İmalat Sanayinde 100 Yıllık Bölüşüm Bilançosu – Serdal Bahçe


Türkiye Cumhuriyeti 100. Yılını tamamlarken şu aralar pek çok alanda başardıklarının ya da başaramadıklarının muhasebesi yapılmaktadır. Özellikle Türkiye ekonomisinin 100 yıllık serüveni kuşkusuz çok sayıda araştırmanın ve derlemenin konuş olmuş durumdadır. 100 yıl sanki geriye dönülüp bakılacak bir zaman süresinin son noktasıymış gibi algılanmaktadır. Pek tabi ki 100 yıl pek çok dönüşümü, çok sayıda kırılmayı ve sayısı azımsanmayacak kadar sürekliliği içerecek kadar uzundur. Bu söylenenler kuşkusuz Türkiye ekonomisinin 100 yıllık tarihi için de geçerlidir. Hem bir bütün olarak, hem de çeşitli temalar ve sektörler düzeyinde açıktır ki bu bilanço çıkarılmalıdır; bu hem geçmişe yönelik bir borç hem de geleceğe yönelik bir umut anlamına gelecektir.

Tüm bu 100 yıllık hikaye içinde kuşkusuz sanayinin, ve imalat sanayinin ayrı bir yeri vardır. Daha doğrusu Cumhuriyetin tarihi boyunca (en azından 1980’lere kadar) bu sektöre ayrı bir önem atfedilmiştir. Bunun nedeni de Cumhuriyetin kuruluşu sonrası imparatorluktan devralınan bakiyenin azgelişmişliği ve bakiyenin sanayisinin nerdeyse yok hükmünde olmasıydı. Sanayileşme azgelişmiş kapitalist ülkelerde bağımsızlık ya da burjuva devrimlerinden sonra aynı zamanda bağımsızlığı sürekli kılacak ve modernizasyonu sağlayacak yol olarak görülmekteydi.

Kuşkusuz, imalat sanayinin bu atılım içinde çok önemli bir rolü olacaktı. Bu önem ayrıca teknik anlamda da meşru kılınıyordu. İmalat sanayi ileri ve geri bağlantılarıyla ekonominin diğer sektörlerini de geliştirme potansiyeline sahip bir sektördü. Bu da ulusal ekonominin teknik ve organizasyonel gelişmesi açsından da imalat sanayinin kilit bir role sahip olduğunu göstermekteydi.

Bu bakış açısı hem Cumhuriyet’i kuran kadroların hem de sonra onu yönetenlerin imalat sanayinin geliştirilmesine yüksek düzeyde önem vermelerine yol açtı. Bahsedilen nedenlerle olsa gerek hem 1930’lardaki devletçi yönelimi için hem de 1961’de kurulan DPT’nin egemenliğinde geçen 1961 ile 1979 arası dönemde imalat sanayinin geliştirilmesi asli amaç oldu. Hata 1980 ile başlayan yeni liberal dönemde bile ihracata yönelim aslen imalat sanayinin gelişme dinamiklerini geliştirecek bir yönelim olarak algılandı.

Kapitalizmde sektörel gelişmenin sadece teknik seçimi ve talep yaratma sorunlarının ötesinde, temelde bir bölüşüm sorunu olduğu açıktır. Üstelik bu bölüşüm neoklasik iktisadın basit kaynak tahsisi algısının ötesinde, belki de neoklasik iktisat biliminin nesnesinin dışında dinamiklere sahip bir sorundur. Ricardo’nun onun döneminde rüşeym halinde doğum sancıları yaşayan bilimin en asli sorunsalının bölüşüm sorunu olduğu yönündeki tespiti boş bir tespit değildi. Kapitalizmde gelişme, büyüme ve birikim
en başta bölüşüm tarafından belirlenirler. Neoklasik iktisadın temel varsayımının aksine bölüşüm veri değil, belirleyendir. Özelikle teknolojik altyapısı çok önemli olan imalat sanayinde bölüşüm uzun dönemde üretim tekniğinden, ölçek seçimine, talepten üretim mekanı seçimine kadar bir dizi kararın temel belirleyenidir. Sırf bu nedenle Cumhuriyet’in imalat sanayinin bilançosunun çıkarılması işi zor bir iş olmakla birlikte, ilk önce imalat sanayindeki bölüşümün seyrinin 100 yılık seyrinin analiziyle başlamalıdır. Bu
yazı bu türden zahmetli bir işe girişmenin ilk adımı olarak kabul edilmelidir.

Küçük bir ilk adım olarak yazı temelde basitçe imalat sanayinde reel ücretler ile emek verimliliği arasındaki makasın 100 yıllık gelişimini konu edinecektir. Buna ek olarak bazı yardımcı göstergelerle birlikte Türkiye kapitalizminin gelişme aşamalarına göre bu temel bölüşümün ne yönde değiştiğini teşhis ve tespit etmeye çalışacaktır. Bu amaca yönelik olarak bir sonraki bölümde kullanılacak iki temel veri serisinin; imalat sanayinde reel ücretler ile emek verimliliği serilerinin nasıl türetildikleri anlatılacak ve bu serilerin tarihsel gelişimi verilecektir. Bu ilk bakışta kolay bir işmiş gibi görünse de Türkiye ekonomisi ile ilgili pek çok konuda olduğu gibi imalat sanayi için de cumhuriyetin başından bu yana değin süren veri setlerinin olmaması büyük bir güçlük çıkarmaktadır. Nitekim özelikle tek ve sürekli bir reel ücret serisinin oluşturulması katı varsayımlar altında gerçekleştirilmiştir. Takip eden bölümde bu seriler kullanılarak 100 yılık dönem boyunca imalat sanayinde birincil bölüşümün (kâr ile ücret arasındaki bölüşüm) ne yönde seyrettiği sorusu Türkiye kapitalizminin tarihinin farklı dönemleri itibariyle cevaplandırılmaya çalışılacaktır.

İmalat Sanayinde Bölüşüm – Reel Ücret ve Verimlilik Endekslerinin Türetilmesi

Bu bölümde önce imalat sanayi reel ücret ve emek verimliliği serilerinin nasıl türetildiği anlatılacaktır.

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde reel ücret için temel kaynağımız Bulutay’ın (1994) hazırladığı serilerdir. Bu seri 1923 ile 1989 yıları arasını kapsamaktadır. Hem nominal hem de reel olarak hesaplanmıştır. Diğer taraftan TÜİK 1950 ile 2001 arasında ISIC sınıflandırmasına göre imalat sanayinde ödenen ücretleri ve ücretli çalışan sayısını vermektedir. Bu iki seriyi uyumlu hale getirmek kolay olmuştur. Diğer taraftan 2002 yılından başlayarak TÜİK sektörel sınıflandırma sistemi olarak NACE rev. 2.0 sınıflandırmasını kullanmaya başlamıştır. Bu sınıflandırmaya göre üretilen veri setlerinde ise ücretli çalışanlara yapılan ücret ödemeleri yerine personel ödemeleri verisi verilemeye başlanmıştır. Bu veri imalat sanayindeki idari ve teknik personele yapılan ödemeleri de kapsamaktadır. Bu zorluğu aşabilmek adına belirli varsayımlar altında yılık artış oranları kullanılarak (ücret ödemeleriyle personel ödemelerinin yaklaşık olarak paralel hareket etikleri varsayımıyla) nominal ücret serisi 2021 yılına kadar getirilmiştir. İkinci zorluk ise bu nominal seriyi reel hale getirmek için kullanılacak deflatörün üretilmesidir. Burada tüketici fiyat endeksi verileri kullanılmıştır, ancak yine cumhuriyetin tüm tarihini kapsayacak tek bir TÜFE endeks serisi bulmak imkanı yoktur. Bu nedenle cumhuriyet tarihinin farklı dönemleri için ve faklı baz yılarını temel alarak hesaplanmış TÜFE endeks serileri uyumlaştırılarak 1968 baz yılı tek bir TÜFE endeks serisi oluşturulmuştur. 1968 baz yıllı TÜFE endeksi 1923-1989 dönemi için yine Bulutay (1994) tarafından sağlanmıştır. Böylece bu fiyat serisi kullanılarak 1923 ile 2021 arası imalat sanayi reel ücret serisi elde edilmiştir.

İmalat sanayi için emek verimliliği serisine ulaşmak daha da güç olmuştur. Öncelikle TÜİK 1950 ile 2001 arasında, ISIC sınıflandırmasına göre tüm imalat sanayi için faktör fiyatlarıyla brüt katma değeri vermektedir. 1950 öncesi için ise Bulutay, Tezel ve Yıldırım’ın (1974) öncü çalışmasından yararlandık. Buradan elde ettiğimiz katma değer serisine ayrıca DİE’nin 1948 ile 1972 arası dönem için sunduğu imalat sanayi katma değer serisi kullanılmıştır (DİE, 1973). Bu iki seri birbirleriyle uyumludur. Daha sonra TÜİK’in cumhuriyetin 100. Yılı için hazırladığı geniş kapsamlı kitapçıktan 1950 ile 2001 arası dönem imalat sanayi katma değeri elde edildi (TÜİK, 2023). Elde ettiğimiz iki farklı serinin zamansal boyutları (Bulutay ve diğeleri ile DİE bileşimi ve TÜİK) 1950 ile 1972 arasındaki dönem için çakışıyordu. Çakışan dönemin ilk yılları için (1950 ile 1960 arası dönem) katma değer büyüklükleri arasında belirgin farklılıklar vardı. 1960 sonrası için iki serinin gözlemleri birbirine çok yakındı. Fark ise büyük bir ihtimalle o yıllarda yapılan sanayi sayımlarının 10 kişiden az çalıştıran işlemeleri kapsayıp kapsamadığı ile ilgiliydi. Bu iki seriden en geniş kapsamlı olanı dikkate aldık. 2001 sonrasında ise NACE sınıflandırmasına göre verilmiş imalat sanayi istatistiklerinden katma değer verilerini alarak 1923 ile 2021 arasında nominal brüt katma değer serisine ulaşmış olduk. Bu nominal büyüklüğü yine daha önce TÜİK verilerinden elde ettiğimiz imalat sanayi ücretle çalışanlar sersine bölerek kişi başına nominal katma değeri bulduk. Son olarak bu seriyi daha önce ücretler için kullandığımız 1968 tabanlı TÜFE endeksiyle deflate ettik. Aylık reel emek verimliliğine ulaşmak için de bu son bulduğumuz yıllık reel emek verimliliğini 12’ye böldük. Böylece aylık düzeyde kabaca reel emek verimliliğine ulaşmış olduk.

Ancak aşağıdaki şekilde de görüleceği gibi 1923 ile 1950 arasında reel emek verimliliği endeksi reel ücret endeksiyle nerdeyse paralel hareket etmektedir. Bu muhtemelen hem istatistik kurumunun hem de onun verilerinden faydalanarak seri üreten Bulutay, Tezel ve Karacan’ın ücretleri ve katma değeri türetirken kullandığı varsayımlardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle imalat sanayinin ürettiği GSYH üzerinden ikinci bir reel emek verimliliği endeksi türetilmiştir. Ancak burada da ayrı bir sorun ortay çıktı. Bilindiği gibi ortada 1948, 1968, 1987, 1998 ve 2009 bazlı GSYH serileri var. Ancak Strateji ve Bütçe Başkanlığı tüm bu faklı serileri tek bir seri olacak şekilde uyumlulaştırmış durumdadır. 1923 ile 2017 arasını kapsayan bu uyumlulaştırılmış seri hem cari hem de zincirlenmiş (reel hale getirilmiş) şekilde hesaplanmıştır. 2017-2021 arasını ise TÜİK verileri ile biz tamamladık. Bundan sonrasında ise imalat sanayinin payını hesaplamak gerekiyordu. Farklı baz yıllarına ait GSYH serilerine göre imalat sanayiinin payı çakışma yılarında farklılık gösteriyordu, böylece çakışma yıları için varsayımda bulunmak zorunda kaldık. Belirli varsayımlar altında aşağıdaki Şeklin (Şekil 1) gösterdiği şekilde imalat sanayinin GSYH içindeki payına ulaştık.

Bu oranı kullanarak zincirlenmiş GSYH serilerinden imalat zincirlenmiş GSYH serisini türettik. Elde ettiğimiz yıllık reel imalat sanayi GSYH’ini imalat sanayinde ücretle çalışanlara bölerek imalat sanayinde kişi başına reel GSYH’i hesaplamış olduk. Bu bizim ikinci emek verimliliği serimiz oldu.

Şekil 1: İmalat Sanayinin GSYH içindeki payı (%), 1923-2021


Kaynak: Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve TÜİK verilerinden derlenmiştir.

İmalat Sanayinde Bölüşüm – Reel Verimlilik Endeksi I

Grafik 2: Reel Ücret ve Reel Verimlilik Endeksi I (1923=100)


Kaynak: Bulutay (1994), Bulutay vd. (1974) ve TÜİK verilerinden türetilmiştir.

Şekil 2’de reel ücret endeksiyle türettiğimiz ilk reel verimlilik endeksinin 1923 ile 2021 arasındaki gelişimini göstermektedir.

Yukarıda da vurgulandığı gibi reel ücret ve reel verimlilik endeksleri 1923 ile 1950 arasında çok paralel bir seyir izlemektedirler.

Grafik aslında imalat sanayinde 100 yılın bölüşüm bilançosunu çok açık bir şekilde göstermektedir. Cumhuriyetin erken yıllarında birlikte hareket eder gibi görünen reel ücret ve reel verimliliğin aralarındaki uyum ilginç bire şekilde 1950’den sonra bozulmuştur. Bu tarihten itibaren aradaki uyum ortadan kalkmıştır. Özellikle 1960’dan sonra ikisi arasındaki makas reel ücretler lehine açılmış gibi görünmektedir. Bu trend 1979’a kadar devam etmiştir. Kısacası tüm planlı kalkınma dönemi (1960-1979) boyunca bölüşüm genellikle emek gelirleri lehine seyretmiş gibi görünmektedir. 1980 ile (yani Türkiye’de yeni liberalizmin miladıyla birlikte) trend bütünüyle tersine dönmüş ve en azından 1989’a kadar (Özalist yeni liberalizme tepki olarak doğan kitlesel işçi eylemlerine kadar) sürekli olarak reel ücret aleyhine gelişmiştir makas. 1990’lar ise siyasi ve ekonomik olarak kaotik yıllardır. Bu dönemde makas önce emek gelirleri lehine artarak açılmış, sonra reel verimlilik lehine azalarak seyretmiştir. Hem 1999-2001 döneminde hem de AKPli yeni liberal dönemde ise ekseriyetle reel ücret aleyhine dönmüştür.

Ancak dönemlerin kendilerine has bölüşüm eğilimlerini daha net görebilmek açısından temel bir Marksist kategorinin, sömürü derecesinin dönemsel ortalamasına bakmak gerekiyor. Bu da basitçe reel emek verimliliğinin reel ücrete oranından bir çıkarılmasıyla bulunuyor. Pek tabi ki bu Marksist sömürü oranına basit bir yaklaşımdan öte bir şey değildir. Bu oranın yükselmesi katma değerin daha çoğunun kâr tarafından özümsendiğini, azalması ise daha büyük bir bölümünün ücretlere gittiğini göstermektedir

Grafik 3: Sömürü derecesinin dönemsel ortalamaları


Kaynak: Grafik 2’den türetilmiştir.

Grafik 3 biz sömürü oranının dönemsel ortalamasını vermektedir. Görüldüğü gibi ilk üç dönem boyunca görece sabit seyreden sömürü derecesi, 1946-1960 döneminde düşmüştür. 1961-79 döneminde ise cumhuriyet tarihinin en dip noktasını görmüştür. Bu dönemin yükselen sendikal mücadelenin ve yüksek düzeyde örgütlenmenin dönemi olduğunu akılda tutmak gerekir. Özalist yeni liberal dönemde ise bölüşüm makası bu defa tam tersine dönmüştür. 1999/2001 krizinde ise cumhuriyet tarihinin zirvesini görmüştür. Kriz dönemi hariç, en yüksek sömürü derecesine AKPli yeni liberal dönemde ulaşılmıştır.

İmalat Sanayinde Bölüşüm – Reel Verimlilik Endeksi II

Bahsedildiği gibi Bulutay vd. (1974) ve TÜİK verileri kullanılarak hazırlanan reel verimlilik endeksi I cumhuriyetin erken yıllarında reel ücret endeksiyle çok paralel bir gelişim göstermektedir. Bunun veri sorunlarından kaynaklanıyor olabileceği varsayımıyla ikinci bir reel verimlilik endeksini de imalat sanayii GSYH verileri kullanarak hazırladık. Grafik 4 bununla ilk reel verimlilik endeksinin gelişimini karşılaştırmaktadır.

Grafik 4: Reel verimlilik endeksleri I ve II (1923=100)

Grafik 4’e göre iki endeks, ücret-verimlilik makasının açılmaya başladığı yıl olan 1960’a kadar oldukça paralel bir seyir izlemektedirler. Bu da ikinci verimlilik endeksi kullanılmış olsaydı bile en azından 1923-1960 dönemi için yukarıda ortaya koyulan belirlemelerin çok değişmeyeceğini göstermektedir.

Reel verimlilik II ve reel ücret endeksleri aynı veri kaynaklardan ve aynı varsayımlara sahip olarak üretilmiş olsaydı kabaca yıldan yıla ücretin ve kârın payını hesaplayabilecek olanaklara sahip olacaktık. Ancak elimizdeki endekslerin ikisi de faklı kaynaklardan derlenmiş durumdadır. Diğer taraftan her iki endeksin yıldan yıla göreli değişimlerine bakarak ibrenin o yıl için ücret veya kâr lehine olup olmadığına karar verebiliriz. Buradaki basit aritmetik şu şekilde ifade edilebilir:

Reel verimlilik artış oranı> reel ücret artış oranı ise kâr lehine;

Reel verimlilik artış oranı< reel ücret artış oranı ise ücret lehine.

Elimizdeki 99 yıl için bunu yapabiliriz ancak bu ortaya anlamlandırması güç bir tablo sunacaktır. Bunun yerine biz Türkiye ekonomisinin tarihine eğilen pek çok araştırmanın kabul ettiği dönemselleştirmeyi kullanarak basit bir analiz yapalım. Aşağıda dönemlere göre makasın ücret lehine ya da kâr lehine açıldığı yıl sayısı verilmiştir.

Kaynak: Grafik 2 ve Grafik 4’den türetilmiştir.

Tablo 1: Dönemlere göre Ücret-Verimlilik değişiminin yönü, yıl sayısı

Burada kabaca tüm dönemleri yıllık değişimin çoğunlukla ücret ya da kâr lehine olduğu dönemler olarak ikiye ayırabiliriz. Yukarıdaki tablodan dönem başına ücret lehine değişimin olduğu yılların oranı hesaplanarak aşağıdaki grafik elde edilmiştir. Bu oranın kabaca % 50’nin üstünde olduğu dönemleri genel olarak ücret eğilimli, altında olduğu dönemleri ise genel olarak kâr yönelimli dönemler olarak adlandırabiliriz. Böylece ilk grupta 1932-1939 Devletçilik, 1946-1969 İkircikli Devletçilik, 1961-1979 Planlı Kalkınma ve 1989-1998 Kaos dönemleri ücret yönelimli dönemler olarak yer almaktadırlar. İkinci grupta ise 1940-1945 Savaş, 1980-1989 Özalist Yeni Liberalizm, 1999-2001 Kriz ve 2002-2021 AKPli Yeni Liberalizm dönemleri kâr yönelimli dönemler olarak yer almaktadırlar.

Grafik 5: Dönemlere göre Ücret-Verimlilik değişiminin ücret lehine olduğu yılların oranı (%)

Sonuç yerine

Bu uzun süreli bir çalışmanın ilk adımıdır. Farklı veri kaynaklarından cumhuriyet tarihinin bütünü için birleşik ve bütüncül bir bölüşüm bilançosu çıkarmaya yönelik uzun erimli bir çabanın ilk ve mütevazi bir çabadır. Ancak bu mütevazi çaba bile cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye kapitalizminin bölüşüm ile ilgili performansı hakkında önemli ipuçları vermektedir.

Öncelikle bütün manzara-i umumiden şu sonuç çıkmaktadır ki sermaye ile emek arasında cumhuriyetin başından beri süren bölüşümsel uyum 1960’ların başından bu yana bozulmuştur. Kısacası 1960 sonrası (uzun vadeli üretim teknolojisindeki dönüşümlerden kaynaklanan bölüşümsel etkiler bir yana) Ricardocu bir sıfır toplam oyun gibidir. 1960 le 1979 arasında ücret verimlilik makası genellikle emek gücü lehine sonrasında ise (1990 yılların ekonomik ve siyasi kaos dönemi hariç) sermaye lehine açılmıştır. Kısacası 12 Eylül’den hemen sonra bir holding patronunun muzır bir şekilde zikrettiği şu lanetli öngörü; “Bugüne kadar onlar güldü, bundan sonra biz güleceğiz” gerçekleşmiş gibidir. Dahası özellikle AKPli son yıllarda bu makas hiç olmadığı kadar sermaye lehine açılmaktadır; ki bu da kâr çekişli enflasyon öngörülerini haklı çıkarır niteliktedir. Ancak tekrar edelim, cumhuriyet döneminin bölüşüm konusundaki bilançosunun tam olarak ortaya serilebilmesi için bu sadece küçük bir ilk adımdır.

Bir cevap yazın