olmasının nedeni, kredi piyasalarını durma noktasına getirmemektir. Bu uygulamayla, Merkez Bankası büyümeyi de gözeten bir yaklaşım sergilemiştir.

Orta Vadeli Program (2023-2025)

Yeni ekonomi yönetimi; para-maliye ve gelirler politikasının eş güdüm içinde yürütüleceğini, üretim, rekabet ve verimliliği arttırıcı yapısal reformların hayata geçirileceğini ifade etmiştir. Bu kapsamda sunulan Orta Vadeli Program’ın (OVP) (Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2023a) üç temel bileşeni; enflasyonla mücadele, mali disiplin ve yapısal reform şeklinde özetlenmiştir. Dış kaynak temini dördüncü unsur olarak kaydedilmiştir.

Rasyonel ekonomi politikası uygulamasında sistemin şu şekilde işlemesi beklenmektedir: Politika faizi artar, bankaların Merkez Bankası’ndan borçlanma maliyeti artar, banka kredi faizini, ayrıca mevduat toplayabilmek için mevduat faizini arttırır, TL’ye talep artar, TL değer kazanır, tasarruflar artar, tüketim azalır; bu nedenle ithalat ve enflasyon üzerindeki baskı azalır, önce enflasyon artış hızı, sonra enflasyon oranı düşer. İthalatın azalmasının cari işlemler açığını olumlu etkilemesi beklenir. Ancak enflasyon hızı/düzeyinde hızlı bir düşüş beklenmediğini ifade eden Merkez Bankası Başkanı, bu durumu 2023 yılının Mayıs- Eylül aralığında yaşanan şoklara bağlamıştır. Şokları da akaryakıt fiyatları, kurdaki artış ile Katma Değer Vergi’si ve Özel Tüketim Vergisine yapılan zamlar şeklinde sıralamıştır.

Kur Korumalı Mevduat (KKM/DDM) Uygulaması

Uzun vadede büyük maliyete neden olan KKM/DDM uygulaması 20 Aralık 2021’de başlamıştır. Amaç para ikamesinde ters dönüşü sağlamaktı. Ancak TL mevduat sahipleri de KKM’ye yönelmişlerdir. 18 Ağustos 2023’te KKM ile DDM toplamı 3,4 trilyon TL’ye ulaşarak zirve yapmıştır. Bunun 1,3-1,4 trilyon TL’sinin, doğrudan TL cinsi hesapların dönüşümünden oluştuğu tahmin edilmektedir. KKM/DDM uygulamasının ilân edilmesinin ardından dolar kuru geçici olarak 16 TL’den 11 TL’ye düşmüştür. KKM/ DDM uygulaması dolarizasyonu azaltmamış, dolarizasyonun biçim değiştirmesine neden olmuştur. KKM/DDM’ler dövize endeksli olduğu için “örtülü dolarizasyon” olarak da düşünülebilir. Türkiye’de Eylül 2021 itibarıyla KKM ile DDM toplamı, toplam mevduatın kabaca 1/4’ünü, yabancı para mevduatla birlikte (toplam dolarizasyon) ise 2/3’ünü oluşturmaktaydı (Keyder, 2023a: 20). Dolarizasyonun bu denli yüksek olması para politikasının etkinliğini azaltmaktadır.

KKM’nin Yükü

Başlangıçta TL mevduatından gelen KKM’nin kur farkları Hazine tarafından, döviz tevdiat hesaplarından gelen DDM’nin kur farkları ise Merkez Bankası tarafından ödenirken; Temmuz 2023’ten itibaren Hazine desteğinin tamamı Merkez Bankası’na devredilmiştir. KKM/ DDM’lere ödenen kur farkları bütçe ve Merkez Bankası’na önemli boyutta yük getirmiştir. 2023 Temmuz sonu itibarıyla bütçe kaynaklarından 152, Haziran sonu itibarıyla Merkez Bankası kaynaklarından 160 milyar olmak üzere KKM/ DDM’lere 312 milyar TL kur farkı ödendiği tahmin edilmektedir. TBMM Plan Bütçe Komisyonu’na sunulan teknik verilere göre, KKM/DDM’nin başlangıcından 2024 Haziran sonuna kadar vergi istisnası nedeniyle oluşan vergi kaybının 112,6 milyar TL’yi bulacağı ifade edilmektedir (Süzer, 2023). Yükün gerçek boyutu, ilgili makamlarca kamuoyuyla paylaşılmamaktadır.

Mayıs 2023 seçiminden sonra Dolar kurunun yükselmesiyle birlikte KKM ve DDM’nin kamuya maliyeti artmıştır. Merkez Bankası’nın 2023 yılını bu hesapların getirdiği ek yük nedeniyle zararla kapatması hâlinde, yıl sonunda Hazine’ye gelir olarak devredilecek kârı olmayacaktır. (Not: Yıl sonunda Merkez Bankası’nın kârı, belirli kalemler düşüldükten sonra Hazine’ye gelir olarak devredilmektedir. Önceki yıllarda Merkez Bankası kâr rakamları ve Hazine’ye devredilen miktarlar için bkz. Tablo 1). Türkiye’de son 10 yılda dolaşımdaki para ortalama yılda %24 artış göstermiştir. Tablo 1’de verilen rakamlar üzerinden hesaplandığında, KKM/ DDM’lerin başlamasıyla birlikte dolaşımdaki paranın artış hızı belirgin bir şekilde ortalamanın üzerinde seyretmiştir. 2020- 2021 yıl sonu rakamları karşılaştırıldığında, dolaşımdaki para sadece %24,9 artarken, 2021-2022 arasında artış hızı %45,2’ye yükselmiştir. 2022-2023 Kasım ayları karşılaştırıldığında, artış %36,4’tür (dolaşımdaki para Kasım 2022’de 312,4, Kasım 2023’te 426 milyar TL’dir).

TCMB, genel seçimlerden bu yana piyasadaki fazla TL likiditeyi çekmek (sterilizasyon) için zorunlu karşılık aracını kullanmış, bu sürede bu yöntemle piyasadan 1 trilyon TL çekmiştir. 21 Aralık 2023’te, uzun bir aradan sonra, sterilizasyon için ek bir araç olarak “TL depo alım ihalesi” aracını yeniden devreye sokmuştur. Depo alım ihalesi, Merkez Bankası’nın TL likidite fazlalığını çekmek amacıyla bankalardan ihale yöntemiyle TL depo alma işlemidir. İhalede minimum faiz oranı %41,5, maksimum faiz oranı %42,4 olup, ortalama faiz oranı %42,18 olarak ilân edilmiştir. 80 milyar liralık TL depo alım ihalesine 194 milyar teklif gelmiştir.

KKM/DDM’nin Tasfiye Planı

Rasyonel ekonomi politikasına geçiş sonrası, Ağustos 2023’te KKM/DDM’yi aşamalı tasfiye planının yürürlüğe girmesiyle, KKM/DDM düşme eğilimine girmiştir. 2023 Mayıs’ta 125 milyar dolar olan KKM/DDM, 27 Ekim itibarıyla 107,3 milyar dolara, 10 Kasım haftasında 98 milyar dolara (2,8 trilyon TL) gerilemiştir. 22 Aralık haftasında KKM ve DDM toplamı 2,65 trilyon TL olup, toplam mevduat içindeki payı %18 civarına düşmüştür. Çözülen paranın dövize kayması kuru tutmayı zorlaştıracaktır. Ancak devam eden süreçte böyle bir risk gözlemlenmemiştir. 1 Ocak 2024’ten itibaren TL dönüşümlü KKM hesabı açılamayacak, mevcut KKM’ler vade sonunda yenilenmeyecek. Döviz dönüşümlü KKM’de ise yeni hesap açılışı ve vade sonunda yenileme devam edecek.

KKM/DDM’de Taban Faiz ve Vergi İstisnası Uygulaması

KKM/DDM hesaplarına başından beri (KKM/DDM başlangıç tarihi Aralık 2021) Merkez Bankası’nın politika faizinin altında faiz uygulanamıyordu. Yani taban faiz politika faiziydi. KKM/ DDM’de asgari faiz zorunluluğu, 25 Eylül 2023’te sadece TL’den dönüşen KKM’leri kapsayacak şekilde kaldırıldı. Bunun üzerine bankalar, uygulanan faizi hızla politika faizinin altına çektiler. Döviz dönüşümü yoluyla açılan kur korumalı mevduatta asgari faiz koşulu ise şu şekilde devam etmektedir: Bu hesaplara banka politika faizinin altında faiz verebilecek, ancak bu oran politika faiz oranının %85’inden daha düşük olamayacaktır. Bu durumda 21 Aralık 2023’ten sonra yenilenecek Döviz Dönüşümlü Kur Korumalı Mevduata 0,425 x 0,85 = 0,36125, yani en düşük %36 faiz uygulanabilecektir. KKM/DDM’de kurumlar vergisi istisnası 30 Haziran 2024’e kadar uzatılmıştır.

Enflasyon

Merkez Bankası 2 Kasım 2023 tarihli Dördüncü Enflasyon Raporu’nda (TCMB, 2023b) enflasyon oranını 2023 için %65 (tahmin aralığı %62- 68), 2024 için %36 (tahmin aralığı 30-42) olarak ifade etmiştir. Dezenflasyonun (enflasyon artış hızında/aylık enflasyonda yavaşlama) Eylül 2023’te başladığını (TÜFE aylık enflasyon Ağustos 2023’te %9,7, Eylül’de %5’in altında), ancak Kasım 2023’te (doğal gaz tüketiminin artması sonucu bedelsiz kullanım sınırının aşılması nedeniyle), Ocak 2024’te (asgari ücret ayarlamaları ve vergi güncellemeleri nedeniyle), Mayıs 2024’te (doğal gaz kaynaklı baz etkileri nedeniyle), para politikasının etki alanının dışında kalan unsurlardaki hareket nedeniyle geçici yükselişler beklendiğini, Mayıs 2024’te yıllık enflasyonda %70-74 düzeyinde tepe noktası görüleceğini, sürekli dezenflasyon sürecinin, para politikasının gecikmeli etkisinin devreye girmesiyle birlikte, 2024’ün ikinci yarısında başlamasının beklendiğini ifade etmiştir. Uygulanan seçici kredi politikaları çerçevesinde tüketici kredi faiz oranının ticari kredi faiz oranının üzerinde belirlendiği, bu nedenle bireysel kredilerin yavaşladığı, 2023 Mayıs-Haziran döneminde durma noktasına gelen yatırım ve ihracat kredilerinin ise Temmuzdan itibaren önemli bir yükseliş kaydettiği belirtilmiştir.

Merkez Bankası 2023 Mayıs- Eylül arasında enflasyon oranındaki yükselişi şu şekilde izah etmiştir: %90 oranında yükselen akaryakıt fiyatları enflasyon oranını 4,8 puan arttırmış, deprem nedeniyle ihtiyaç duyulan KDV ve ÖTV artışlarının etkisi ise 2,5 puan olmuştur. Bu dönemde kurda yaşanan %37’lik artış da enflasyonu artıran bir faktör olarak gösterilmiştir. Ücretlerde enflasyon denkleminde varsayılan düzeyin üzerinde verilecek bir zam da enflasyon tahmininin yukarı yönlü hareketine neden olacaktır.

Merkez Bankası’nın 2024 enflasyon oranıyla ilgili sunduğu tahmin aralığının geniş olması, jeopolitik riskler ve yönetilen/ yönlendirilen fiyatlardaki belirsizlikle izah edilmiştir. Mayıs 2024’te enflasyon oranının artış hızındaki yükselişin, takip eden aylarda düşüşe geçeceği öngörülmektedir. 2024 Mayıs ayı yıllık enflasyon oranındaki %68’den %74’e sıçrama baz etkisinin sonucudur. 2023 Mayıs ayında doğal gazın enflasyon hesaplamasında sıfır fiyat yöntemiyle yer almasından kaynaklanmaktadır. 2023 Mayıs ayındaki doğal gaz tüketiminin tümü Enerji Bakanlığı bütçesinden karşılanmak üzere sübvanse edilmiştir. Yıllık enflasyon oranında 2024 Mayıs ayında beklenen zirve, 12 aylık enflasyon hesaplamasında, seriden 2023 Mayıs ayı için elde edilen enflasyon oranının (0,04) düşülüp, daha yüksek çıkacak Mayıs 2024 rakamının ilavesi sonucu elde edilmektedir. Hâlbuki 2023 Mayıs enflasyonu gerçek oranın altındadır (Tablo 2).

Haziran 2023-Mayıs 2024 döneminde de aylık 25 metreküplük tüketimin yine Enerji Bakanlığı tarafından karşılanacağı belirtilmiştir. Bu nedenle ilgili dönem enflasyon oranları da gerçeğin altında kalacaktır. Bu tür geçici düzenlemeler serilerin gerçekçi biçimde devamlılığına gölge düşürmektedir.

Tablo 1. 

(GT)* OVP (2024-2026) Gerçekleşme Tahmini.
Kaynak:
Kolon (1) TCMB EVDS, GSYİH-Harcama Yöntemiyle-Zincirlenmiş Hacim Tablosu.
Kolon (2) TCMB EVDS, TÜİK – Fiyat Endeksi (Tüketici) (2003=100) (Aylık). (Dönem sonu).
Kolon (3) ENAG, Enflasyon araştırma Grubu. https://enagrup.org/ (Dönem sonu).
Kolon (4) TCMB EVDS, TÜİK – Fiyat endeksi (Yurt İçi Üretici Fiyatları) (2003=100) (Dönem sonu).
Kolon (5) TCMB EVDS, Ödemeler Dengesi Analitik Sunum (6, El Kitabı) (Milyon ABD Doları).
Kolon (6) TCMB EVDS, Merkez Bankası Bilançosu- Stand By-18,01,2002 Tarihli Niyet Mektubu ile Belirlenmiş (Cari).
Kolon (7) TCMB EVDS, Analitik Bilanço.
Kolon (8) TCMB, Yıllık Rapor 2018, Finansal Tablolar, Kâr-Zarar Tablosu, (vergi sonrası kâr), ve diğer ilgili yıllar.
Kolon (9) TCMB Yıllık Rapor, Kâr Dağıtımı Tablosu, ilgili yıllar.
Kolon (10) Reuters, 5 Yıllık Türkiye CDS Oranı veya https://www.woldgovernmentbonds.com (Dönem sonu).
Kolon (11) TCMB EVDS, Döviz Kurları (günlük).

2024 yılı Mayıs, Temmuz ve Ağustos ayları için enflasyon hesaplamalarında baz etkisi önemli olacak, elde edilen rakamlar tam olarak gerçeği yansıtmayacaktır.

Tablo 2. 2023 Aylık Enflasyon Oranları (TÜFE, %)

Aralık

 

2,93

Kasım

3,28

Ekim

3,43

Eylül

4,75

Ağustos

9,09

Temmuz

9,49

Haziran

3,92

Mayıs

0,04

Nisan

2,39

Mart

2,29

Şubat

3,15

Ocak

6,65

Merkez Bankası’nın öngörüsü gerçekleşir ve 2024’ün ikinci yarısında dezenflasyon süreci başlarsa; enflasyon beklentileri olumlu etkilenecek, öngörülebilirlik artacaktır. Merkez Bankası’nın 2025 yılı için enflasyon tahmini %14’tür. Tek haneli enflasyon oranı için 2026 işaret edilmektedir. Unutulmamalıdır ki para politikasından gecikmeli sonuç alınabilmekte, aktarım mekanizması ortalama 18 ay sürmektedir.

Merkez Bankası Enflasyon Raporu’nda (TCMB, 2023b) yıl ortasında %34’lük bir asgari ücret artışının yıllık enflasyona etkisinin %2,7- 4,1 puan aralığında olacağı ifade edilmiştir. 27 Aralık 2023 tarihinde, 2024 yılında asgari ücrette 1 defaya mahsus yapılacak artış %49 olarak ilan edilmiştir. Merkez Bankası bu artışın yıllık enflasyona etkisinin %3,92 ile %5,88 arasında olacağını hesaplamıştır. 17 bin TL olarak belirlenen asgari ücrete, %14 SGK primi işçi payı ve %1 işsizlik sigortası işçi payı eklendiğinde 20 bin lira brüt ücret, buna %15,5 SGK primi işveren payı ve %2 işsizlik sigortası işveren payı eklendiğinde ise 23 bin 500 TL bir işçinin işverene maliyeti elde edilir. Umarız yüksek maliyet nedeniyle çalışan işçi sayısında azalma yaşanmaz. Mayıs 2024’ün doğal gaz fiyatı, tahminde hata payını yükselten önemli bir bilinmeyen olarak devam etmektedir.

Enflasyonu etkileyen önemli bir faktör de fiyatlamada kâr marjının isteğe bağlı artırılabilmesidir. Pek çok üründe oligopol fiyatlama gözlemlenmektedir. Bunu önlemek için etkili bir denetim mekanizması işletilmelidir. Bu konudaki bir çalışma (Boratav, vd., 2023) Türkiye’de yaşanan enflasyonun ücretlerle ilişkisinin bulunmadığını, enflasyonun “kâr itilimli” bir süreç olduğunu, kâr katsayılarındaki yükselişin enflasyon dinamiklerinin ardında yatan önemli bir itici güç olduğunu belgelemiştir. Çalışmada, 2015 sonrası TÜİK ve TCMB verilerine dayandırılarak tarım dışı ortalama kâr katsayısının 2015’te 0,14’ten, 2021’de 0,21’e, sanayide ise 0,12’den 0,19’a yükseldiği, ücret gelirlerinin millî gelirdeki payının 2015-2021 arasında %30,9’dan %25,6’ya gerilediği ifade edilmiştir.

Döviz Kuru

Başlangıçta, ülkede yaşanan yüksek enflasyona rağmen döviz kurunun göreceli satın alma gücü paritesi paralelinde artmasına, dövize müdahale yoluyla izin verilmemiştir. rasyonel ekonomi politikasına geçiş sonrası müdahalelerin kesilmesiyle birlikte kur hızlı bir artış göstermiştir. 2018’de 5,29 TL olan dolar kuru; 2020’de 7,43, 2021’de 13,28, 2022’de 18,62 TL olup, 2023 Kasım ve Aralık aylarında 29 TL civarında seyretmiş, 2023 yılını 29,6 TL düzeyinde kapatmıştır (Tablo 1).

Faiz Artışına Rağmen TL Değer Kaybediyor

Ekonomi önündeki risk ve belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçilmekte. Savaş ve jeopolitik gelişmeler, yüksek borç düzeyi, yüksek cari açık, kaliteli dış finansmana erişimde zorluk, petrol fiyatlarında yükselme beklentisi, Derecelendirme Kuruluşları’nın Türkiye’nin kredi notunu düşürmeleri güven erozyonunu beslemiştir. Rasyonel Ekonomi Politikası çerçevesinde yapılan faiz artışlarına rağmen Haziran 2023’ten sonra TL’nin değer kaybetmeye devam etmesi genelde bu nedenlere bağlanmaktadır. Serbest piyasada dolar kuru 2 Haziran-22 Ekim 2023 arasında 20 TL’den 29 TL’ye yükselmiş, dolar %45 değer kazanırken, TL dolar karşısında %31 değer kaybetmiştir. Aslında ben kurdaki bu yükselişi, yapılan müdahaleler ve KKM uygulaması nedeniyle baskı altında tutulan döviz kurunun, son aylarda müdahalenin kesilmesiyle, göreceli satın alma gücü paritesi (relative purchasing power parity) paralelinde gerçek seviyesine doğru yükselmesi şeklinde yorumluyorum (Göreceli satın alma gücü paritesi, ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılaşmasını ortadan kaldıran para birimi dönüştürme oranıdır. Göreceli satın alma gücü paritesine göre, kurlardaki değişme iki ülkenin enflasyon oranları farkıyla orantılıdır. Parite, iki ülke enflasyon oranı farkı şeklinde hesaplanmaktadır).

Kur Tahmini

Göreceli satın alma gücü paritesini kullanarak kuru hesaplayalım:

TÜİK’in enflasyon oranlarının gerçeği yansıtmadığı kanısındayız (bkz. Tablo 1). Enflasyon Araştırma Grubu ENAG’ın verilerinin daha sağlıklı olduğu düşüncesinden hareketle, göreceli satın alma gücü paritesi’ni, ENAG’ın TÜFE enflasyon oranı ve ABD’nin TÜFE enflasyon oranı üzerinden hesapladık. Türkiye’de dolar kuru Mart 2021 sonlarından Eylül 2021 ortalarına kadar 8 TL civarında yatay bir seyir izlemiştir. Faizlerin düşürülmeye başlaması öncesi dolar kuru 8,53 TL idi. Şayet takip eden dönemde kur müdahalelerle baskı altında tutulmayıp, göreceli satın alma gücü paritesi paralelinde yükselmesine izin verilseydi, dolar kurunun Ekim 2023’te 28 TL civarında olması gerekirdi. Rasyonel ekonomi politikasının uygulamaya konduğu Haziran 2023’ten itibaren dövize müdahale kesilmiş, kurun yükselerek dengeyi bulmasına izin verilmiştir. 2023 yıl sonunu 29-30 TL civarında kapatacağını düşünüyoruz. Bunun üzerinde bir artış TL’ye karşı güven kaybı, dış şoklar gibi nedenlerden kaynaklanacaktır. 2024 yılında serbest piyasa koşullarında belirlenen döviz kurunun göreceli satın alma gücü paritesi paralelinde yükselmesini bekliyoruz. Enflasyon beklentilerinin kırılması sonucu döviz kuru artışları da hız kesecek, KKM/ DDM’lerden çıkış hızlanacak, TL’ye talep artacaktır. Bu olumlu senaryonun gerçekleşmesi için güven ortamının tesisi ve zedelenmemesi, vadedilen yapısal reformun, özellikle üretim ayağı vurgulanarak hızla hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Göreceli satın alma gücü paritesi ve gerçekçi kur’un hesaplanması ile ilgili not:

Türkiye ENAG Enflasyon Oranı (TÜFE, yıllık, %)

2021

82,2

2022

137,6

2023

126,2(Ekim, yıllık)

Toplam

346,6 (Ocak 2021-Ekim 2023 Türkiye’de fiyat artışı)

ABD TÜFE Endeksi (1982- 1984=100); Ocak 2021’de 261,6, Ekim 2023’te 307,7. Dolayısıyla ABD’de Ocak 2021-Ekim 2023 fiyat artış oranı (307,7-261,6) /261,6 = 0,176 yani; %17,6, göreceli satın alma gücü paritesi kabaca 346,6-17,6= 329 olarak hesaplanmaktadır. (ABD ihracat yaptığımız ülkeleri temsilen kullanılmıştır). Bunu faiz indirimlerinin başlaması öncesi 8 civarında seyreden kur (16 Eylül 2021 kuru olan 8,43 TL kullanılmıştır) ile çarparsak, (329/100) x 8,43 =27,73 TL Ekim 2023 için dolar kuru tahmini elde edilir (Keyder, 2023b). Dış şoklar, güveni zedeleyen olaylar gibi nedenler enflasyon tahmininden sapmaya sebep olacaktır. Bu nedenle elde edilen rakamın tahmin aralığı şeklinde sunulması daha doğrudur.

2024 yılında kurun yine göreceli satın alma gücü paritesi paralelinde yükseleceği varsayımından hareket edersek: 2023 sonu dolar kurunun 30 TL, 2024 enflasyon oranının %36 (Merkez Bankası nokta tahmini), ABD enflasyonunun %3 düzeyinde gerçekleşmesi durumunda; 2024 yıl sonu dolar kuru tahmini 40 TL, enflasyon oranının Merkez Bankası tahmin bandının (%30-%42) üst sınırı olan %42 olması hâlinde kur 42 TL; enflasyonun %48 olarak gerçekleşmesi durumunda ise kur 43,5 TL olarak tahmin edilmiştir. Bu düzeydeki kur, mevduat faizinin %40’ın üzerinde seyrettiği bir ortamda banka mevduatı olarak tutulan tasarrufların dolar bazında fazla değer kaybetmeyeceği anlamına gelecek, KKM/DDM cazibesini yitirmiş olacaktır. Kur dengeye yaklaştıkça dalgalanmalar azalacak, kur şokları yaşanmayacaktır.

Dış Borç ve CDS Puanı (5 yıl, ABD Doları)

Ekonomi yönetiminin borçlanma stratejisi; borcu uzun vadeye yaymak, değişken faizli senet payını düşürmek (faiz riskini azaltmak), borç stokunun kur riskini düşürmek ve son olarak, güçlü nakit rezerv birikimi sağlamak olarak özetlenebilir.

Türkiye büyük bir borç yükü altındadır. 2023 yılında toplam borç stokunun %64,5’i döviz cinsindendir. 2024 yılında çevrilmesi gereken kısa vadeli dış borç miktarı 220 milyar dolardır. Cari açıkla (bkz. Tablo 1) birlikte bulunması gereken dış finansman rakamı 260 milyar doları bulmaktadır. Durum böyleyken Merkez Bankası rezervleri eksidedir (Not: Burada kısa vadeli borç stoku ile orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine bir yıl veya daha az kalmış dış borç stoku kastedilmektedir. 220 milyar dolarlık kısa vadeli borç stokunun içinde kamu sektörünün payı %19,8, Merkez Bankası’nın payı %20,8, özel sektörün payı %59,4’tür).

Türkiye dış borcunu döndürmede güçlük çekmektedir. Kredi risk primi (CDS – credit default swap) yüksek boyutlara ulaşmış, rasyonel politikaya geçiş sonrası düşme eğilimine girmiştir. Aşırı yüksek risk primi, temerrüt (iflas) çağrışımı yapmaktadır. Kredi risk primi, vadeli borcu iflasa karşı korumanın maliyeti, bir anlamda geri ödenmemesine karşı yapılan bir sigorta bedeli, borçlunun alacaklıya ödemekle yükümlü olduğu borcu ödeyememe riskine karşı alacaklının üçüncü bir kişi/kuruma belirli bir prim ödeyerek alacağını sigorta ettirmesi şeklinde de tanımlanabilir. Kredi temerrüt swapları bir alacaklının üçüncü kişi/kuruma belirli ücret karşılığı alacağını sigortalamasıdır. Risk priminin 300 puanın üzerinde olması, ülkenin aşırı kırılgan bir ekonomiye sahip olduğunu gösterir. O ülkede; yüksek borçlanma maliyeti, yüksek enflasyon, yüksek cari işlemler açığı, zayıf büyüme, sıcak paraya muhtaç olma gibi özellikler mevcuttur.

Türkiye’nin en düşük risk primi 119 puan ile Nisan 2013’te görülmüştür. Haziran 2018’de Türkiye’nin 266 puan olan CDS’si, 22 Haziran 2022’de 804 baz puana yükselmiştir (Tablo 1). Bunun anlamı, 100 dolarlık borç için Türkiye 8,04 dolar ek risk primi ödemek zorunda kalmıştır (bu düzeyde bir risk primi, 2008-2009 krizi sırasında, Ekim 2008’de de görülmüştü). Bu dönemde uluslararası tahvil faiz oranları %0,2-%3,3 aralığındayken, Hazine’nin Türk Eurobond ihracı farklı vadeler için %8,4 -%10,6 civarında faizle gerçekleşmiştir. 804 puan olan CDS düzeyi, %35 temerrüte düşme olasılığını ifade etmektedir. Rasyonel politikaya geçiş sonrası güven ortamı olumlu etkilenmiş, 22 Mayıs 2023’te 699 baz puan olan 5 yıllık kredi risk primi, jeopolitik risk devam ettiği hâlde, 4 Aralık 2023 itibarıyla 331’e, 14 Aralık’ta 299,9’a, 22 Aralık’ta 284’e, 28 Aralık’ta ise 278’e gerilemiştir (bkz. Tablo 1). Türkiye’nin 5 yıllık ABD dolar borçlanmasını 28 Aralık 2023’te %6,6 civarında bir faizle yaptığını tahmin ediyoruz (faiz oranı şu şekilde hesaplandı; 3,80 (ABD 5 yıllık tahvil faiz oranı)+2,78 (CDS)=6,58).

Merkez Bankası Swap Hariç Net Döviz Rezervi

Rasyonel politikaya geçiş öncesi kur artışlarını önlemek için dövize yapılan örtülü müdahaleler sonucu Merkez Bankası rezervleri erimiştir. 2018 ve 2019 yıllarında artı 28,2 ve artı 23,3 milyar dolar olan Merkez Bankası swap hariç net uluslararası döviz rezervi, 2020’de eksi 48,9 milyar dolara, 9 Haziran 2023’te ise eksi 62,3 milyar dolara düşmüştür. Yeni ekonomi yönetiminin rezervi artırma çabası yavaş da olsa sonuç vermeye başlamıştır. 6 Ekim haftası itibarıyla Merkez Bankası swap hariç net rezervi eksi 55,7, 24 Kasım 2023 haftasında eksi 50,8, 22 Aralık 2023 haftasında ise eksi 36,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir (bkz. Tablo 1). (Not: “Swap”, bir ülkenin parasını bir başka ülkenin parasıyla belirli bir süre için değiştirme işlemidir. Vade hitamında para faiz eklenerek iade edilir. Örneğin, 29 Aralık 2023 tarihinde TCMB iki hafta vadeli 1,8 milyar euro büyüklüğünde iki adet döviz karşılığı TL swap ihalesi açmıştır. “Swap” Merkez Bankası’nın yükümlülüğü olduğu için net rezervlerden düşülmüştür). TCMB 2024 yılında swap işlem miktarını kademeli olarak azaltacağını belirtmiştir.

Cari Açık

Cari açık yüksek düzeyde seyretmeye devam etmektedir (bkz. Tablo 1). 2018 yılında eksi 20,2 milyar dolar olan cari denge, 2019 yılında fazla vermiş (+10,8 milyar dolar), sonra tekrar eksiye dönmüştür. Cari denge rakamları 2020 için eksi 31,9, 2021 için eksi 7,2, 2022 için eksi 49,1, 2023 için eksi 42,5 (yıllıklandırılmış gerçekleşme tahmini) milyar dolardır. Altın ithalatındaki kota uygulaması ve sıkılaştırıcı para politikasının iç talep ve dolayısıyla ithalatta yaratacağı baskı sonucu, cari dengede iyileşme beklenmektedir. Ancak bu iyileşmenin, üretimin girdileri olan aramalı ve hammadde kalemlerindeki azalmadan kaynaklanması, ekonomide endişeyle beklenen durgunluğun habercisi olacaktır. Bu durum yakından izlenmeli, zamanında gerekli teşvik tedbirleri yürürlüğe konmalıdır.

Ödemeler dengesindeki “net hata noksan kalemi”, kaynağı bilinmeyen para hareketlerinin yazıldığı kalemdir. 2022 yılında bu kalem 24,2 milyar dolara yükselmiştir. O yılın 49,1 milyar dolar olan cari açık rakamının neredeyse yarısını oluşturmaktadır. Bu sıra dışı durum paranın kara para, uyuşturucu ticareti gibi kaynaklardan sağlanmış olabileceğini düşündürmektedir. Durum böyleyse, ülkenin “gri liste”den çıkması için bu tür yasa dışı faaliyetler engellenmelidir. Türkiye, kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engelleme konusunda yeterli çabayı göstermediği için uluslararası arenada “gri liste”ye alınmıştır. Bu listede yer alan ülkeler yakın gözetim altında tutulmakta, gerektiğinde yaptırımlara maruz kalmaktadırlar.

Bütçe Açığı

2023 Bütçesi 1,63 trilyon TL açık verirken, 2024 bütçesi için öngörülen açık 2,65 trilyon TL’dir (Tablo 3). Bunun için 2024 yılında Hazine’nin bu düzeyde borçlanması gerekecektir (Süzer, 2023a). Özellikle yaklaşan seçimler sırasında ek harcamalar yapılmaması, bütçe genelinde savurganlığın önlenmesi gerekmektedir.

Tablo 3. Bütçe Büyüklükleri (Milyar TL)

BÜTÇE

2023

2024

Harcamalar

6,563

11,089

Personel giderleri

1,326

2,553

Faiz

646

1,254

GELİRLER

4,930

8,437

Vergi gelirleri

4,271

7,408

Diğer gelirler

659

1,029

AÇIK

-1,633

-2,652

Not: 2023 gerçekleşme tahmini, 2024 teklif.

Kaynak: (Süzer, 2023a)

2023’te deprem kaynaklı harcamaların bütçeye yükünün 762 milyar TL (millî gelirin %3’ü) düzeyinde olduğu, 2024’te de 1 trilyon TL’nin üzerinde bir paranın deprem için ayrılacağı ifade edilmektedir. Bu da yönetimin işini zorlaştıran bir olgudur.

Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle yapılan otoyol-köprü-şehir hastaneleri-Avrasya Tüneli gibi projelerde işletici firmalara verilen gerçek üstü hasta-yolcu garantileri, yeniden gözden geçirilmelidir. Bütçe açıklarının önemli bir kısmı bu yükten kaynaklanmaktadır. Kamunun YİD sözleşmesi kapsamında hayata geçirilen bu şirketlere yaptığı ödemeler; 2018 yılında 1,2, 2022’de 3,2, 2023’te 4,3 milyar dolardır. 2024 yılı için yapılan tahmin ise 4,4 milyar dolardır. 2017-2023 döneminde ödenen toplam tutar 16,9 milyar dolardır (Sönmez, 2023).

Sonuç

Haziran 2023’e kadar izlenen yanlış ekonomi politikaları krizin derinleşmesine neden olmuştur. Krizle mücadele, Haziran 2023’te rasyonel ekonomi politikalarına geçiş sonrası başlamıştır. Mevcut kriz yönetiminin enflasyonla mücadeledeki başarısı; hükümetin yeni politikaları uygulamadaki kararlılığına, güven ortamının tesisine, beklenen yapısal reformların uygulanmasında istenen sonucun alınabilmesine bağlıdır. Yapısal reformun özellikle üretim ayağı büyük önem taşımaktadır.

Yeni ekonomi yönetiminin çabalarının yavaş yavaş sonuç verdiğini görüyoruz. Gelişmeleri özetleyecek olursak; 800’lerden 28 Aralık 2023 itibarıyla 278 puana düşen kredi risk primi (CDS), eksi 57 milyar dolardan 22 Aralık 2023 haftasında eksi 36,4 milyar dolara yükselen Merkez Bankası swap hariç net rezervi (eksi alanda iyileşme ifade etmektedir), %18’lerde seyreden banka sermaye yeterlilik oranı, 3,4 trilyon TL’den 22 Aralık 2023 haftasında 2,65 trilyon TL’ye gerileyen KKM ile DDM toplamı, buna bağlı olarak da bu ikilinin mevduat içindeki payının %26,2’den %18 civarına inmesi ve 2022’de 49,1 milyar dolardan 2023 yılında 42,5 (geçici tahmin) milyar dolara gerileyen cari açık. Bunlar olumlu gelişmeler. CDS priminin düşmesi ayrıca güven ortamının da iyileştiğine işaret etmektedir.

Krizle mücadele sürecinde olumsuz bazı gelişmeler de görülmektedir. Enflasyonla mücadele yolunda kullanılan sıkılaştırılmış para politikası çerçevesinde Merkez Bankası’nın politika faizini artırması, bankaların KKM ve DDM’nin TL’ye dönüşümünü sağlamak için %50’nin üzerinde mevduat faizi verme durumunda kalmaları, kredi faizlerinin vergi ve komisyonların da eklenmesi sonucu %60’ın üzerine çıkması birinci olumsuz gelişme. Her ne kadar Merkez Bankası ihracat ve yatırım kredilerinin artmasını, bireysel kredi büyümesinin yavaşlamasını arzu ettiklerini ifade etse de yüksek kredi maliyetinden ihracat ve yatırım sektörünün etkilenmemesi mümkün değil.

Faizler yükseldikçe kredi talebi düşecek, ekonomide keskin bir yavaşlama, işsizlik oranında artış yaşanacaktır. Yedek işgücü ordusunun büyümesi işçi ücretlerinin baskılanmasına yol açacak, enflasyonun frenlenemediği bir ortamda yoksulluk daha da artacaktır. Bu olumsuz senaryonun gerçekleşmemesi için, enflasyonun kısa sürede makul düzeylere çekilmesi, bunun için de güven ortamının hızla iyileştirilmesi gerekmektedir. Güven ortamı sağlanmadıkça gerek içerden gerek dışardan istenilen düzeyde yatırım hamlesi beklenemez.

Son zamanlarda sıcak para girişinin de hızlandığı görülmektedir. Ancak Türkiye’nin ihtiyacı olan doğrudan yatırımdır. Bu da ancak ülkede istikrar ve güven ortamı tesis edilirse gelir. İstikrar ve sürdürülebilir büyüme için rasyonel karar alabilen bir kurumsal yapıya ihtiyaç var. Yatırımların betona değil, üretken, katma değeri yüksek alanlara yönlendirilmesi gerekmektedir.

Krizle mücadelede önerilen yol haritasında “üçlü açmaz hipotezi” (Mundell, 1963 ve Fleming, 1962) unutulmamalıdır: Faiz, kur ve enflasyon üçlüsünden ancak birini sabit tutabilir ya da kontrol edebilirsiniz. Diğer ikisi dalgalanmaya bırakılmalıdır. Uygulanan “açık enflasyon hedeflemesi rejimi” için de aynı kural geçerlidir. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığının sağlanması da hem “üçlü açmaz hipotezi” hem de “enflasyon hedeflemesi” için gereklidir. Enflasyon hedeflemesinin diğer koşullarının (bkz. Keyder, 2022: 13) çoğu hâlen sağlanamamıştır. Haziran 2023 sonrası kura müdahalelerin azaldığını, kurun yükselmesine izin verildiğini görüyoruz. Yeni ekonomi yönetimi şeffaflık, hesap verilebilirlik ilkelerini de vurgulamakta. Kısa sürede Merkez Bankası’nın kalıcı olarak araç bağımsızlığına kavuşması ve yukarıda sözü edilen koşulların sağlanması temennimizdir. TÜİK’in de bağımsızlığına kavuşup, gerçek verileri üretip yayınlaması büyük önem taşımaktadır. Gerçek dışı veriler üzerine inşa edilen bir enflasyon denklemi veya makro model yanlış sonuçlar verecektir.

Dolar Kasım 2023 ortalarında tüm paralara karşı değer kaybettiği hâlde, TL’ye karşı değerlenmeye (TL değer kaybetmeye) devam etmiştir. Hâlbuki o sıralarda Türkiye’de faizler yükselmişti ve TL’nin değer kazanması bekleniyordu. Dolar endeksindeki düşüş, ABD’de yıllık enflasyonun %3 düzeyine inmesi nedeniyle faiz artırımlarının kesileceği beklentisi, ABD tahvil faizlerinin gerilemesi ve dolara olan talebin azalması sonucu ortaya çıkmıştır. Ancak bu süreçte TL’de görülen değer kaybı, yukarıda da belirtildiği gibi, kurun Türkiye’de gerçek değerine doğru ilerlemesi şeklinde yorumlanabilir. Güven ortamının hâlâ tesis edilememiş olması, değer kaybının diğer etkenidir. Bankaların %8 olan yasal gereksinimin çok üzerinde seyreden sermaye yeterlilik oranı, mali sektöre olan güveni olumlu etkilemektedir. Ayrıca, banka mevduatı devlet güvencesi de 1 Ocak 2024’ten geçerli olmak üzere 400 bin TL’den 650 bin TL’ye çıkarılmıştır.

Aralık 2023 toplantısında; Fed politika faizini % 5,25-5,50, Avrupa Merkez Bankası %4,50 seviyesinde sabit tutmuştur. 2023 için ABD’nin enflasyon tahmini %2,8 olup, %2 hedefinin 2026’da tutturulacağı öngörülmektedir. ABD büyüme rakamları ise 2023 için %2,6, 2024 için %1,4, 2025 için %1,8’dur. İşsizlik oranı ise %3,8 düzeyindedir. Bu veriler ışığında Fed, 2024 yılında genişleyici para politikasına geçebileceklerini, bu bağlamda politika faizini üç kademede 75 baz puan düşürebileceklerini ifade etmiştir. Bu durumda küresel piyasada borçlanma imkanlarının artması söz konusu olabilecektir.

Sıkılaştırılmış para-maliye-gelirler politikaları krizle mücadele yolunda yeni ekonomi yönetimi tarafından doğru yönde kullanılmaktadır. Krizden çıkış planının, özellikle üretim ayağının vurgulandığı güçlü bir yapısal reformla desteklenmesi ve mevcut yönetimin sunulan programı sonuna kadar ciddiyetle uygulaması, israfın kesilmesi, beklenmedik iç/ dış şokların yaşanmaması hâlinde; dezenflasyon sonra da enflasyon oranında düşme, cari açıkta iyileşme, Merkez Bankası rezerv birikimi, sermaye akımında güçlenme, döviz kurunda istikrar gibi konularda uzun zaman alsa da başarıya ulaşılacağına inanıyorum. Para politikasının aktarım mekanizmasının ancak uzun sürede sonuç verdiği unutulmamalıdır.

Mevcut enflasyonla mücadele politikasında büyük ölçüde “talep kesme” yöntemi kullanılmaktadır. Bu politikanın üç aracı; parasal daralma, kamu maliyesinde kemer sıkma ve ücret baskılama şeklinde özetlenebilir. Ancak iddia edildiği gibi (Boratav, vd., 2023) kâr katsayıları ile enflasyon arasındaki yapısal bağın kuvvetli olması durumunda, enflasyonla mücadelede kâr faktörü ile ilgili tedbirler de yer almalıdır. Ayrıca para politikasının tarım, sanayi, istihdamı gözeten politikaları da içine alan bir makro model çerçevesinde şekillendirilmesinde yarar görülmektedir. Bu amaca yönelik olarak Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden hayata geçirilmesi düşünülebilir.

Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda, “sürdürülebilir büyüme” yolunda, “yeşil dönüşümü” destekleyen “yeşil büyüme” stratejisini benimsemesi doğru bir karar olacaktır. “Sürdürülebilir büyüme” ile, doğal çevresel sermaye stokunun korunarak büyümenin sağlanması kastedilmektedir. “Yeşil dönüşüm” çerçevesinde ise; yenilikçi teknoloji kullanımı, verim arttırıcı önlemler alınması, atık azaltma, yenilenebilir enerji kullanımı, su kaynaklarının korunması gibi hedefler yer almaktadır.

Ancak uçurumun kenarına sürüklenmiş ülkeyi tekrar ayağa kaldırmak için sadece ekonomi alanındaki gelişmelerin yeterli olmadığını düşünüyorum. Türkiye’nin layık olduğu noktaya gelebilmesi için cumhuriyet, demokrasi, özgürlük, liyakat, lâiklik gibi kavramlara gereken önemin verilmesi, kamu kuruluşlarında siyasallaşmanın önlenmesi, yargı bağımsızlığının sağlanması, anayasal düzenin zedelenmemesine özen gösterilmesi, tarım ve hayvancılığın güçlendirilmesi, satılan hayati öneme sahip fabrika-tesis-kurumların geri kazanımı, yabancıya toprak satışının durdurulması, Kanal İstanbul Projesi’nden vazgeçilmesi, beyin göçünün durdurulması, yeniden bilim ağırlıklı eğitime dönülmesi, tarikat-cemaatlerin eğitimden, kamudan, kışladan elini çekmesi, gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi, yaşamsal ürünlerde-enerjide ithalat bağımlılığının azaltılması, fiyatlama konusunda yapılan oligopolcü anlaşmaların sıkı denetim yoluyla önlenmesi gibi konularda da ilerleme kaydedilmesi gerekmektedir. Bu yolda özgür basın, şeffaflık, hesap verilebilirlik de çok önemli çünkü muhtaç olunan güven ancak bunların varlığıyla sağlanabilir. Büyük çaplı göçmen alımı sonucu Türkiye’nin demografik yapısı bozulmuş durumda. Nüfus artış hızı farklılığı nedeniyle ileride beklenmedik siyasi sonuçlar doğurabilecek, toprak bütünlüğünü dahi tehlikeye atabilecek bir durum bu. Bu nedenle, göçmen politikasının hızla yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Son olarak, ülkeyi yanı başımızdaki savaş ortamından uzak tutmak için akılcı bir dış politikaya ihtiyaç var.

Bu meşakkatli yolun sonu umarım aydınlık olur. Güzel ülkemiz hak, hukuk, adaletin yeniden yeşerdiği, Atatürk’ün bizlere armağan ettiği Türkiye olarak özgür bir ortamda yeniden doğar.

Kaynakça

Boratav K., Yeldan A.E., Köse A. H. (2023) “Türkiye’de Derinleşen Yapısal Kriz Eğilimi ve Kâr İtilimli Enflasyonun Dinamikleri”, İktisat ve Toplum Dergisi, Sayı: 158, ss. 8-30,

ENAG, Enflasyon Araştırma Grubu. https://enagrup.org/

Fleming, J.M.(1962). “Domestic Financial Policies Under Fixed and Under Floating Exchange Rates”, Staff Papers (International Monetary Fund), Vol.9, No.3, pp. 369-380,

Keyder, N. (2023a). “Son Yıllarda Türkiye’de Uygulanan Ekonomi Politikaları Hakkında Düşünceler” İktisat ve Toplum Dergisi, Kasım. Sayı: 157, ss. 19-23,

————– (2023b). “Faiz Artışına Karşın Türk Lirası Neden Hâlâ Değer Kaybediyor?” Cumhuriyet Gazetesi, 27 Kasım.

————. (2022). “Türkiye’nin Kriz Deneyimleri-1994, 2000- 2001, 2008-2009 ve 2018-2022”, İktisat ve Toplum Dergisi, Temmuz. Sayı: 14, ss. 4-13,

Mundell, R.A.(1963). “Capital Mobility and Stabilization Policy Under Fixed and Floating Exchange Rates”, The Canadian Journal of Economics and Political Science, Vol.29, No.4, pp. 475-488,

Reuters, 5 Yıllık Türkiye CDS Oranı.

Sönmez, M. (2023). ”AKP’nin maskesiz soygunu şehir hastaneleri”, Twitter.com.

https://x.com/ mustfsnmz/status/ 1732687592083050758?s.

Süzer, E. (2023). “Kur Korumalıya 112 Milyarlık Vergi Kıyağı”, Sözcü Gazetesi, 29 Kasım.

————(2023a). “Türbülansa Girdik Kemerleri Bağlayın”, Sözcü Gazetesi, 25 Aralık.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (sbb) (2023a). Orta Vadeli Program 2023-2025, (Erişim: https://www.sbb.gov.tr/ orta vadeli programlar)

T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (sbb) (2023b). Yıllık Ekonomik Rapor 2023, (Erişim: https://www.sbb.gov.tr/)

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)(2023a) Cari İşlemler – TCMB EVDS. (Erişim: https://www.tcmb.gov.tr>cari islemler)

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)(2023b) Enflasyon Raporu – IV, 2 Kasım. (Erişim: https://www.tcmb.gov.tr/ raporlar)

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)(EVDS)(2023c) (Erişim: https://evds2,tcmb.gov. tr>kur)

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Bağımsız Denetim Raporu, ilgili yıllar.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Yıllık Rapor 2018, ve diğer ilgili yıllar.

TCMB EVDS, Ödemeler Dengesi Analitik Sunum (6, El Kitabı).

TCMB EVDS, Merkez Bankası Bilançosu-(Stand By-18,01,2002 Tarihli Niyet Mektubu ile Belirlenmiş.)

Orta ve lise tahsilini TED Ankara Koleji'nde, Lise son sınıfı ise AFS'le gittiği George Washington Senior High School'da tamamladı. Lisans derecesini ODTÜ Ekonomi Bölümü'nden, Yüksek Lisans derecesini Fulbright Bursu ile gittiği The University of Texas (Austin)'dan, Doktora derecesini AnkaraÜniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden aldı. Doktora tezi çalışmalarının bir bölümünü Birleşmiş Milletler Bursu ile gittiği LSE'de gerçekleştirdi. 1962-64 yıllarında The University of Texas'da araştırma asistanı olarak görev yaptı. 1966'da yurda dönünce ODTÜ Ekonomi Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak işe başladı,1976'da yardımcı doçent oldu. 1979-84 yıllarında ABD'de hocalık yaptıktan sonra 1984 yılında tekrar ODTÜ'ye döndü. 1986 yılında Doçent, 1992 yılında Profesör oldu, 2004 yılında emekliye ayrıldı, 2010 yılında fotoğrafçılıkla ilgilinmeye başladı.

Bir cevap yazın