İstanbul’un Sanayiden Arındırılması: 2000 Sonrası Değişme – A. Suut Doğruel, Fatma Doğruel (İTD 9)


1.Giriş

İstanbul Türkiye’nin en önemli sanayi, ticaret, eğitim ve kültür kenti olduğu tartışmasız bir olgudur. Cumhuriyet öncesi dönemden başlayarak ve Cumhuriyet dönemi boyunca İstanbul, Ege Bölgesinde İzmir ve Akdeniz Bölgesinde Adana önemli ekonomi merkezleriydi; Ancak, zaman içinde bu kentlerin önemi kaybolmamakla birlikte yeni sanayi merkezlerinin ortaya çıkması ve bu geleneksel sanayi merkezlerinde sanayinin kısmen de olsa azaldığı gözlendi. İstanbul’a mekânsal yakınlığına paralel olarak, geçmişte de önemli bir sanayi kenti olan Bursa büyüklük olarak Adana’nın önüne geçti. Bu değişimlerin arkasında iki temel güç vardır: Bunlardan birincisi, küresel ekonomideki gelişmeler ki bunun en önemli sonucu küresel sanayi  üretiminde uluslararası şirketlerin hareketleri ile ortaya çıkan üretimdeki mekânsal kaymalardır. Başta işgücü maliyetlerini düşürmek olmak üzere değişik maliyet ve pazar fırsatlarını değerlendirmek amacıyla firmaların fabrikalarını gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere kaydırması ve bu süreçte Doğu Asya ülkelerinin küresel üretime ev sahipliği yapmaktaki başarısı dikkat çekicidir. Türkiye’nin bu değişimden, özelleştirmeler dışında çok fazla doğrudan yabancı yatırım çekemediği için, sınırlı biçimde etkilendiği söylenebilir. İkincisi ise, ülke içi politikaların etkisidir. Ülke içi politikalar, bir bölgeyi ya da kenti doğrudan etkileyen bölgesel politikaların yanı sıra dolaylı biçimde etkileyen makro ve sanayi stratejisi değişimi gibi uzun dönemli politikaları kapsar.[1]

Bu yazı, İstanbul’daki imalat sanayisindeki mekânsal ve niteliksel değişmeyi tartışmayı hedefledi. Bunu yaparken küresel ekonomideki etkilerden çok ülke içi politikalara odaklanıldı. Ülke içi politikalarda iki farklı politika aracından söz edilebilir. Birincisi spesifik hedefleri olan politikalardır: İstanbul’un sanayiden arındırılması ve 2000 sonrasında küreselleşmenin derinleştiği dönemde kentin finans merkezi haline getirilmesi hedeflerini içeren politikalar bu tip politikalar içinde öne çıkanlardır. İkincisi ise, sanayi kümelenmelerinin oluşumunu ve güçlenmesini ya da zayıflamasını etkileyen, pozitif ya da negatif dışsallıklar yaratan politikalardır. Bu politikaların araçları yeni ekonomik coğrafya teorisine dayanmaktadır.

Çalışmanın bir sonraki bölümünde İstanbul’daki imalat sanayinin mekansal kaymasını açıklamamıza yardımcı olacak teorik çerçeve kısaca açıklandı. Teorik çerçeveyi izleyen bölümde İstanbul’daki imalat sanayinin değişimi ağırlıklı olarak 2000 sonrası döneme odaklanılarak incelendi. Sonuç bölümünde ise İstanbul’da mekansal kayma ve sanayinin niteliği ile ilgili bulguların genel bir değerlendirmesine yer verildi.

2.Mekansal Tercihler, Kümelenme ve Politikalar

Bu bölümde çok kısa olarak iktisadi modellere mekan kavramının girmesi, mekansal özelliklerin nasıl çekme ve itme güçleri/dinamikleri yaratabileceği ve bu güçleri/dinamikleri harekete geçirebilecek politikaların neler olabileceği tartışıldı. Ağırlıklı olarak kümelenme oluşumunu etkileyen süreçlere odaklanan yeni ekonomik coğrafya teorileri (New Economic Geography-NEG)  bu tartışmaların yapılmasında temel kavramsal çerçeve olarak kullanılabilir. Bu yazıda mekansal kaymalar üzerinde odaklanıldığı için kentlerin oluşumu ve kentleşme teorisi (urbanization) ile ilgili literatüre tartışmalarda yer verilmedi.

İktisadi anlamda mekan kavramının literatüre girişi konusunda vurgulanması gereken ilk yazar olarak Thünen ([1926] 1966) gösterilebilir.[2] Mekan kavramına iktisadi katkıları konusunda yer verilmesi gereken diğer yazarlar Weber ([1909] 1968), Christaller ([1933] 1966), Lösch ([1940] 1954) ve Isard ([1956]) olarak sıralanabilir (Doğruel ve Doğruel, 2008).  Ancak, Neoklasik İktisat uzun süre mekanı modelleri içine almadı ve iktisadi modeller “mekansız” olarak tasarlandı.  İktisadi modellerde mekan kavramının kullanılması Paul Krugman tarafından gerçekleştirildi:  Krugman (1991a) “Increasing Returns and Economic Geography” başlıklı çalışmasında basit bir modelle “bir ülkede  sanayileşmiş bir çekirdek (industrialized “core”) ve tarımsal periferinin  (agricultural “periphery”) nasıl içsel olarak farklılaştığını göstermektedir”. Bu katkının bir diğer uygulaması da Amerika Birleşik Devletleri’nde “sanayi kuşağı (manufacturing belt)” oluşumu ile ilgili olan “History and Industry Location: The Case of the Manufacturing Belt” başlıklı çalışmadır (Krugman, 1991b). Paul Krugman, bu katkılarla, ki Nobel Komitesi ticaret dokusu ve ekonomik aktivitelerin mekan analizine yaptığı katkılar diye adlandırıyor, 2008 Nobel Ekonomi Ödülünü aldı.[3]

Ottaviano ve Thisse (2004: 2565), genel denge modellerini tekelci rekabet ile birlikte kullanan Fujita (1988) ve Venables (1996)’yı Krugman (1991a) ile birlikte Yeni Ekonomik Coğrafya teorilerinin kurucuları olarak göstermektedir.  Her ne kadar modelleme aşaması son yirmi yılın ürünü olarak kısa bir dönemi kapsasa da yeni ekonomik coğrafya, teorik ve özellikle ampirik olarak yoğun bir tartışmaya ortam sağlamaktadır. Ottaviano ve Thisse (2004: 2575-76), “mekan teorisinin mirasını (bu vurgulama yazarlara ait)” beş başlık altında toplamaktadırlar:

“1) Ekonomik alan (economic space) artan getirinin çeşitli formları ve farklı tiplerdeki yer değiştirme maliyetleri arasındaki değişimin (trade off) bir sonucudur;

2) Fiyat rekabeti, yüksek taşıma maliyetleri ve toprak kullanımı üretim ve tüketim farklılaşmasını besler; böylece

3) Firmalar, taşıma maliyetlerinin düşük olduğu ve  farklılaştırılmış ürünlerini satabilecekleri geniş metropol alanlarda kümelenmeye eğilimlidirler;

4) Kentler nihai  mallar ve  özelleşmiş işgücü piyasalarına geniş bir ortam sağlar ve bu onları tüketicilere/çalışanlara cazip hale getirir; ve

5) Kümelenmeler (agglomerations) arz ve talep yönünün her ikisini birden içeren kümülatif süreçlerdir.”

Sanayinin neden bir bölgeye gittiği o bölgede yaratılan ya da önceden varolan dışsallıklar ile ilgilidir. Yukarıda verilen tartışma konuları aslında bu dışsallığı yaratan ortamın değişik ekonomik koşullarını tarif etmektedir.  Dışsallık kavramının literatüre girişi de mekan kavramı gibi oldukça eskidir; dışsallık kavramı Alfred Marshall’ın ([1890] 1920) “Ekonominin Prensipleri (Principles of Economics)” başlıklı kapsamlı çalışmasına dayanmaktadır.  “Kümelenme dışsallıklarının modellerinde, mekansal kümelenme ve ticareti oluşturan dışsallıklar aynı zamanda firma dışından artan getiri yaratan piyasa dışı etkileşimlerden doğmaktadır “ (Fujita ve Thisse, 2009: 111).  Bunlar bilgi yayılmaları (knowledge spillovers), firmaların iletişimi, yüz-yüze iletişim ve diğer mekansal dışsallıklardır (Fujita ve Thisse, 2009: 111).

Mekansal konsantrasyonu etkileyen güçler ya da faktörler “merkezcil kuvvetler ya da çeken güçler (centripetal forces)” olarak tanımlanmaktadır (Fujita, Krugman, ve Venables, 1999 ve Krugman, 1999).  Ancak, mekansal alanda kümelenmeyi ters yönde etkileyen güçler de tanımlanabilir: (Fujita, Krugman, ve Venables, 1999 ve Krugman, 1999) bu tür faktörleri “merkezkaç kuvvetleri ya da iten güçler (centrifugal forces)” olarak tanımlamaktadırlar.

Ancak, belli bir mekanda iktisadi faaliyetlerin yoğunlaşmasını, özel olarak sanayinin belli bir alanda konsantrasyonunu anlamak, çeken güçlerin (centripetal forces) saf biçimleri olan ölçek etkisi, işgücü arzının belli bir merkezde toplanmış olması ve diğer bölgesel pozitif saf dışsallık ile iten güçlerin (centrifugal forces) saf biçimi olan sabit faktörler, toprak kirası ve diğer bölgesel saf negatif dışsallıkların ötesinde bazı kavramlarla düşünmeyi gerektirmektedir.  Bir diğer deyişle, dışsallıklar bu temel sınıflamanın dışındaki kavramlarla da açıklanabilmektedir.  Bu çerçevede bir ülkede sanayinin mekansal dağılımını etkileyen politikaları da dikkate almak gerekir. Sanayi stratejileri ve bu politikalarla ilişkili ticaret politikaları bu kaymalar üzerinde etkili olabilir. “Dışa kapalı ya da korumacı ticaret politikalarının izlendiği ve içe dönük sanayileşme stratejilerinin uygulandığı dönemlerde, sanayinin mekansal değılımında belli merkezlerde yoğunlaşma olmaktadır.  Ancak, dışa açılma ile birlikte bu yapının nasıl değiştiği oldukça karmaşık sonuçları olan bir konudur.  Sanayinin nasıl dağıldığı başlangıç koşulları ile de ilişkilidir” (Doğruel ve Doğruel, 2008: 7-8).

Kümelenmenin belli bir mekanda gerçekleşmesi bölgesel ekonomi ve bölgesel büyüme açısından da önemli sonuçlar doğurabilir.  Bölgesel farklılıkların olduğu durumlarda kümelenmeler farklılıkları artırabilir. Ayrıca, bir sanayi politikası olarak kümelenmenin teşvik edilmesi ya da bölgesel büyümeye yönelik politikalar birbirini destekleyen ya da engelleyen sonuçlar doğurabilir. Diğer taraftan metropollerin ve büyük kentlerin oluşumu, kümelenmeyi etkileyen faktörlerin dışındaki karmaşık süreçlerde belirlenmektedir.

3.İstanbul İmalat Sanayinde Mekansal ve Niteliksel Değişme

İstanbul, tarih boyunca önemli bir merkezdi. Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet dönemi boyunca bu önem azalmadı. İlber Ortaylı İstanbul’un 4. yüzyıldan itibaren bir “metropolis mundi (dünya şehri)” olduğunu belirtmektedir; ayrıca Ortaylı, 19. yüzyılda diğer Doğu Akdeniz limanları Beyrut ve Selanik ile birlikte İstanbul’un sadece ticaret limanı değil hinterlandlarının üretimlerinin işleneceği üretim merkezleri haline geldiğini belirtmektedir. Ancak yazar, 19. yüzyılda hızlı bir sanayileşmeden söz edilemeyeceğini de eklemektedir (Ortaylı, tarihsiz).[4] Yukarıda da belirtildiği gibi, ithal ikameci ekonomi politikaları ekonominin belli merkezlerde yoğunlaşmasını hızlandırmaktadır (Doğruel ve Doğruel, 2008: 7-8). Bu nedenle İstanbul, 1980’lere kadar Türkiye’nin ekonomik ve özel olarak sanayi bakımından İzmir ve Adana ile birlikte önemli bir kent olmayı sürdürdü. Dışa açılma süreci ve bu süreç ile uyumlu yeni politikaların uygulandığı 1980 sonrasında da sanayi katma değer payındaki azalma ve sanayi yapısındaki bazı değişmelere rağmen bu önem kaybolmadı.

2000 öncesi İstanbul’a yönelik olarak tasarlanan ve farklı düzeylerde uygulamaya konan politikalarda temel amaç bu kentin üzerindeki sanayi yükünü azaltmak olarak gösterilebilir.[5] Sadece bu politikaların bir sonucu olarak gösterilemese de 2000 öncesi yaklaşık 20 yıllık dönemde imalat sektöründe İstanbul’un payında belirgin bir azalma gözlendi (Doğruel, ve Doğruel, 2010).  Buna karşılık, İstanbul’a komşu olan NUTS2 düzeyinde tanımlanan Bursa (TR41), Kocaeli (TR42) ve Tekirdağ (TR21) bölgelerinin payları ise artmaktadır.  Bu üç bölgenin kendi iç dinamiklerini göz ardı etmemekle birlikte, İstanbul ve çevre bölgelerin toplam imalat sanayisi paylarının 2000 öncesi 20 yıllık dönemde oldukça sabit kalması dikkat çekicidir.  Doğruel, ve Doğruel (2010)’da bu durum İstanbul’un sanayiden arındırılması politikasının bir sonucu olarak sanayinin İstanbul’dan komşu bölgelere kayması olarak değerlendirilmektedir.  Aynı çalışmada, sanayinin payındaki azalmaya paralel olarak İstanbul’daki sanayinin yapısında da önemli değişimlerin olduğu vurgulanmaktadır.  Buna göre düşük teknoloji grubuna giren sektörlerin payı artarken, orta-alt, orta-üst ve yüksek teknoloji grubuna giren sektörlerin payı ise azalmıştır.  Düşük teknoloji grubuna giren sektörlerde genellikle ortalama firma büyüklükleri azalırken ortalama verimlilikler artmıştır. Bu çalışmanın bulgularına göre orta-alt, orta-üst ve yüksek teknoloji grubuna giren sektörlerde ise verimlilik azalma eğilimindedir.

İhracata yönelme, İstanbul’u sanayiden arındırma ve benzeri politika uygulamalarının sonuçlarının Doğruel ve Doğruel (2010)’da incelenen dönem sonrasında da etkilerinin sürmesini bekleyebiliriz.  Ayrıca, 2000’li yıllarda bu politikalara ek olarak Türkiye’de sanayinin mekansal dağılımını etkileyebilecek yeni etmenler ortaya çıktı.  Bunlardan birincisi bu yıllarda daha da hızlanan finansal küreselleşmenin Türkiye üzerindeki etkileri, ikincisi ise, birincisi ile bağlantılı olarak gündeme gelen İstanbul’u finans merkezi yapma politikalarıdır: İstanbul’un finans merkezi haline getirilmesi 9. Plan’da yer almış ve 2010 yılında da bir başbakanlık genelgesi ile resmi bir nitelik kazanmıştır.[6] 2000 öncesi ve sonrası politika uygulamalarının etkilerini ayrıştırmak bu çalışmanın sınırları dışında kalmaktadır.  Ancak, bu gelişmelerin toplu etkilerini gözlemlemek mümkündür.

2000’li yıllarda gözlenen değişimi değerlendirirken ortaya çıkan iki sorundan da bu noktada söz etmekte yarar vardır.  Bunlardan birincisi, 2001 yılı öncesi veriler ile 2002 sonrası veriler arasındaki yapısal farklılıklardır.  Örnek hacmi ve birim tanımlarındaki farklılaşma bu iki serinin bir arada değerlendirilmesini engellemektedir. İkincisi ise, mekansal analizler için 2002 sonrası döneme ilişkin verilerin içinde taşıdığı yetersizliktir.  2000 öncesi verileri oluşturmak için uygulanan anketlerde birim işyeri olduğu için bu anketlerden toplanan verileri bölgesel analizlerde kullanmak herhangi bir sakınca yaratmamaktaydı.  Ancak, 2002 ve sonrası yıllarda birim işletme olarak değiştirildiği için bu verilerin mekansal dağılım analizlerinde kulanılması beraberinde bazı belirsizlikleri getirmektedir.  Özellikle birbirine yakın bölgelerde bir işletmenin birden fazla bölgede işyerinin olması ihtimali oldukça yüksektir.  Böyle durumlarda, işletmeye ait üretim, istihdam ve benzeri değerler işletmenin bulunduğu bölgede gösterilmektedir.

Bu sorunları göz ardı etmeden 2000’li yıllarda İstanbul’un imalat sektörünün durumu bakımından nasıl bir değişme gösterdiği Tablo-1, 2 ve 3’ten izlemek mümkündür.  Tablo 1’de alt sektörler, düşük ve orta-alt teknoloji grubu ile orta-üst ve yüksek teknoloji grubunda yer alan sektörlerin toplamları ve toplam imalat sanayi bakımından İstanbul’un Türkiye içindeki yüzde payları yer almaktadır.  Buna göre sektör düzeyinde birkaç istisna dışında bütün göstergeler de İstanbul’un payının azaldığı görülmektedir.  Diğer bir deyişle, Doğruel ve Doğruel (2010)’da gözlenen 2000 öncesine ilişkin genel eğilim 2003 sonrasında da devam etmektedir.  Ancak, İstanbul’da imalat sektörünün bileşimi bakımından farklı bir sonuç elde edilmektedir:  Doğruel ve Doğruel (2010)’da düşük teknoloji grubuna giren sektörlerin payının arttığı bulunmuştu.  2003-2008 döneminde düşük ve orta-alt teknoloji grubuna giren sektörlerin payı azalırken orta-üst ve yüksek teknoloji grubuna giren sektörlerin İstanbul’un imalat sektörü içindeki payı artmış görünmektedir (Tablo 2).

Tablo 3’te ise çalışan sayısı bakımından İstanbul’da ortalama işyeri büyüklüklerinin değişimi verilmektedir.  Ortalama işletme büyüklüğü ekonominin genel gelişimine bağlı olarak değişebileceği için, İstanbul’daki işletme büyüklüğündeki değişimi genel değişimden arındırma amacıyla Tablo 3’te değerler Türkiye ortalamasına göre oran olarak verilmiştir.  Buna göre, 1’in altında olan değerler İstanbul’da ortalama işyeri büyüklüğünün Türkiye ortalamasından küçük, 1’den büyük değerler ise İstanbul’da işletme büyüklüğünün Türkiye ortalamasının üstünde olduğunu göstermektedir.  Tablo 3’teki değerlere göre İstanbul’da sektörlerin çoğunluğunda işyeri büyüklüğü Türkiye ortalamasının altındadır.  Düşük ve orta-alt  teknoloji grubunda 6 sektör işletme büyüklüğü bakımından Türkiye ortalamasının üstünde (1’den büyük) 7 sektör ise Türkiye ortalamasının altında yer almaktadır. Ortalama olarak işletme ölçeği büyük olan sektörler genellikle İstanbul içinde istihdam payı bakımından ilk sıralarda yer almaktadır (giyim, metal eşya, mobilya).  Ortalama işletme büyüklüğü küçük olan sektörler arasında sadece plastik İstanbul içinde yüksek paya sahiptir.  Orta-üst ve yüksek teknoloji grubunda sadece iki sektörde ortalama işyeri büyüklüğü Türkiye ortalamasının üstünde diğer altı sektörde ise altında yer almaktadır. Ortalamanın üstünde olanlardan 30 nolu bilgisayar sektörü istihdam bakımından İstanbul içinde çok küçük bir paya sahiptir. Buna göre orta-üst ve yüksek teknoloji grubundaki işletmelerin İstanbul’da küçük ölçekli olduğu söylenebilir. Ayrıca her iki teknoloji grubunda işletme büyüklükleri genellikle düşme eğilimindedir.

4.Sonuç

İstanbul sanayisindeki mekansal ve niteliksel değişmeyi tartışmayı hedefleyen bu yazı ülke içi politikaların etkisine odaklandı; bu değişmeyi etkileyebilecek küresel etkilere yer verilmedi. İstanbul’daki sanayinin mekansal ve niteliksel değişmesine yönelik spesifik ülke içi politikalarda iki eğilimden söz edilebilir: Birincisi, İstanbul’un sanayiden arındırılmasını hedefleyen politikalardır. 2000 sonrasında geçerlik kazanan ikincisi ise, İstanbul’u bir finans merkezine dönüştürme hedefidir. Ancak, sanayinin kendi dinamiklerinin belirleyici olduğu kümelenme eğilimleri ile bu eğilimleri yönlendiren pozitif ya da negatif dışsallıklar yaratan politikalar da kentin sanayisinin mekansal olarak çevresindeki merkezlere kaymasında etkili oldu. Mekansal kaymayı etkileyen kümelenme politikalarının arkasındaki yeni ekonomik coğrafya teorisine ve politikalara ikinci bölümde değinildi. üçüncü bölümde ise, politikaların İstanbul’daki imalat sanayinin işyeri büyüklüğü, verimlilik ve teknoloji bileşimini nasıl etkilediği tartışıldı.

Veri sorunları 2000 öncesi ve sonrasını birlikte değerlendirmemize imkan vermemekle birlikte, istisna olarak gösterilebilecek birkaç sektör dışarıda bırakıldığında, imalat sanayinde İstanbul’un payının azaldığı İstanbul’da ortalama işletme büyüklüğünün düştüğü bütün göstergelerde görülmektedir. Ancak, bütün bu değişimlere rağmen hem 2000 öncesinde hem de 2003 sonrasında üretim çeşitliliği bakımından İstanbul diğer bölgelerin önünde yer almaya devam etmektedir.

Kaynaklar

Başbakanlik Genelgesi  2010/11, “İstanbul Uluslararası Finans Merkezi İdari Yapılanması”, 01 Mayıs 2010 Tarihli Resmi Gazete, Sayı: 27568).

Christaller, W., ([1933] 1966), The Central Places of Southern Germany, Prentice-Hall, New Jersey.

Doğruel, F. (2006) “Türkiye’de Bölgesel Politikalar”, A. Eraydın (Ed), Değişen Türkiye Dönüşen Mekan içinde, Ankara: Dost Kitapevi Yayınları, Ankara, s. 164-195.

Doğruel, A. S.ve Doğruel, F. (2008) Türk İmalat Sektöründe Dışa Açıklık, Teknoloji ve Mekansal Dağılım, Proje Raporu, TÜBİTAK Proje No: 104K101, Ankara.

Doğruel, F. ve Doğruel, A. S. (2010), “The Deindustrialization of Istanbul,” Munich Personal RePEc Archive, MPRA Paper No. 27070, http://mpra.ub.uni-muenchen.de/27070/

Fujita, M. (1988)  “A monopolistic competition model of spatial agglomeration: A differentiated product

approach”,  Regional Science and Urban Economics, 18, 87-124.

Fujita, M. ve Thisse, J. F. (2009) “New Economic Geography: An appraisal on the occasion of Paul Krugman’s 2008 Nobel Prize in Economic Sciences” Regional Science and Urban Economics, 39:2, 109-119.

Fujıta, M., Krugman, P. R. ve Venables, A. (1999) The Spatial Economy: Cities, Regions, and International Trade, MIT Press, Cambridge.

Hoover, E. M. ve Giarratani, F. (1970) An Introduction to Regional Economics, The Web Book of Regional Science, Regional Research Institute, West Virginia University.

Isard, W.(1956) Location and space-economy : a general theory relating to industrial location, market areas, land use, trade, and urban structure, The MIT Press, Cambridge, Massachusetts.

Lösch, A. ( [1940] 1954) The Economics of Location, Yale University Press, New Haven.

Krugman, P. (1991a) “Increasing Returns and Economic Geography” The Journal of Political Economy, 99: 3, 483-499.

Krugman, P. (1991b) “History and Industry Location: The Case of the Manufacturing Belt,” The American Economic Review, 81: 2, Papers and Proceedings of the Hundred and Third Annual Meeting of the American Economic Association (May, 1991), pp. 80-83.

Marshall, A.([1890] 1920). Principles of Economics. Macmillan and Co., Ltd, London. [Online] available from http://www.econlib.org/library/Marshall/marP24.html; accessed 12 October 2008 [BOOK IV, CHAPTER X, Industrial Organization, Continued. The Concentration of Specialized Industries in Particular Localities.]

Ortaylı, İlber. (tarihsiz) “Sanayi Çağında İstanbul” Dünya Kenti İstanbul:İstanbul-World City, Habitat II, Tarih Vakfı, İstanbul, s.54-57.

Ottaviano, G. ve Thisse, J. F. (2004) “Agglomeration And Economic Geography” in  Henderson, J. V.;  Thisse, J. F. (eds) Handbook of Regional and Urban Economics, Volume 4, Elsevier B. V. 2563-2608.

von Thünen, J. H. ([1826]1966) Der isolirte Staat in Beziehung auf Landwirthschaft und Nationalökonomie; Wartenberg, C. M. (tr.), The Isolated State, Pergamon Press , London.

Venables, A.J. (1996). “Equilibrium locations of vertically linked industries” International Economic Review, 37, 341-359.

Weber, A., ([1909] 1968), Theory of the Location Industries, The University of Chicago Press, Chicago.

 

[1] Bölgesel düzeyde etkisi olan politikalar bölgeye yönelik doğrudan politikalar olabilir. Türkiye’de kalkınmakta olan yörelere yönelik politikalar bu türde değerlendirilebilir. Ancak, makro düzeydeki politikaların da bölgesel sonuçları olabilir. Uzun dönemli politikalar, sektörel tercihlere göre yatırım yapmak ve sanayi stratejileri de bu tür dolaylı politikalardır. Son olarak uluslarüstü politikalar olarak adlandırılan, Türkiye için Avrupa Birliği politikalarının etkisi bu çerçevede bir örnektir; bu politikalar da bölgesel düzeyde etkili olabilir. Ulusal düzeyde doğrudan bölgesel ve dolaylı (makro)  politikalar ile uluslarüstü  politikaların bölgesel etkilerinin olmasını içeren üçlü ayırım  (Doğruel, 2006)’da yer almaktadır.

[2] Bu konuda Hoover ve Giarratani (1970), Bölüm 6’ya bakılabilir. (http://www.rri.wvu.edu/WebBook/Giarratani/chaptersix.htm#selected, (Erişim tarihi: 5 Temmuz 2011).

[3] http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/2008/ (Erişim tarihi: 1 Kasım 2010)

[4] 1996 yılında gerçekleştirilen Habitat II sergisi için hazırlanmış kitaptan alınmıştır.

[5] Doğruel ve Doğruel (2010)’da bu politikaların İstanbul için iten güçler, komşu bölgeler için ise çeken güçler benzeri bir etki yarattığı vurgulanmaktadır.

[6] “Dokuzuncu Kalkınma Planında yer alan İstanbul’un uluslararası finans merkezi olması hedefini gerçekleştirmek üzere yapılan çalışmalar kapsamında, İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Stratejisi ve Eylem Planı (Strateji ve Eylem Planı) 29 Eylül 2009 tarihli ve 2009/31 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararıyla onaylanmış ve 2 Ekim 2009 tarihli ve 27364 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Strateji ve Eylem Planında, uluslararası standartlarda işleyen bir hukuk altyapısının oluşturulmasına, finansal ürün ve hizmet çeşitliliğinin artırılmasına, vergi sisteminin basitleştirilmesine ve etkinleştirilmesine, düzenleyici ve denetleyici çerçevenin geliştirilmesine, fiziksel ve teknolojik altyapının güçlendirilmesine, nitelikli insan kaynağı ihtiyacını karşılayacak bir eğitim altyapısının sağlanmasına ve dünya ölçeğinde tanıtım ve izleme yapacak bir organizasyon yapısının oluşturulmasına yönelik öncelik ve eylemler belirlenmiştir.” (Başbakanlik Genelgesi  2010/11, “İstanbul Uluslararası Finans Merkezi İdari Yapılanması”, 01 Mayıs 2010 Tarihli Resmi Gazete, Sayı: 27568).

Fatma Doğruel Hacettepe Universitesi Matematik Bölümü’nden lisans ve yüksek lisans ortak derecesi ile mezun oldu. Doktora derecesini Çukurova Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nden aldı. 1978-1988 yılları arasında Çukurova Üniversitesi’nde çalıştı. 1988 yılından itibaren Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’ne geçti. 1996 yılında profesör olan Fatma Doğruel halen bu görevini sürdürmektedir. Profesör Doğruel Türk Sosyal Bilimler Derneği Genç Sosyal Bilimciler (1987), Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilimler (1990) ve Ford Foundation Ortadoğu Araştırma (1991) ödüllerini almıştır. Ayrıca, 1991-1992 yıllarında ABD’de Central Michigan Üniversitesi’nde Misafir Öğretim Üyesi olarak bulunmuştur. Araştırma alanları ekonomik büyüme ve kalkınma, bölgesel ekonomi, tarım ekonomisi, gelişmekte olan ülkeler makroekonomisi ve Cumhuriyet Dönemi Türkiye iktisat tarihidir. Bu alanlardaki kitap bölümleri ve makalelerine ek olarak ortak yazarı olduğu Türkiye'de Ekonomik Büyüme Yapısal Dönüşüm ve Kriz (1990), Osmanlı’dan Günümüze TEKEL (2000), Bıçak Sırtında Büyüme ve İstikrar (2006), Türkiye’de Enflasyonun Tarihi (2006), Türkiye Sanayiine Sektörel Bakış (2008) ve Bıçak Sırtında Büyüme ve İstikrar: Küreselleşmenin Yükselişi ve Düşüşü (2018) ile Bölgesel Kalkınma ve Kalkınma Ajansları (2012) sayılabilir. Profesör Doğruel, Türkiye Ekonomi Kurumu, Türk Sosyal Bilimler Derneği, American Economic Association, Middle East Economic Association, Bölge Bilimi Türk Milli Komitesi üyesidir. Ayrıca, 2010-2012 yılları arasında MEEA Yönetim Kurulu üyeliği ve 2013-2015 yılları arasında MEEA Yönetici Sekreterliği görevlerini üstlenmiştir. 2019 yılından itibaren Bölge Bilimi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiştir.

Bir cevap yazın