İkti̇sat Bilimi ve Türkiye’de İkti̇sat Eğiti̇mi

Türkiye üniversiteleri, iktisat bölümlerinin hemen hemen hepsinin üniversite giriş puanlarının düşmesi, kontenjanların boş kalması, vakıf üniversitelerinin iktisat bölümüne sıcak bakmamaları, yeni bölüm açmak yerine hâlihazırda var olan iktisat bölümlerini kapatmaları ile karşı karşıyadır. Buna karşın kamu üniversitelerinde artan sayı bir tarafa, ilçelerde dahi ilk açılan fakülteler İİBF’lerdir. İrdelemeye çalışacağımız sorun gerçekten çok boyutludur.

Makalede olayın talep tarafından ziyade, arz yanına ağırlık vereceğimizi belirtelim. Arz yanı ile ilgili sorunlar, sadece iktisadı değil, diğer disiplinlerle de yakından ilgilidir, benzerdir. İlk olarak iktisat biliminin bugünkü durumu ile ilgili değerlendirmeler yapılacak, daha sonra Türkiye’de iktisat eğitiminde arz sorunu ele alınacaktır.

İktisat Bilimi ile ilgili Tespitler

İktisadın nasıl bir bilim olduğuna ilişkin soruya yanıt vermek hayli güçtür. Bu konuda çeşitli ayrımlardan söz edebiliriz ve belki de iktisat bunların hepsini içermektedir.

Doğal Bilimler ve İktisat

Pür iktisat teorisi her açıdan matematiksel fiziğe benzeyen bir bilimdir. L.Walras, 1874, s.71-72. (Milonakis ve Fine, 2009)

Bilimin Karakteristikleri,

  1. Bilgi veya gerçeklerin sistematik araştırması (incelenmesi) üzerine temellenir.
  2. Neden ve etki arasındaki bağıntıyı (ilişkiyi) geliştirir.
  3. Bütün yasaları evrensel olarak kabul edilir.
  4. Gelecek hakkında öngörüler yapar.
  5. Bütün yasalar test edilir ve deneyler üzerine kurulur (temellenir).
  6. Ölçüm ölçeğine sahiptir (Eren, 1994).

Doğal, saf bilim tanımından hareketle bilimin karakteristikleri “economics” açısından ne kadar geçerlidir? İktisatta yöntem kitaplarında ve makalelerinde bu sorun, yoğun olarak tartışılagelmektedir.

Süregelen farklı görüşlerden hareketle, iktisadın (doğal) bilim olup olmadığına ilişkin tartışmalarda öne çıkan başlıklar; Esaslar (fundamentals) ve öngörü problemidir. Bu başlıklara yeteri ölçüde cevap verilemediği takdirde iktisadın matematikleşmesi, bilim -gerçek arayışı yerine bilimin güzelliğine dönüşmektedir.

İktisadın; doğal bilimler gibi, özellikle fizik ve kimya gibi temelleri, evrensel yasaları olmadığı, dolayısıyla bilim olmasının mümkün olmadığı görüşü de hayli kuvvetli bir görüştür. İlk neden İktisadın tarihsel bir bilim olduğudur. İktisat yasalara değil trendlere sahiptir. Bu açıdan fizik ve kimyadan çok biyoloji ve biyolojik bilimlere benzemektedir (Rosenberg, 2009). Biyoloji tarihsel bilimdir, “ne oldu” sorusunu cevaplar ve zaman vardır. Buna karşın fizik ve kimya özel bir zamana referans yapmaz, tarihsel bilim değildir. Bu çerçeveden bakıldığında iktisat biyolojik bilimdir, yani tarihsel ve dünyevi (terrestrial) bilimdir.

İkinci önemli nokta, döngesellik-reflexivity (Beinhocker, 2013; Soros, 2013) veya tepkisellik-reactivity (Frey, 2017) sorunudur. Sosyal bilimlerin temeli tepkiselliktir. İnsanoğlu “data”ya yalnız veya gruplar olarak tepki gösterir, mümkünse müdahale eder. “Data”yı pasif olarak kabul etmezler. “Data”ya tepki gösterirler ve “data”yı hemen dönüştürürler. “Data” yalnız veri (given) değil, aynı zamanda insanoğlunun manipülasyonlarına da duyarlıdır. Bundan dolayı iktisatta güvenilir öndeyi yapmak mümkün değildir.

Bireyler ekonomik, politik, sosyal koşulları kabul etmede pasif değildirler. Özellikle hükûmet müdahalesi gibi dışardan gelen müdahalelere tepki-reaksiyon göstermektedirler. İktisat teorisi ve ekonometri, “data”da tepkisellik (reactivity) sorununu söylenmemekte ve/veya göz ardı etmektedir. Keynes ve Knight’da öne çıkan belirsizlik yaklaşımının da temeli “data”ya tepkiselliktir. Kompleksite yaklaşımıyla öne çıkan kavramlar belirsizlik, ani donma, süreksizlik vb. görüşler de “data”ya tepkisellikle yakın kavramlardır.

 

Sosyal Bilim Olarak İktisat

Sosyal bilim (toplum ve) insan davranışını açıklayan bilim olarak tanımlanmaktadır. İnsan davranışını üç düzeyde ele almak mümkündür (Bögenhold, 2014);

  1. Doğal çevre ile ilişkisi (İktisat),
  2. İnsanlarla ilişkisi (Sosyoloji),
  3. Kendisiyle ilişkisi (Psikoloji).

Gerçek yaşamda üçü de vardır. Birini diğerinden soyutlamak zordur. Bu çerçevede genel olarak iktisat, psikoloji, sosyoloji, tarih, coğrafya, siyaset bilimi, antropoloji sosyal bilim olarak kabul edilmektedir.

Ana-akım iktisadın da (doğal) bilim olma iddiasıyla yakın zamana kadar 2. ve 3. ilişkiler genellikle göz ardı edilmiştir.

Gerçekte sosyal ve iktisadi olan birbirine karışmıştır ve birbirinden ayırmak mümkün değildir. (Şekil 1 ve 2) Makro büyüklükler (AS, AD) karmaşık ağ örüntüsünün sonuçlarıdır (P=Politika, E=Ekonomi, AS=Derneşik arz, AD=Derneşik talep) (Wagner, 2016).

 

Şekil 1: Ekonomik ve Politik Nesnelerin Birbirine Karışması (Wagner, 2016)

 

Şekil 2: Ağ Örüntüsü ve Sistem Performansı (Wagner, 2016)

Genel olarak iktisatta ve özellikle ana-akım iktisadında 1980 sonrası ilginç gelişmeler yaşanmaya başlamış, hatta egemen olmaya başlamıştır. İktisat daha fazla disiplinler arası, çok- disiplinli bilim olma sürecindedir; modellerde sınırlı rasyonellik, insanların sosyal varlıklar olduğu vurgulanmaya başlamıştır (Bögenhold, 2014). Bir anlamda Schumpeter[1], Weber gibi iktisadın sosyal bilim olduğunu vurgulayan sosyolog ve iktisatçılar tekrar hatırlanmaktadır.

Hodgson’a (2007) göre 1980’lere gelindiğinde genel denge teorisinin tıkanması, yeni gelişmelere yardımcı olmuş; biyoloji, evrim, tarih, sosyoloji tekrar gündeme gelmiştir.

Bögenhold (2017) genel senaryoya karşı gelişmeleri şu başlıklarda özetlemektedir;

  1. Artan kurumsal yönelimler; kurumsal, evrimci ve kültürel ekonomik dinamikler.
  2. İnsanın araştırılması.
  3. Bireysel ve organizasyonel aktörler arasındaki ağ (network) .

Bütün bu gelişmeler sosyoloji, tarih ve psikolojiyi içermektedir.

İktisatta yeniden bir sosyal bilimleşme süreci yaşanmaktadır. İlginç olan nokta bu gelişmenin kaynağı, “tersine emperyalizm” yönündeki gelişmelerdir. Nörobilim, davranış bilimleri, (evrimci) oyun teorisi, çizge matematiği (ağ teorisi), kompleksite ve bilgisayar bilimindeki vb. gelişmeler iktisadın sosyal bilimleşmesine katkıda bulunmaktadır (Cetrini ve Fontana, 2017; Chafim, 2017; Davis, 2016; Granovetter, 2017; Marchionatti, 2017).

 

Moral bilim olarak iktisat        

“… Değerlendirmeler araştırmaya baştan sona girer: yaklaşımı belirleme, kavramların tanımı, kullanılan ve böylece gözlenen gerçekler, sonuç çıkarım yöntemi ve hatta sonuçların sunulma tarzının belirlenmesi” G.Mrydral (1972, s. 162).

İktisat temelde moral bilimdir, doğal bilim değildir (J.M.Keynes, J. M. Keynes to Harrod , 4 July 1938).

Smith’in modelini kullanan Charles Darwin, insan ve diğer hayvanlar arasındaki en büyük farkın rasyonel akıl değil, iş birliğinin yaygınlaşmasını kuvvetlendiren etik (moral) değerler (capabilities) olduğunu gözlemiştir (Wight, 2015, s.6).

 

Moral felsefesi/bilimi son yıllara kadar kısmen unutulan kavramlardır. Son yıllarda kavramın kullanılmasında belirgin bir artış gözlenmektedir.[2]

[1] Schumpeter’e göre iktisat psikoloji, insan davranışı, sosyolojiyi, tarihi kapsayan disiplinler arası, sosyal bilimdir (Bögenhold, 2014).

[2] En eskisi 1886, en yeni 1938 yılından beri yayımlanan, American Economic Review, Econometrica, Economic Journal, Economica,Journal of Political Economy, Oxford Economic Papers, Quarterly Journal of Economics, Review of Economic Studies, Review of Economics and Statistics, and Southern Economic Journal, on dergide Morality (ve ethics) ve Utiliy kavramlarının kullanım oranlarıdır.

Şekil 3: Önde Gelen Dergilerde “Fayda” Kavramına Oranla “Ahlak” Kavramının Azalması (Hodgson, 2013)

Gerçekte iktisadın temelinde moral felsefesi çok daha önceliklidir. Modern iktisadın kurucularından A.Smith, T.Malthus, Jevons vb. profesör olarak yükseltilen iktisatçılar gerçekte moral felsefesi bölümlerine atanmışlardır. Aynı şekilde Walras ve Menger, uygulamalı etik olarak da adlandırılan hukuk fakültelerine profesör olarak atanmıştır. 20. yy’a kadar iktisat geniş anlamda moral felsefesi içinde kabul edilmektedir (Pandit, 2016, s.3).

MORAL Bilim: Antropoloji, kültür ve sosyoloji temelinde, değerler seti çerçevesinde insanın insanlarla ilişkisinin incelenmesidir.

Moral ekonomisi: Değerler setinden hareketle iktisadi faaliyetlerinin şekillenmesini incelemektir.

Moral iktisatçılarına göre, iktisat değerlerin gerçekleşmesine çalışan bir disiplindir (A.Klamer, 2017).

Moral Değerler: Etik ve ahlak temelinde; mutluluk, erdem, adalet, din, kimlik, rasyonellik, alturizim, kendi çıkarı gözetmek, güven, itimat, işbirliği, karşılılık, özgürlük gibi değerlerdir.

Moral değerlerdeki kavramların büyük kısmı psikoloji ve davranışsal iktisatta da sık kullanılan kavramlardır. Fakat aralarında temel ayrılıklar vardır. Davranışsal iktisatta yukarıdaki kavramlara birey açısından yaklaşılır, birey temeldir. Moral iktisadında kalkış noktası, antropoloji, sosyoloji, tarihten hareketle toplumdur, sosyal normlardır. Empati, paylaşmak, iş birliği, niyet arayışı, karşılılık, ikinci insan perspektifine ihtiyaç duymaktadır (Keane, 2019). Örneğin ültimatom oyunun adaletini, sosyal ilişkiler olmaksızın, bireysel psikoloji sınırlı açıklamaktadır. Bir başka örnek moral iktisadında atomize birey söz konusu olamaz. İş birliği ve karşılılık arasında yakın bağlantı vardır.

A.Smith, T.Malthus ve nihayet J.M.Keynes (1938), K.Boulding (1969) iktisadın moral bilim olduğunu belirten iktisatçıların başında gelmektedirler. Bu gün moral iktisadı tartışmalarında tarihsel ve güncel olarak öne çıkan isimler A.Smith, Max Weber, K.Polanyi, J.M.Keynes, K.Boulding, Amartya Sen, Rawls, Nozick, G.Hodgson, D.McCloskey, E.Ostrom, S.Bowles, A,Klamer, P.Rona gibi isimlerdir.

Bilim-Yapayın Bilimi

Bilim-yapayın bilimi, H.Simon’ın (1969) geliştirdiği bir ayrımdır. Yapayın biliminden kasıt, doğalı inceleyen değil, insan tarafından organize edilmiş özneleri ve olguları inceleyen bilim olmasıdır. Tasarım bilimi, pratik bilim (pratik bilim, her zaman uygulamalı bilime karşılık gelmeyebilir) gibi adlandırmalar söz konudur. (Tablo 1)

PARADİGMA

     
Özellikler Bilim Pratik Bilim/ Yapayın Bilimleri
İlgi Odağı Doğal olarak oluşan olgu, “sanki” (as if), zorunluluk. Tasarlanan yapay özdekler(artefacts[1]), “Ne olabilir”, olumsal.
Ayıran Özellik Olgunun gözlenmesi. Yapay özdeklerin (artefacts) yaratılması ve gözlenmesi.
Disiplin Örnekleri Astronomi, Biyoloji, Kimya, Jeoloji, Fizik,

Sosyoloji

Muhasebe, Sanat, Bilgisayar bilimi, Tasarım, İktisat, Mühendislik, Etik, Enformasyon sistemleri, Pazarlama, Tıp.

Tablo 1: Bilim ve Yapayın Bilimi Paradigmaları (Gregor, 2010, s.56)

Uygulamalı Bilim Olarak İktisat

Pür teorinin çoğu bana güzel bir oyun gibi görünmektedir. (A.Marshall, Milonakis ve Fine, 2009)

İktisadın fizik, kimya gibi bilimlerden çok, tıp ve mühendislik bilimleri gibi uygulamalı bilim olduğuna dair güçlü görüşler vardır.

Bilimde bir ayrım pür bilim-uygulamalı bilim üzerinedir. Ayrımın temelini kadim Yunan’dan gelen episteme-techne (sanat) ayrımına kadar götürmek mümkündür.

  1. yüzyıldan itibaren (mekanik) sanat yerine uygulamalı bilim ve teknoloji kavramları daha yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. İktisatta bu noktadaki karışıklık Senior, Mill ve J.N. Keynes’in sanat kavramını kullanmasından kaynaklanmıştır. Walras ise doğrudan uygulamalı bilim kavramını kullanmıştır.

Uygulamalı bilim[1], bilimin pratiğe uygulanmasıdır. Uygulamalı bilimde devlet, iş dünyası veya müşterinin belirgin veri amacı için; mevcut teoriler, bilgi, yöntemler ve teknikler kullanılmaktadır. Saf araştırmada (temel bilim, temel araştırma) idealler, metodolojiler, programlar, projeler tartışılırken; uygulamalı araştırmada pratik problemleri çözmekle ilgilenilir ve genellikle ampirik yöntemler kullanılır. İşe yarama, kullanışlı olma, bir amacı yerine getirme asıldır.

Önemli bir not, uygulamalı bilimde bilimin kendisi tartışılmaz, kabul gören pür bilim anlayışı çerçevesinde “pratik” problemleri çözmek asıldır. Teknoloji, mühendislik bilimleri, sağlık bilimleri uygulamalı bilimlerdir. Tıp, teknoloji, episteme değil, techne’dir (Hansson, 2009, s.1275). Doktorlar, mühendisler, teknisyenler uygulamalı bilimcidirler (Hansson, 2009, s.1275). Mühendislik bilimlerinde uygulamalı bilimin gelişmesinin kaynağı termodinamiktir (Channell, 2009, s.121).

Bugün bilimin genellikle uygulamalı bilimlere yöneldiğine işaret etmek gereklidir. Uygulamalı bilimler çoğunlukla çok disiplinli ve/veya disiplinler arası bilimlerdir.[2] Uygulamalı bilimlerde genellikle araştırmalar grup çalışmasına dayalı, proje temellidir. Çalışmaların çoğu zaman bir dış destekleyicisi vardır.

Uygulamalı bilimlerde değişme, pür bilimlere göre çok daha hızlıdır. Bu Popperci anlamda yanlışlamadan değil; işe yarama, amaca yönelik olması özelliğindendir.

İktisatta[3] özellikle 19. yüzyıldan itibaren uygulamalı bilim ve aynı anlama gelmek üzere sanat kavramı sık kullanılmıştır. Uygulamalı bilim kavramını ilk kullananların başında (belki ilk) J.B. Say gelmektedir. Senior, Mill ve J.N.Keynes sanat[4] kavramını kullanmışlardır. İlginç bir açılım L.Walras’a aittir. Walras; pür, uygulamalı[5] ve sosyal iktisat ayrımı yapmaktadır.

İktisatta uygulamalı bilim kavramıyla ilgili iki tartışmadan çok kısa da olsa dikkat çekmek yerinde olacaktır. İlki, uygulamalı bilim kavramına ilişkindir. Uygulamalı bilimde kalkış noktası pür bilimi tartışmak değil, pür bilimin temellerinden, evrensel yasalarından hareketle, bilimin sorun çözmek için uygulanmasıdır. Sorun, iktisadın doğal bilimler anlamında evrensel yasalarının, esaslarının yokluğudur.

İkinci tartışma, genellikle bir biri yerine kullanılabildikleri halde uygulamalı bilim ve sanat (örneğin J.N.Keynes uygulamalı bilim başlığında sanat kavramını kullanır) arasında ayrım olduğuna ilişkindir. Özellikle D.Colander (2015), Senior, Mill, J.N.Keynes, L.Robbins, Marshall, Pigou geleneğinde sanat kavramının uygulamalı bilimden farkına dikkat çekmektedir. Colander’e göre sanat etiği içeren normatif iktisat çerçevesinde amaçları gerçekleştirmek üzere; politik, sosyal ve kurumsal faktörleri de göz önüne alarak, pozitif iktisattan (pür bilim) hareketle kurallar geliştirilmesidir. Bu çerçevede sanatta, sadece bilimin uygulanması değil; yaratıcılık, sezgi, ustalık ve hatta pozitif bilimin dışına çıkış söz konusudur[6].

 

İktisat Bilimi ve Çoğulculuk

Önemli bir değerlendirme de iktisatta monizm (tekçilik) ve çoğulculuk üzerinedir. 1950’lere kadar iktisat bilimi çoğulcu bir özellik gösteriyordu. İktisatta çoğulculuktan tekliğe yöneliş doğal olmaktan ziyade, daha çok politik gelişmelerin sonucudur.

1950 öncesinde ülkelerin kendi içlerinde ve ülkeler arasında çoğulcu bir yaklaşım vardı. 1950 öncesi için ana-akım kavramını kullanırken dikkatli olmak gerekir. 1900’lü yılların ilk yarısında Almanya’da Alman Tarihçi Okul ve ABD’de Kurumcu İktisat aynı zamanda ana akım iktisadın parçası idiler. ABD’de iktisat biliminin ortaya çıkması ve gelişmesinde Almanya’nın özel bir önemi vardır. 19. yy’da ABD iktisatçıları genellikle ABD’de eğitim görmüş veya doktora yapmışlardır. Bugün dünyanın en önemli iktisat derneği AEA’nın kurucuları neoklasik iktisada sempati ile yaklaşmamışlardır. ABD’nin 1929 krizinden çıkış politikalarının arkasında kurumcu iktisatçılar ve yakın zamanda ABD’ye göç eden çoğu Rus ve Alman kökenli ve piyasa ekonomisine şüpheyle yaklaşan iktisatçılar vardır.

Aynı şekilde iktisat bölümlerinde farklı görüş ve çizgide iktisatçılar görev almakta idiler. Buna örnek olarak eski Chİcago Okulu (1950 öncesi) verilebilir.

İktisat okullarının kendi içinde de çoğulculuk vardı. Örneğin marjinalizm ve neoklasik iktisadın, özellikle ilk dönem iktisatçılarının çoğu “sosyalist” idiler. Tam rekabet piyasası, piyasa mekanizmasını kapitalizm ile birleştirmediler. Neoklasik iktisat ilkelerinin sosyalizmde de, hatta özellikle sosyalizmde geçerli olduğunu ileri sürdüler (Eren, 2017).

İktisatta 1948-1955 arasında çok önemli bir değişim yaşanmış ve bunun etkisi bu günde devam etmektedir. Diğer bilimlerde olduğu üzere İktisatta da artık ana adres ABD’dir. Soğuk savaş iklimi ve onun ötesinde McCarthy’cilik, iktisatta eşitlik, tekel, düzenleme, müdahale, planlama gibi kavramlardan söz edenleri kızıl ve pembe olarak adlandırmıştır. Birçok iktisatçının sözleşmesi uzatılmamış veya dolaylı olarak kendilerine yeni yol izlemeye başlamışlardır.  Daha önce daha azınlıkta kalan iktisadın matematikleşmesi görüşü, iktisadın sosyal alanlardan uzaklaşmanın aracı haline gelmiştir. Formalizm öne çıkmış ve iktisatta yeni patika oluşmuştur. Bu kurumcu iktisat ve Marksizm’in üniversitelerden kopuşu yanında “Yeni Sosyalizm” olarak adlandırılan neoklasik sosyalizmin de sonunu getirmiştir.

İktisatta 1950 sonrası monist yaklaşımının egemen olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreç aynı zamanda iktisadın moral bilimden de kopuşu anlamına gelmektedir.

İktisattaki gelişmeler, 1980 sonrasında neoklasik iktisat içinde daha fazla karşılık bulmaya başlamıştır. Ortodoks iktisat= neoklasik iktisat birlikteliği, ana akım iktisat için kendi dışındaki gelişmeleri de içine alan ilişkiye dönüşmüştür. İktisat biliminin emperyalizminin yerini tersi emperyalizm almıştır.

Tersi emperyalizm süreci ile birlikte ana akım iktisat, kendi dışındaki gelişmeleri içine alırken, ikame edici biçimde değil, davranışsal iktisat, nöroiktisat, kompleksite iktisadı, vb. tamamlayıcı olarak dâhil etmiştir. İktisadın çok disiplinli, multi ve transdisipliner özelliği artmıştır.

Multi ve transdisipliner özelliklerin artması, kar maksimizasyonu, kısıtlı rasyonellik, denge kavramlarında olduğu gibi, sert çekirdek kavramının da içini boşaltmıştır.

İlginç bir gelişmede alt alanlar ile diğer disiplinler ilişkisinde yaşanmaktadır. Her alt alan diğer disiplinlerle ayrı ilişki içinde olabilmektedir; davranışsal iktisat, davranışsal finans, davranışsal pazarlama, davranışsal reklamcılık gibi. Bu ilişkiler yeni yeni gelişmeler yaratmaktadır.

Alt yan dalların gelişimi iktisatta başka disiplinlere ilişki yanında, aynı zamanda uzmanlaşmayı arttırmaktadır. Genel iktisadi konularla ilgisi olmayan çok sayıda alt dal oluşmaktadır.

 

İktisat, Liberalizm, Piyasa ve Devlet

İktisat kitapları liberal piyasa ekonomilerini ele almaktadır. Genel olarak İngiltere, ABD, Avusturalya, Kanada, Yeni Zelanda bu geleneği temsil etmektedir. Buna karşılık Almanya, İskandinav ülkeleri, Japonya, Kore, vb. ülkeler liberal piyasa geleneğinin dışındadırlar. Türkiye ikinci geleneğe daha yakındır. Türkiye’de okutulan ve yaşanan piyasa ilişkileri ikinci gelenek öne çıkartılmalıdır.

Piyasa ekonomilerinin liberal piyasa ekonomileri ve koordine edilen piyasa (ve devletçi piyasa ekonomileri) ekonomileri olarak ikiye (üçe) ayırabiliriz.[7] İkincisinde rekabet yanında, iş birliği kavramı öne çıkmaktadır.

KRİTER LİBERAL PİYASA EKONOMİSİ KOORDİNE(EŞGÜDÜMLÜ) PİYASA EKONOMİSİ
Mekanizma Rekabetçi Piyasa Düzenlemeleri Piyasa dışı ilişkiler
Denge Arz- Talep ve hiyerarşi Firmalar ve diğer aktörler arasında stratejik etkileşim
Firmalar arasındaki ilişkiler Rekabetçi İş birlikçi
Üretim Biçimi Doğrudan ürün rekabeti Farklılaştırılmış, uygun üretim
Yasal Sistem Eksiksiz (complete) ve resmi sözleşme Eksik ve informal sözleşme
Kurumların fonksiyonu Rekabet edebilme, girişlerin daha serbest devinimi İzleme (Gözetim, kontrol etme), başarısızlıklara (çekilmelere) yaptırım
İstihdam koşulları Tam gün, genel yetenek(beceri), kısa dönem, akışkan Daha kısa saatler, özel beceri, uzun dönem, sabit (immobile)
Ücret pazarlığı Firma düzeyi(işe alındığında) Endüstri düzeyi(endüstri faaliyeti)
Yetiştirme ve eğitim Yüksek okul ve üniversitelerde formel eğitim Endüstriye özgü beceriler kazandıran çıraklık (meslek eğitimi)
Sendikalaşma oranı Düşük Yüksek
Gelir Bölüşümü Eşitsiz(Gini yüksek) Eşit (Gini düşük)
İnovasyon Radikal Artımlı (incremental)
Mukayeseli Avantajlar Yüksek teknik (high tech) ve Hizmet İmalat sanayi
Politikalar De regülasyon, Anti tröst, vergi indirimi  Firmaların enformasyon paylaşımı ve işbirliğini teşvikler

Tablo 2. Kapitalizmin Çeşitleri (Hall ve Soskice, 2001)[1]

 

Görüldüğü üzere piyasa ekonomileri ve kapitalizmin tarihsel ve güncel olarak çeşitleri vardır.

İkinci bir ayrım piyasa-devlet ilişkileri üzerinedir; devlete negatif ve pozitif yaklaşımdır. Pozitif yaklaşmada ikinci ayrım bekçi devlet ve (oyuncu) müdahaleci devlet üzerinedir. Bu yaklaşımların hepsi aynı zamanda liberalizm içinde ayrımlardır. Ayrımların ortaya çıkmasında 1929 krizi belirleyici olmuştur. İkinci ayrımı sosyal piyasa ekonomisi ve Keynesçi iktisat olarak da ele alabiliriz.

1929 krizi liberal düşünceyi derinden etkilemiştir. 1930’lu yıllar liberal düşüncede klasik liberalizm savunusunun azaldığı, liberalizmin yeniden yorumlandığı yıllardır. 1930-40’lı yıllarda “piyasa dostu müdahale” (Eren, 2019) kavramı öne çıkan liberal anlayıştır. Bu görüş neoliberalizm olarak da adlandırılmaktadır.[2] Neoliberal yaklaşımda devlete pozitif bir yaklaşımla, fiyatlara müdahale etmeksizin oyun kuruculuk ve düzenleyicilik rolü verilmektedir. Piyasa ekonomisinde düzenlemenin altı çizilmektedir. Özellikle piyasa ekonomisinin krizlere açık olması nedeniyle, düzenleme ve aktif politikaların gerekliliğine işaret edilmektedir. Devletin sosyal sorumlulukları vurgulayan, Almanya’da gelişen ve uygulama olanağı bulan sosyal piyasa ekonomisi anlayışı, bu yansımanın göstergesidir (Mureşan, 2014).

1930’lu yıllarda birçok liberal iktisatçı kamu açıklarının, kamu harcamalarının artırılması gerektiğini savunmuşlardır. Bunlardan en önemlisi F. Knight, H. Simons gibi liberal olarak tanınan Chicago iktisatçılarının ABD başkanına yazdıkları bu yöndeki mektuptur. Yalnız Chicago iktisatçıları değil, 1930’larda birçok liberal iktisatçı genişleyici maliye politikasını savunmuşlardır (Jackson, 2010, s.148).

Doğal tekellerde, kamu hizmetlerinde ve demiryolu ulaşımında kamu mülkiyeti ileri sürülmüştür. Bu alanlarda kamu mülkiyeti, katı devlet düzenlemesini içeren özel mülkiyete tercih edilmiştir (Jackson, 2010, s.143).

Bir başka ortak nokta, sosyal düzenlemelere ve tedbirlere sempati ile yaklaşmalarıdır.

Bu iktisatçıların ortak noktası, piyasa ekonomisinin kendi haline bırakıldığında iktisadi krizlerin çıkacağı ve bunlarının bazılarının çok şiddetli olacağına dair görüşleridir. Bu çerçevede ortak görüş, devletin oyunun kurallarını, rekabetçi piyasa ekonomisi temelinde tanımlaması, oyunun kurallarına uyulması konusunda gerekli yaptırım araçlarına sahip olması, yani güçlü devlet görüşüdür. Müdahaleci devletten çok, düzenleyici-kural koyucu devlet savunulmaktadır. Devlete yaklaşımları, klasik liberalizmden farklı olarak negatif değil, pozitiftir.

1930- 1940’larda neoliberal iktisatçıların ortak noktaları; pozitif anlamda “güçlü devlet”, güçlü ekonomik çıkar grupları üzerinde kontrol olanağı ve “serbest” ekonomidir. Üretim araçlarının özel mülkiyeti ve kaynakları dağıtmak için fiyat mekanizması güçlü devlet üzerine kurulmaktadır (Kasper, 2010, s.134). Güçlü devlet hukuk kuralının işlemesini ve böylece fiyat mekanizmasının çalışmasını sağlar (Kasper, 2010, s.136; Köhler ve Kolev, 2011).

Kısaca “kızıl otuzlarda” liberal düşünce bugünkü sosyal demokrat düşünceye çok yakındır veya tersinden sosyal demokrat düşünce yeni liberalizme yakınsamıştır! Bugün piyasa-devlet ilişkilerinde benzer bir iklim vardır.

 

Makine Ekonomi-Bahçe Ekonomi

Geleneksel olarak iktisat biliminde ekonomiye makine yaklaşımı söz konudur. Ekonomi çalışan bir makine gibi algılanmaktadır. Bu yaklaşımda klasik fiziği temel alma etkendir. Makinede parçalardan biri bozulduğu veya eskidiğinde yenisi ile değiştirilecektir. Burada daha statik bir yaklaşım geçerlidir.

Makine ekonomi anlayışında temel amaç etkinliğin sağlanmasıdır. Burada karşıt fikirler olmakla birlikte egemen yaklaşım piyasa-devlet karşıtlığıdır. Piyasa başarısızlığı ve kriz durumunda devlete rol verilmektedir.

Son yıllarda kompleksite yaklaşımıyla birlikte piyasa ve devlet ilişkisine farklı bir bakış açısı getirilmeye çalışılmaktadır. Buna göre, piyasa ve devlet karşıt değil, birlikte evrilir, birbirine bağımlıdır. Devlet olmadan piyasa var olamaz (Eren, 2020).

Kompleksite → ekostrüktür başarısızlığı → (az veya çok) devleti gerektirir.

Kompleksite temelli yeni ekonomik yaklaşımda devlete bahçıvan (gardener) rolü verilmektedir. Ayrıca özel sektör ve sivil toplumun gelişmesine yardım etmek görevi verilmektedir.

Yeni ekonomik düzenin kalkış noktası makine beyinden bahçe akla yönelmedir. Ekonomiye bahçe gibi yaklaşmaktır.

Bahçe Beyin Nedir?

Bahçe beyin (Liu ve Hanauer, 2011) geleneksel olarak ekonomiyi, piyasayı makine gibi düşünen iktisat anlayışı yerine; bahçe gibi ele alan anlayışı ifade etmektedir. Geleneksel iktisatta kendi çıkarı, basitlik, atomistik, denge, lineer olma, mekaniklik, etkinlik, öngörü (predictive), bağımsız, rasyonel hesaplayıcı (kalkülatör), kazanç-kayıp, rekabet gibi kavramlar kullanılırken, bahçıvan akıl yaklaşımında aynı sırayla karşılıklı çıkar (gerçek kendi çıkarı, kendi çıkarı kavramına radikal yeniden tanımlama, gerçek kendi çıkarı- karşılıklı çıkar, hepimiz daha iyi olduğumuzda daha iyiyizdir), kompleks, ağ, dengesizlik (denge dışı), doğrusal olmama (doğrusal olmama; kelebek etkisi, patika bağımlılığı, başlangıç koşullarına yüksek duyarlılık ve yüksek volatilite), davranışsal, efektif, adaptif, birbirine bağımlı, irrasyonel yaklaşım (sınırlı rasyonellik), kazan- kazan veya kayıp- kayıp, iş birliği almaktadır.

Bahçenin özellikleri nelerdir? Efektif bahçe doğru yerleştirme (setting-düzenleme), verimli toprak, iyi ışık, su demektir.

Bahçede sürekli bir adapte olma söz konusudur; hava koşulları, sürekli yatırım, yenileme (eski haline getirme, renewal) durumu vardır. Bahçede her şey değişir, dolayısıyla bahçe beyin her şeyi değiştirir. Vatandaşlık, ekonomi, devlet değişir. Bahçe-beyin ekonomiye ekosistem olarak yaklaşmaktadır.

 

Türkiye’de İktisat Bölümlerine Arz ve Talep Sorunu

 

Talep Sorunu

Genel olarak İİBF’lere özel olarak iktisat bölümlerine talebin azaldığına ilişkin net ifadeler kullanmak zordur. Sorun daha çok arz açısından görünmektedir.

İktisatta genel yaklaşım tüketici egemenliği, talep sorunu gibi gözükmekle birlikte asıl belirleyici, arzdır. Bugünün piyasa gerçeklerinde, genel olarak büyük firmalar gerçeği, önce sunulacak ürün belirlenmekte sonra talep yaratılmaktadır. Burada da yaklaşım buna benzerdir. Toplumun ve piyasasının isteklerini göz önüne alarak, kaliteli ürün (iktisat müfredatı) sunmak temeldir.

 

Arz Sorunu

Arz sorunu kalite ve arz fazlası başlıklarında toplamak mümkündür.

Kalite Sorunu

Türkiye’de öğretim elemanı kalitesi oldukça sorunludur. 25 yıldan bu yana doçentlik sınavlarında görev almaktayım. Genellikle adayların dosyaları oldukça zayıf ve çoğu zaman sözlü sınavları çok kötüdür. Genellikle jüri üyelerinin kendileri de problemlidir.

Öğretim elemanları temel ve cari iktisat öğretisinin oldukça uzağındadırlar. Bu ALES’e rağmen, özellikle taşra üniversitelerinde akrabalık ve politik nedenlerle alınan öğretim elamanlarıyla birleştiğinde daha çok dikkat çekmektedir. Öğretim elamanları ilanları genellikle adrese teslimdir.

Kalite sorununu azaltacak geçici bir uygulama (10 yıl süreyle) doktora programı açmada (gerçekten) kıstas getirilmesi ve program açmanın sınırlandırılmasıdır. Bunun için 10 civarında program yeterlidir.

Arzın kalitesini arttıracak bir diğer çok önemli faktör ders kitapları ve kalitesi ile ilgilidir. Ders kitaplarına akademik özgürlüğe zarar vermeyecek biçimde kısıtlama getirilmelidir.

Her şeyden önce ürünün kalitesini değerlendirilebilecek öğrenci gereklidir, bunun için taban puan gereklidir. Kontenjanlar boş kalsa da, taban puanın aşağısındaki öğrenci alınmamalıdır.

Ürün sunumunda önemli bir nokta markalaşmaktır. Markalaşmayı çeşitli açılardan ele almak mümkün olmakla birlikte, burada kastedilen genel olarak iktisat programları homojen mal demeti (paketi) haline gelmekte olduğu gerçeğine karşın, yine de her programın öne çıkan farklı yönleri olmalıdır (Eren ve Şahin, 2008). Bu programlarımın reklamının yapılmasında hiç sakınca yoktur (Reklam talep yaratır). Örneğin Cambridge Üniversitesi iktisat bölümündeki[3] dersler ve içerikleri oldukça farklıdır. Aynı durum Zürih Üniversitesi için de geçerlidir.[4] Çok sayıda örnek vermek olanaklıdır.

Asıl sorun Türkiye’de eğitim planlaması ile ilgilidir. Son yıllarda başta Çin olmak üzere uzak doğu üniversitelerindeki hızlı yükseliş dikkatle incelenmelidir. Çin ve diğer uzak doğu ülkelerden önemli dersler çıkartılabilir.

Arz Fazlası

Türkiye’de 1980’lerde başlayan açık öğretim fakültesi ile başlayan süreçte milyonlara varan öğrenci mezun olmuştur. Bütün iyi niyete rağmen bu anlayış birçok açıdan sakıncalıdır. Açık öğretim daha çok meslek eğitimine yönelik programlardır. “Doğruların” aktarılmasına yöneliktir. Bilimde ise arayış, değişme, eleştirme, yanlışlama, çoğulculuk süreci süreklidir. Bu programlar ezbere dayalı, iki eski öğrencimim kitabının başlığı olan “yemişim iktisadı” programlarıdır.

İkinci gelişme hızla artan kamu ve vakıf üniversiteleridir. Bunların hemen hepsinde İİBF’leri ilk kurulan fakültelerdir. Kısa süre sonra artan yerel baskılarla ilçelere önce meslek yüksekokulları, sonra fakülteler açılmaya başlanmıştır. Bu okulların büyük çoğunluğu İİBF’lerle ilgilidir.

Yeni açılmasına rağmen, fakültelerin büyük kısmında yüksek lisans ve doktora programları mevcuttur. Onun da ötesinde çok sayıda tezsiz yüksek lisans ve sertifika programları vardır.

Bugün gelinen noktada vakıf üniversiteleri başta olmak üzere, onlarca İİBF’lerinde kontenjanlar dolmaktan öte, taban puan dahi yoktur.

Bu konuda dört öneri getirilebilir; a) yeni fakülte açılışına izin vermemek, b) taban puan getirilmesi, c) kontenjanı dolmayanların kapatılması ve d) 1982 öncesinde olduğu üzere üniversite-akademi ayrımının tekrar getirilmesidir. Çok az sayıda üniversitede iktisat fakültesinin açılmasına izin verilmelidir. Akademiler daha çok mesleki eğitime yönelik olmalıdır.

Bir dikkat çekici nokta vakıf üniversiteleri ile ilgilidir. Türkiye’de bir kaçı hariç vakıf üniversiteleri çok sorunludur; öğrenci kalitesi çok düşüktür. Özellikle lisansüstü programlara neredeyse başvuran herkes alınmaktadır. Sorunun çözümü olarak, kalitesi arttırılmış devlet üniversiteleri gözükmektedir.

 

SONUÇ

Türkiye iktisat eğitimi için ilk öncelikler üniversite-meslek okulu ayrımının yapılması, arz kısıtı ve kalitesinin arttırılması, lisansüstü eğitiminin kalitesi belirlenmiş az sayıda program tarafından yapılması, ders kitaplarına bilimsel özgürlüğü asıl olmak üzere sınırlama ve kalite getirilmesidir.

Türkiye’de iktisat öğretimi açısından ilk önerim, Türkiye’nin tarihsel ve kurumsal yapısının kıta Avrupası ve Akdeniz ülkelerine daha yakın olduğu gerçeğini dikkate alan içerik ve örnek verilmesidir. Örneğin Carlin ve Soskice’nin (2014) Macroeconomics kitabı İngiltere’yi temel alarak tasarlanmıştır. Çok başarılı bir kitaptır. Kalite ve içerik birlikte düşünülmelidir.

İkinci öneri iktisadın moral, sosyal, yapayın bilimi ve sanat olduğu gerçeğini dikkate alan, iktisatta çoğulculuğa önem verilmesidir. Sosyal ağlar ve kompütasyonda gelişmeler bu konuların modellenmesinde yeni olanaklar sunmaktadır.

Ekonomi doğası gereği ekosistemin parçasıdır. Bir değişme bütün içinde her parçayı etkilemektedir. İktisatta evrim kavramı daha fazla öne çıkartılmalıdır. Ekonominin işleyişinde sadece ekonominin değil, devletin ve bütün kurumların da evrildiğini dikkate alarak bahçe beyin çerçevesinde yaklaşılmalıdır. Bahçe beyinde devlet ve ekonomi birbirini tamamlamaktadır.

 

KAYNAKÇA

E. Backhouse ve J. Biddle, (2000) “The Concept of Applied Economics: A History of Ambiguity and Multiple Meanings”, History of Political Economy, 32, s. 1-24.

Beinhocker. (2013) “Reflexivity, Complexity, and the Nature of Social Science”, Journal of Economic Methodology, 20(4), s. 330-342

J.Bockman, (2011) Markets in the Name of Socialism: The left-Wing Origins of Neoliberalism, Stanford University Press.

E. Boulding, “Economics as a Moral Science”, The American Economic Review, Vol. 59, No. 1 (1969), s. 1-12

Bögenhold, (2014)” Schumpeter’s Idea of a Universal Social Science”, Atlantic Econonomic Journal, 42, s.205–215

Bögenhold, (2017) “Social-Scienciation of Economics and its Consequences: On a Relative Convergence between Economics and Sociology“, Italian Association for the History of Political Economy, WP 3 – 2017

V.Carlin veD. Soskice, (2014) Macroeconomics: Institutions, Instability and the Financial System, Oford University Press

Cedrini ve M. Fontana, (2017)” Just another Niche in the Wall? How Specialization is Changing the Face of Mainstream Economics, Cambridge Journal of Economics, s.1-25

Chafim, (2016) “Disciplinary Division within Social Sciences. Methodological Issues in Economic Imperialism and Economic Pluralism”, History of Economic Ideas, 24, s.144-164.

F. Channell, (2009) ” The Emergence of the Engineering Sciences: An Historical Analysis”, Edited by, Anthonie Meijers, Philosophy of Technology and Engineering Sciences, Volume 9, Elsevier, s.117-154

D.Colander, (1995)” Is Milton Friedman an Artist or a Scientist?” Journal of Economic Methodology, 2(1), s.105-122

Colander, The Lost Art of Economics, Edward Elgar, 2001

Colander, (2004) “From Muddling Through to the Economics of Control: View of Applied Policy from J.N. Keynes to Abba Lerner, September” 2004, Mıddlebury College Economıcs Dıscussıon Paper, No. 04-21

Colander, (2011) “Applied Policy, Welfare Economics, and Mill’s Half-Truths’”, (Der.) John B. Davis, ve D. Wade Hands, The Elgar Companion to Recent Economic Methodology, Part II, Chapter 8, Edward Elgar, s. 173–87

Colander, (2015) “Framing the Economic Policy Debate”, History of Political Economy, 47(5), s. 253-266

Colander, “ (2016) Creating Humble Economists: A Code of Ethics for Economists”,(Der.) George F. DeMartino ve Deirdre N. McCloskey, The Oxford Handbook of Professional Economic Ethics, Part VIII, Chapter 36, Oxford University Press,s.737–49

Colander, (2017) “Ignorance and Economics”, Forum For Social Economics, 46(2), s.139-144.

Colander, (2017b) Microeconomics, 10. Baskı, McGraw Hill.

D.Colander ve R.Kupers, (2014) Complexity and the Art of Public Policy: Solving Society’s Problems from the Bottom Up, Princeton University Press.

  1. Colander ve H-C. Su, (2015) “ Making Sense of Economists’ Positive-Normative Distinction, Journal of Economic Methodology, 22(2).
  2. Colander ve H-C Su, How Economics Should Be Done Essays on the Art and Craft of Economics, Edward Elgar, 2018

Paul Davidson,(2008) Post World War II Politics and Keynes’s Aborted Revolutionary Economic Theory, Economia e Sociedade, Campinas, v. 17, Número especial, p. 549-568.

J.B. Davis, (2016) “ Economics Imperialism versus Multidisciplinarity”, History of Economic Ideas, 24, s. 77–94.

E.Eren,(1994) İktisatta Yöntem, Ezgi kitabevi.

E.Eren,(2017) “Neoklasik İktisat Liberal Düşüncenin İktisadı mıdır?”, İktisat ve Toplum, Eylül.

E.Eren, (2018), “Türkiye’de Bir İktisat Geleneği Var mı? Olabilir Mi?”, İktisat ve Toplum Dergisi, Temmuz.

E.Eren, (2018), “”Techne”, Sanat ve İktisat”, İktisat ve Toplum Dergisi, Kasım.

E.Eren, (2018) “Bilim(ler) ve İktisat, Yildiz Social Science Review, Aralık

http://dergipark.gov.tr/yssr

E.Eren,(2019) “Gerçekçi” Bilim ve İktisat”, İktisat ve Toplum Dergisi, Şubat.

E.Eren, (2019a)“Henry C. Simons’da Liberalizm Ve Kriz Kuramı”, Yayımlanacak.

E.Eren,(2020), İktisat, Bilim, Sanat ve Mühendislik”, Yayımlanacak.

E.Eren ve S.Şahin,(2008) “İktisat Programları Homojen Mal Demeti Ve Homojen Mal Mı Oluyor?” Tek Tartışma Metinleri.

Bruno S. Frey, (2017) “Reactivity in Economic Science”, CESifo Working Paper No. 6593.

S. Granovetter, (2017) Society and Economy: Framework and Principles, Cambridge: The Belknap Press of Harvard University Press.

Gregor, (2010), “Building Theory in a Practical Science”, (eds) D. Hart ve S. Gregor Information Systems Foundations: The Role of Design Science, ANU ePress, Canberra, s. 51-74

P.A.Hall ve D.Soskice, (2001)“An Introduction to Varieties of Capitalism”, (Eds), PA..Hall ve D.Doskice, Varieties of Capitalism The Institutional Foundations of Comparative Advantage, Oxford University Press.

O. Hansson,(2009) “Philosophy of Medical Technology”, (ed)Anthonie Meijers, Philosophy of Technology and Engineering Sciences, Volume 9, Elsevier, s.1275-1300

M. Hodgson (2007) ”Evolutionary and Institutional Economics as the New Mainstream?”, Evolutionary and Institutional Economics Review, 4(1), s. 7–25

G.M. Hodgson, (2013)From Pleasure Machines to Moral Communities: An Evolutionary Economics without Homo Economicus, University of Chicago Press.

B.Jackson,(2010) “At the Origins of Neo- Liberalism: The Free Economy and Strong State, 1930-1947”, The Historical Journal, 53(1), s.129-151.

S.D.Kasper, (2010) “Henry Calvert Simons”,  ed.R.B.Emmett, The Elgar Companion the Chicago School of Economics, Edwar Elgar, s.331-336.

W.Keane,(2019) “How Everday Ethics Become a Moral Economy and Vice Versa”, . http://www.economics-ejournal.org/economics/discussionpapers/2019-9

A.Klamer, (2017) Doing the Right Thing: A Value Based Economy, Ubiqity Press

S.Kolev, (2010) “Hayek as an Ordo-Liberal”, HWWI Research Paper, no:5-11.

E.Liu ve N. Hanauer, (2011) The Gardens of Democracy, Sasquatch Books.

R.Marchionatti ve M. Cedrini, (2017) Economics as Social Science. Economics Imperialism and the Challenge of Interdisciplinary, London: Routledge

Milonakis ve B. Fine, From Political Economy to Economics Method, the Social and the Historical in the Evolution of Economic Theory, Routledge, 2009

Ş.S.MureŞan, Social Market Economy, Springer, 2014

G.Myrdal, (1972 “)How Scientific are the Social Sciences?”, Journal of Social Issues, 28:151-170.

Pandit, (2016)Ethics, Economics and Social Institutions, Springer.

Rona ve L. Zsolnai (2017), “Agenda for Future Research and Action”, (Der.) P. Rona ve L. Zsolnai, Economics as a Moral Science, Springer, s.271-274

Alex Rosenberg, (2009) “ If Economics is a Science, What Kind of a Science Is It? “, (eds) Harold Kincaid, Don Ross The Oxford Handbook Of Philosophy Of Economıcs, Oxford University Press, s.55-67

Simon(1969) The Sciences of the Artificial. MIT Press,

Herbert. George Soros (2013) “Fallibility, Reflexivity, and the Human Uncertainty Principle”, Journal of Economic Methodology, 20(4) s. 309-329

R.E. Wagner, (2016) Politics as a Peculiar Business: Insights from a Theory of  Entangled Political Economy, Edward Elgar.

E.Roy Weintroub, (2016) “McCarthyism and the Mathematization of Economics”, CHOPE Working Paper No. 2016-18

file:///C:/Users/nu/Downloads/SSRN-id2736936.pdf

J.B. Wight,(2015)  Ethics in econmics: An Introduction t o Moral Frameworks, Stanford University Press

 

 

[1] https://en.wikipedia.org/wiki/Varieties_of_Capitalism

[2] Buradaki neoliberal yaklaşımı, 1970’ler sonrası neoliberalizm ile karıştırmamak gereklidir. Neo- Liberalizm kavramı ilk defa W. Lippmann’ın The Good Society (1937) ile kullanılmaya başlamıştır.

[3] https://www.undergraduate.study.cam.ac.uk/courses/economics

[4] https://www.oec.uzh.ch/dam/jcr:47a5edff-146b-48a0-b0c0-3a97578503bd/MA_VWL_Tabelle_EN.pdf

[1] https://en.wikipedia.org/wiki/Applied_science

[2] Uygulamalı bilimler listesi için bkz. https://en.wikipedia.org/wiki/Outline_of_applied_science

[3] Uygulamalı iktisat hakkında bkz. https://en.wikipedia.org/wiki/Applied_economics

Nüfus iktisadı, emek ekonomisi, işletme ekonomisi, endüstriyel organizasyon, tarım ekonomisi, gelişme ekonomisi, eğitim ekonomisi, sağlık ekonomisi, parasal iktisat, kamu ekonomisi, iktisat tarihi gibi alt başlıklar saymak mümkündür.

Geniş bilgi ve tartışmalar için bkz. Backhouse ve Biddle, 2000, s.1-24.

[4] Uygulamalı bilim kavramını da kullanmıştır.

[5] Sanat kavramını da kullanmıştır.

[6] D. Colander’in görüşleri için, bkz. Colander (1995, 2001, 2004, 2015, 2016, 2017, 2017b; Colander ve Kupers, 2014; Colander ve Su, 2015, 2015b, 2017; Deane, Colander ve Woos, 1994).

[7] Bu makalede ayrıntılı ayrımlar yapılmayacaktır.

[1] Bünyede doğal olarak bulunmayıp yapay olarak oluşturulan madde/yapı, sonradan kullanılmak üzere insan eliyle yapılan şey.