İktisat ve Toplum Dergisi’nin 141 ve 161’inci sayılarında yer alan 2018 başlangıçlı kriz hakkındaki yazılarımın üzerinden aylar geçti ve krizle mücadele hâlâ devam ediyor. Bu yazı, aradan geçen süre zarfında yaşanan gelişmeleri irdelemek amacıyla kaleme alındı. Pandemi, arkasından Şubat 2023’te yaşanan deprem, Türkiye ekonomisini fena sarstı. Ancak bir inat uğruna 12 Mart 2021’den Haziran 2023’e kadar uygulanan yanlış ekonomi politikaları, krizi daha da derinleştirmiştir. Rasyonel politikalara geçiş sonrası doğru politikalar uygulanmaya başlanmışsa da önceki birbirini takip eden yanlış politikalar durumun vahametini o denli arttırmış ki mücadeleden sonuç almak o kadar kolay olmuyor, olmayacak da. Pandemi küresel boyutta yaşandı, pek çok ülkeyi etkiledi. Ancak diğer ülkelerin çoğu, uyguladıkları doğru politikalar sayesinde durumu düzeltmiş durumda. Türkiye ise hâlâ çabalıyor.
Seçimler, krizler için çoğu kez ilaç olmuştur. Örneğin 1994 ve 2002 seçimleriyle sağlanan hükümet değişikliği, 1994 ve 2000-2001 krizlerinin sonlanmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle seçim, halkın arzuladığı bir değişimle sonuçlanırsa, güven ortamı tazelenir, kara bulutlar dağılıp umut ışığı yeniden gökyüzünde yerini alır. Belirsizlik kaybolur, insanlar önünü görebilir hale gelir. Karamsarlık yerini iyimserliğe bırakır. 31 Mart 2024 yerel seçim sonuçları da aynen bu değişimi sağlamış, kısa sürede ekonomide olumlu gelişmeler görülmeye başlanmıştır. Temennimiz bu iyi gidişatın devam etmesi, yarı yolda güven ortamını zedeleyecek bir gelişmenin yaşanmamasıdır.
Yerel Seçim Öncesi ve Sonrası Ekonomide Gelişmeler
Türkiye, 31 Mart 2024 tarihinde gerçekleşen yerel seçim atmosferine 2023 yılı son haftasından itibaren girmiştir. Güven ortamında bozulma ve seçim sonrası için devalüasyon beklentisi para ikamesini hızlandırmış, döviz ve altın talebindeki artış kur üzerinde baskı yaratmıştır.

Yabancı yatırımcı da Türkiye’yi terk etmeye başlamıştır. 1-15 Mart 2024 aralığında yabancı çıkışı nette, hisse senedinde 229 milyon dolar, tahvilde 330 milyon dolar, swapta 3,6 milyar dolardır. Yine aynı dönemde yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatındaki artış 5,7 milyar dolardır. Bunun 2,5 milyar doları altın fiyat artışı ve avronun dolara karşı değer kazanmasından kaynaklanmış, parite etkisinden arındırılmış artış 3,2 milyar dolar olmuştur. Artışın bir bölümü Kur Korumalı Mevduat dönüşü sonucu olsa da bu dönemde büyük çapta dövize yönelim yaşandığı görülmektedir. Ayrıca seçim öncesi dönemde altın ve dövizde yastık altına kaçış da hızlanmıştır. Kur üzerinde oluşan baskı ancak Merkez Bankası’nın önemli boyutta döviz satışı sayesinde hafifletilmiştir. Belli başlı ekonomik göstergelerdeki gelişmeleri grafikler eşliğinde izleyelim.
a. Enflasyon (Grafik 1, Tablo 1)
Yılbaşı sonrası ücret artışları ve bunun hemen akabinde fiyatlarda görülen aşırı yükselişler (bir kısmı fırsatçı artış ve geriye doğru endeksleme sonucu) nedeniyle, genelde olduğu gibi, Ocak ayı enflasyon oranı yüksek çıkmıştır. TÜİK TÜFE 2023 Ocak ayı enflasyon oranı yüzde 6,65; 2024 Ocak için ise yüzde 6,70’tir. Ocak 2024’ün yıllık enflasyon oranı, seriden 6,65’in düşülüp, seriye 6,70’in eklenmesi suretiyle elde edilir. Ocak için 2 oran yakın olduğu için baz etkisi oluşmamış, yıllık enflasyon oranı yüzde 65 olarak hesaplanmıştır. Şubat 2024 için hesaplanan yıllık enflasyon oranı ise yüzde 67,07’dir. Bunda Ocak ayında başlayan fiyat artışlarının Şubat ayında devam etmesinin yanı sıra, ufak da olsa bir baz etkisinin rolü vardır. Mart 2024 yıllık enflasyonu da yüksek düzeyde, yüzde 68,5 olarak gerçekleşmiştir. Mart ayı fiyatlamasında, Ramazan ayına özgü unsurların katkısı önemli boyuttadır. Mart ayı enflasyon oranında ufak da olsa bir baz etkisi mevcuttur. 2023 Mart ayı enflasyon oranı yüzde 2,29; 2024 Mart ayı enflasyon oranı ise 3,16’dır. Arada bir puana yakın fark bulunmaktadır. Nisan ayında enflasyon yüzde 70’e yaklaşmış olup, Mayıs ayında yüzde 75,45’le zirveye ulaşmıştır. Haziran 2024 TÜİK TÜFE enflasyon oranı yıllık 71,6, aylık 1,65; Temmuz ayında ise yıllık 61,78, aylık 3,23 olarak gerçekleşmiştir. Temmuz 2024’te de baz etkisi 6 puanın (9,49 – 3,23 = 6,26) üzerindedir. Burada TÜİK rakamlarının tartışmalı olduğunu hatırlatmak isterim.
Aslında Mayıs ayı yıllık enflasyon oranının gerçekte Şubat-Mart-Nisan aylarına ait enflasyon oranlarından fazla bir farkı olmadığını düşünüyoruz. Çünkü Mayıs ayında baz etkisinin katkısı 3 puanın üzerinde olmuştur. Bu durum enflasyon serisinin yapılan geçici düzenlemeler nedeniyle devamlılığını yitirmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Şöyle ki; 2023 yılı Mayıs ayında doğal gaz sübvanse edilmiş ve sepette sıfır fiyatla ele alınmıştır. Bu uygulamanın da katkısıyla, Mayıs 2023 ayı enflasyon oranı 0,04 olarak hesaplanmıştır. Bilindiği gibi Mayıs 2024 yıllıklandırılmış enflasyon oranı, seriden Mayıs 2023 aylık enflasyon oranı düşülüp, 2024 Mayıs ayı enflasyon oranının eklenmesi sonucu elde edilmektedir. Mayıs 2024 aylık enflasyon oranı yüzde 3,37 gelmiştir. Bu durumda Mayıs 2024 yıllıklandırılmış enflasyon oranında baz etkisi 3,37 – 0,04 = 3,33 puan olacaktır. Baz etkisinin hariç tutulması durumunda oran önceki aylardan çok farklı olmamaktadır. (Not: AKP seçim vaadi olarak konutların 1 aylık doğalgaz faturasının devlet tarafından karşılanacağını, bir yıl boyunca da 25 metreküp doğalgaz için para alınmayacağını 14 Mayıs 2023 seçimi öncesi duyurmuştu.) seçim öncesi bu nedenle Hazine’den karşılanan zararlar, seçim sonrası ilave vergilerle fazlasıyla geri alınmaktadır. Nitekim elektriğe Temmuz, doğal gaza Ağustos 2024’ten geçerli olmak üzere yüzde 38 vergi konulmuştur. Zam oranı TCMB’nin 2024 sonu için öngördüğü enflasyon oranıyla uyumludur.

Haziran 2024’ten itibaren dezenflasyon sürecinin başlaması beklenmekteydi. Merkez Bankası’nın bu öngörüsü gerçekleşseydi, enflasyon beklentileri olumlu etkilenecek, öngörülebilirlik artacaktı. Merkez Bankası’nın 2024 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 38’e yükseltilmiş, tahmin aralığı ise yüzde 30-42 olarak belirtilmiştir. Bandın üst sınırı olan yüzde 42’nin aşılmayacağı ifade edilmiştir. 2025 yılı için enflasyon öngörüsü yüzde 14, aralık yüzde 7-21; 2026 için yüzde 9 olarak belirlenmiştir. İstikrar erişimi için düşünülen oran yüzde 5’tir.
2024 yılı Ağustos ayı yıllıklandırılmış enflasyon oranında da baz etkisi büyük olacaktır. Seriden yüzde 9’u aşan 2023 Ağustos aylık enflasyon oranı düşülüp, muhtemelen yüzde 3 civarında gelecek 2024 yılı aylık oranının eklenmesi, yıllıklandırılmış oranda 6 puan civarında bir baz etkisi yaratacaktır.
b.Kur (Grafik 1 ve 2)
Düşük faiz politikası uygulanan süreçte, ülkede yaşanan yüksek enflasyona rağmen, dövize müdahale yoluyla, döviz kurunun artmasına izin verilmemiştir. Aslında o dönemde ve daha sonraki dönemlerde sıkça serbest kambiyo rejiminden uzaklaşılmış, müdahalelerle kur düşük tutulmaya, yerel seçim sonrası ise döviz alımı yoluyla kurun aşırı düşmesi önlenmeye çalışılmıştır. Bu tür bir rejim, “Yönetilen Dalgalı Kur Rejimi” olarak adlandırılabilir. Haziran 2023’te “Rasyonel Ekonomi Politikası”na geçiş sonrası müdahalenin kesilmesiyle birlikte, kur hızlı bir artış göstermiş, 2022 yılında 18,62 TL olan dolar kuru, 2023 yılını 29,6 TL düzeyinde kapatmıştır. Yerel seçim atmosferine girilen 2023 yılı son haftasına kadar Merkez Bankası müdahale amaçlı önemli boyutta döviz satışı gerçekleştirmemiştir. Seçim sonrası için devalüasyon beklentisi yurt içinde dolarizasyonu artırmış, yabancı sermaye çıkışı da eklenince kur hızlı bir yükseliş trendine girmiştir. Kuru tutmak için yeniden kura müdahale başlamış, Merkez Bankası büyük çaplı döviz satışı nedeniyle rezerv kaybına uğramıştır. Müdahaleler sayesinde dolar kuru kontrollü artış sergilemiş, 1 Ocak-21 Mart 2024 arasında kur 29,6 TL’den 31,8 TL’ye yükselmiştir. Ayrıca bu dönemde altın ve dolarda serbest piyasa ile banka fiyat/kuru arasındaki makas yükselmiştir. 21 Mart’ta politika faizinin yüzde 50’ye çıkarılmasından sonra1 TL’den kaçış ve TCMB’nin dövize müdahalesi devam etmiş, kurda hafif bir gerileme görülmüş, kısa süreli dalgalanmanın ardından kur, 32-33 TL civarında yatay bir seyir sürdürmeye başlamıştır. Dolar kuru 26 Mart itibarıyla 32,20, 19 Nisan itibarıyla 32,49, 4 Mayıs itibarıyla 32,33 TL, 10 Mayıs itibarıyla 32,22 TL, 2 Ağustos itibarıyla ise 33,17 TL düzeyinde gerçekleşmiştir. Enflasyon sürecinin devam etmesine rağmen kurun göreceli satın alma gücü paritesi paralelinde (paritenin hesaplanmasında gelecek yılın oranları kullanılmalıdır) yükselmemesi, TL’nin aşırı değerlenmesi sonucunu doğurabilecek, bu da ihracat[1]ithalatımızı, dolayısıyla ticaret ve cari işlemler dengemizi olumsuz etkileyecektir. En fazla etkilenecek sektörler arasında tekstil ve turizm sektörü bulunmaktadır. Ancak, ithalatımızın önemli bir kısmının ara malı niteliğinde olması, değerlenmiş TL’nin ticaret ve cari açık üzerindeki etkisini sınırlandırabilecektir. Nitekim TL’deki değerlenmeye rağmen Temmuz ayında gerek ticaret açığında gerekse cari açıkta olumlu gelişme izlenmektedir. Haziran ayında gerek ihracat gerek ithalatta yaşanan düşüş uzun bayram tatiliyle ilintilidir. Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı geçici verilere göre 2024 yılının Temmuz ayında yıllıklandırılmış dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 32 oranında azalarak 82,3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmiştir.
31 Mart 2024’te gerçekleşen yerel seçim sonrası döviz kuru üzerindeki baskı kalkmış, satış yönündeki müdahale sonlanmıştır. Aksine TL’ye dönüş sürecinde yaşanan dolar bolluğunun kurda aşırı gerileme yaratmasını önlemek amacıyla TCMB piyasadan büyük çaplı döviz alımlarına başlamıştır. Uzun süredir Dolar kuru 32-33 TL düzeyinde yatay bir seyir sergilemektedir.
İstikrarlı, serbest piyasa koşullarının geçerli olduğu bir ortamda, kurun göreceli Satın Alma Gücü Paritesi paralelinde yükselmesi gerekmektedir. Kurdaki yükselişler doğal karşılanmalıdır, yeter ki denge kuru yönünde olsun. Haziran 2023’te Rasyonel Politikaya Geçiş sonrası, dolar kurunun Eylül 2023-Mart 2024 aralığında bu parite paralelinde hareket ettiği görülmektedir (Bkz. Grafik 1). Sürecin bazı bölümlerinde bu gelişme, TCMB müdahaleleriyle kontrol edilmiştir. Şartlar düzeldiğinde bu hareketin, Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığına kavuştuğu, serbest kambiyo rejiminin geçerli olduğu bir ortamda sağlanması ve kurun denge düzeyini koruması, bu sayede cari işlemler açığı üzerinde olumsuz etki yaratmasına meydan verilmemesi temennimizdir.
c. Swap Hariç Net Rezervler (Grafik 3)
Genel seçim sonrası 2023’ün ikinci yarısında rezervlerde görülen toparlanma, yerel seçim atmosferine girilen Aralık 2023’ün son haftasında yönünü tersine çevirmiştir. Yerel seçim öncesi artan döviz talebi ve yabancı yatırımcıların TL varlıklardan çıkışı nedeniyle kurda ortaya çıkan yükseliş, TCMB’nin yüksek düzeyde döviz satışıyla frenlenebilmiştir. 22 Aralık 2023-8 Mart 2024 arasında Merkez Bankası 17,5 milyar dolar satmak durumunda kalmıştır. 29 Mart 2024 itibarıyla swap hariç net rezervler eksi 65,5 milyar dolarla dibe vurmuştur. Yerel seçim sonrası güven ortamında iyileşme sonucu, içeride ve dışarıda TL’ye dönüş başlamış, ekonomik göstergeler bundan olumlu etkilenmiştir. Dolar bolluğu yaşanan bu süreçte kurda gözlenen düşme eğilimini önlemek, ayrıca kaybedilen rezervleri yeniden inşa etmek amacıyla TCMB dolar kuru 31,90 civarında iken dolar alımına başlamıştır. Banka’nın, 31 Mart yerel seçiminden sonra yaptığı alımlar sonucu, Swap Hariç Net Rezervler eksi 65,5 milyar dolardan 2 Ağustos haftasında artı 27,9 milyar dolara yükselmiş, 23 Ağustos itibarıyla yeniden 21,4 milyar dolara gerilemiştir.
Dünya Altın Konseyi verilerine göre 2024’ün birinci çeyreğinde TCMB altın rezervini de 30 ton arttırmıştır. Türkiye’nin altın rezervi böylece 570,30 tona yükselmiştir.

Merkez Bankası yerel seçim sonrası artan döviz girişi nedeniyle likidite yönetiminde zorluk çekse de likiditeyi başarılı bir şekilde kontrol altında tutmaktadır. Fonlama faizlerinde ani değişiklikler görülmekte, TL’nin aşırı değerlenmesinden endişe duyulmaktadır.
d. Kur Korumalı Mevduat (KKM) (Grafik 4, Grafik 4A, Tablo 1A)
20 Aralık 2021 başlangıçlı kur korumalı mevduat uygulaması için aşamalı tasfiye planı Ağustos 2023’te açıklanmıştır. Kur Korumalı Mevduatı tasfiye planı uygulanmaya başlandıktan sonra TL ve döviz dönüşümlü Kur Korumalı Mevduat toplamı 15 Ağustos 2023’te zirve yaptığı 139 milyar dolar (3,41 trilyon TL) düzeyinden 2 Nisan 2024 itibarıyla 68 milyar dolara (2,23 trilyon TL) gerilemiştir. Seçim öncesi belirsizlik ortamında, yüksek TL mevduat faizine karşın KKM’den çıkışlar hız kesmiştir. Dönüşümü yeniden hızlandırmak amacıyla TCMB, kur korumalı mevduatlar için ayrılan zorunlu karşılıklara ödenecek faiz oranını yüzde 30’a yükseltmiştir. Uygulamanın akabinde mevduat faizleri de yükselmiştir. 2 Ağustos 2024 itibarıyla KKM dahil yabancı para mevduatının (mevduat dolarizasyonu) toplam mevduattaki payı yüzde 52,9’a gerilemiştir (Ağustos 2023’te pay yüzde 68,4 idi.) Sadece döviz dönüşümlü KKM’nin payı ise yüzde 26’lardan yüzde 15’e düşmüştür. BDDK verilerine göre KKM ve katılma hesapları Temmuz 2024’ün son haftasında 1,832 trilyon TL’ye, 23 Ağustos itibarıyla 1,62 trilyon TL’ye gerilemiştir.

1 Ocak 2024 tarihinden itibaren TL dönüşümlü KKM açılamamakta, mevcut hesaplar vade bitiminde yenilenememektedir. Döviz dönüşümlü KKM’lerle ilgili bir yaptırım henüz getirilmemiştir. Ancak bu hesaplara uygulanan vergi muafiyeti kaldırılmıştır.
e.Kredi Risk Primi (CDS) (Grafik 5)
Rasyonel politika uygulamasına geçiş sonrası, jeopolitik risk devam ettiği halde kredi risk primi, düşme eğilimi sergilemiştir. 5 yıllık ABD dolarıyla ilgili CDS, 4 Aralık 2023 itibarıyla 331’e, 14 Aralık’ta 299,9’a, 28 Aralık’ta ise 278’e gerilemiştir. Ancak 2023‘ün sonlarına doğru yerel seçim atmosferine girilmiş, yurt içinde para ikamesinde hızlanma ve yabancı sermaye kaçışı, beklentileri olumsuz etkilemiş, CDS’ler yeniden yükselişe geçmiştir. 5 yıllık CDS puanı 20 Mart itibarıyla 342 baz puan düzeyine ulaşmış, 21 Mart 2024’te politika faizinin yüzde 50’ye çıkarılmasını takiben düşüşe geçmiştir. 5 yıllık CDS, 21 Mart‘ta 335, 27 Mart’ta 315 düzeyinde gerçekleşmiştir. 31 Mart yerel seçim sonucu güven ortamının iyileşmesine neden olmuş CDS’ler hızla düşme eğilimi sergilemiştir. 5 yıllık ABD doları için CDS, 1 Nisan 2024’te 300,79, 14 Mayıs’ta 268, 1 Ağustos 2024’te 255,79 baz puan düzeyinde gerçekleşmiş, ancak Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik nedenlerle 6 Ağustos’ta yeniden 287,83 düzeyine yükselmiştir. 20 Ağustos itibarıyla 5 yıllık CDS puanı 266’dır.

2024’te 300,79, 14 Mayıs’ta 268, 1 Ağustos 2024’te 255,79 baz puan düzeyinde gerçekleşmiş, ancak Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik nedenlerle 6 Ağustos’ta yeniden 287,83 düzeyine yükselmiştir. 20 Ağustos itibarıyla 5 yıllık CDS puanı 266’dır. Mart ortalarında yakın vadeli dolar tahvillerinin geri alımı planlanmaktaydı. Tahvillerin ihalelerle, 10 yıl gibi uzun vadeli borçlanma senetleriyle değiştirilmesi düşünüldü. Ancak uzun vadeli CDS puanı kısa vadeliye kıyasla oldukça yüksekti. Örneğin; 16 Mart 2024’te 5 yıl ABD dolar CDS 306 baz puan iken, 10 yıl için CDS 390 baz puan düzeyindeydi. Zaman içinde CDS’lerdeki düşüş sonucu Türkiye’nin 10 yıl vadeli borçlanma maliyeti 20 Ağustos 2024 itibarıyla yüzde 7’nin altına düşmüştür (bkz Grafik 8).
f. Merkez Bankası Zararı (Tablo 2)
TCMB, 2023 yılını büyük bir zararla (818,2 milyar TL) kapatmıştır. Zararın başlıca kaynağı; Kur Korumalı Mevduat için yapılan kur farkı ödemeleri ve TCMB’nin kurlardaki yükselişi engellemek için Vadeli İşlemler Opsiyon Piyasası’ndaki vadeli döviz işlemleridir. Sadece KKM’den kaynaklanan zarar 833,4 milyar TL’dir. 818,2 milyar TL ise gerçekleşen zarardır. TCMB, 2023 yılında sadece gerçekleşen işlemlerden dolayı zarar etmemiştir. Net Döviz Varlıkları ekside olduğu için, her kur artışı TCMB döviz ve altın yükümlülüklerini döviz ve altın varlıklarından daha fazla artırmakta, dolayısıyla TCMB’nin gerçekleşmemiş zararları artmaktadır. TCMB’nin gerçekleşmiş zararı 818,2 milyar TL, eksi rezervden dolayı gerçekleşmemiş zararı (değerleme hesabı zararı) 318 milyar TL olarak açıklanmıştır. 2023 yılı gerçekleşmiş ve gerçekleşmemiş zararlarının toplamı 1 trilyon 136 milyar TL’dir. TCMB zararı nasıl tasfiye edilebilir? Burada iki seçenek bulunmaktadır:
- İlk seçenek, Hazine’nin Merkez Bankası’na Devlet İç Borçlanma Senedi vererek zararı karşılamasıdır. Böyle bir uygulama 90’lı yıllarda gerçekleştirilmiştir. Bu yöntem, TCMB’nin likidite yönetimini esnekleştirecek olması nedeniyle en uygun seçenek olmakla birlikte, uygulama aynı zamanda iç borç stoku ve bütçe açığının artmasına neden olacaktır, bunun istenmeyen bir durum olması nedeniyle böyle bir tercih doğru olmazdı.
- İkinci seçenek ise zararın “Ertelenmiş Varlık” (Deferred Asset) türü bir kalemde, negatif bakiye şeklinde yerini almasıdır. Bu uygulamada bu yılın zararı ileriki yılların kârları ile kapatılır, Hazine’ye kâr transferi ancak zarar sıfırlandıktan sonra gerçekleşebilmektedir. Örneğin bu yıl Merkez Bankası 6000 TL zarar yazdı farz edelim. Bir sonraki yıl 2000 TL kâr yaparsa, zarar 4000’e düşer. Bir sonraki yıl 5000 kâr yaparsa, bundan kalan zarar düşülüp, 1000 TL kâr Hazine’ye devredilir. (ABD merkez bankası FED, zarar yıllarında bu yöntemi kullanmıştır.)
TCMB 2023 yılı gerçekleşmiş zararını ikinci yöntemle muhasebeleştireceğini açıklamıştır. Diğer bir deyişle TCMB 2023 yılı gerçekleşmiş zararını “Geçmiş Yıllar Zararı” kaleminde takip edecek, 2024 ve sonraki yıllarda kâr ettikçe bu kârları Hazine’ye devretmeyip 2023 yılı zararını tasfiyede kullanacaktır. İlk aşamada 2022 kârından ayrılan 9,33 milyar TL ihtiyat akçesi, 2023 zararının mahsubunda kullanılmıştır. Devasa zarar ve mahsuplaşma nedeniyle, Merkez Bankası uzun bir süre Hazine’ye kâr transferi yapamayacaktır.

g. Cari Açık (Grafik 6)
Sürdürülebilir cari açık; dezenflasyon, rezerv birikimi ve dış borç açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de cari açık yüksek düzeyde seyretmeye devam etmektedir. 2018 yılında eksi 20,2 milyar dolar olan cari denge, 2023 yılında eksi 45,2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. Kriz döneminde kişilerin güvenli liman olarak gördükleri altına yönelmeleri nedeniyle altın ithalatı patlamıştır.
Miktar bazında işlenmemiş altın ithalatı, 2022’de yüzde 200 artışla 379,2 ton (20,4 milyar dolar) olarak gerçekleşmiştir. 2023’te toplam 29,9 milyar dolarlık altın ithal edilmiş, bu, 2023 yılında 45,2 milyar dolar olan cari açığın yüzde 60’ını oluşturmuştur. Cari işlemler açığının iyileşmesi için altın ithalatının normalleşmesi yönünde tedbirler alınmıştır Temmuz 2023’te Resmî gazetede yayınlanan karara göre, Türkiye[1]AB gümrük birliği kapsamının dışında kalan ülkelerden yapılan altın ithalatına yüzde 20 vergi getirilmiş, Hazine ve Maliye Bakanlığı, kota uygulamasının kapsamını genişletmiş, yurt dışından alımda bildirim şartı getirilmiştir (kota uygulamasına 7.8.2023’te geçilmiştir). 2023 Ocak-Şubat-Mart aylarında toplam altın ithalatı 147 bin 452 kilogram iken 2024’ün ilk çeyreğinde 35 bin 520 kilograma gerilemiştir. 2023’te şirketlerin altın ithalatına 25 kg üst limit getirilmiş, dilediğinde altın ithal edebilme imkânı tanıyan uygulama kaldırılmıştır. Kota nedeniyle altın alım-satımlarında makas artmış durumdadır. Kısıtlama sonucu altın girişlerinin kayıt dışına kaymasından endişe duyulmaktadır.
Alınan tedbirler sonuç vermeye başlamış, yıllıklandırılmış cari açık rakamı Ocak 2024’te eksi 37,5’e, Şubat ayında 31,8’e, Mart ayında ise 31,23 milyar dolara gerilemiştir. 2024 Temmuz ayında geçen yılın Temmuz ayına göre ihracatta yüzde 13,5 artış sağlandığı, yıllıklandırılmış ihracatın 261,5 milyar dolar olduğu ifade edilmektedir. Dış ticaret açığı 2024’ün ilk 7 ayında 49,8 milyar dolara düşmüş, Temmuz ayı yıllıklandırılmış dış ticaret açığı ise yüzde 32 azalarak 82,3 milyar dolara gerilemiştir.
Haziran 2024’te, TL’deki değerlenmeye karşın cari denge 407 milyon dolar fazla vermiştir. Ancak bu ayda dış ticaret dengesi 5,9 milyar dolar açık kaydetmiştir. Bu durumda cari dengede görülen fazlanın ödemeler dengesinin diğer kalemlerinden kaynaklandığı görülmektedir.
OVP’de 2024 yılında cari açık için öngörülen rakam eksi 34,7 milyar dolardır. Gerçekleşmenin bunun altında kalacağı düşünülmektedir. Ancak bu iyileşmenin, kısmen de olsa, üretimin girdileri olan ara malı ve hammadde kalemlerindeki

azalmadan kaynaklanması, ekonomide endişeyle beklenen durgunluğun habercisi olacaktır. Bu durum yakından izlenmeli, zamanında gerekli tedbirler yürürlüğe konulmalıdır. Cari açığın düşürülmesi için düşünülen diğer tedbirler; enerjide dışa bağımlılığın azaltılması (bu bağlamda güneş ve rüzgâr enerjisinden daha çok faydalanma söz konusu olabilir), bir de mal ve hizmet ihracatının teşviki yönündedir. Hedef doğrultusunda sanayide dönüşüm, katma değeri yüksek üretim vurgulanmalıdır. Zaman içinde, Cari Açık/GSYH oranının TL’nin değerlenmesine karşın yüzde 2’ye evrileceği öngörülmektedir. Oran, 20 yılda ortalama yüzde 4, 2023’te yüzde 4,3 düzeyinde gerçekleşmiştir. 2023 oranının yarısından fazlası altın ithalatından kaynaklanmıştır. Altın hariç oran yüzde 2’dir.
h. Bütçe Açığı – Kamu Kesimi Borçlanma Gereği (KKBG) (Grafik 7, 7A, 7B)
Haziran 2023 tarihinde Rasyonel Politikaya Geçiş sonrası politika faizi kademeli olarak yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmiş, buna paralel olarak piyasa faizleri de artış eğilimine girmiştir. Kamu borçlanmasını daha yüksek maliyetle gerçekleştirebilmiştir. KKBG/ GSYH oranı 2017’de yüzde 1,8 iken, 2023 yılı için OVP’de yer alan tahmin yüzde 6,4’tür. Gerçekleşmenin bunun üzerinde olacağı tahmin edilmektedir. Bir dizi tasarruf tedbirleri üzerinde çalışılmaktadır. Bütçe disiplininin sağlanması, iç talebin kontrolü, güven ortamı ve enflasyon beklentilerinin iyileşmesi, göreli düşük faizler, dezenflasyon sürecinin kalıcı olabilmesi için gerekmektedir.

Son yıllarda kamunun borçlanma gereğinin artışında faiz yükünün payı büyüktür. Faiz ödemelerinin toplam bütçe harcamaları içindeki payı 2022- 2023’te yüzde 10 civarında iken, 2024-2026 döneminde yüzde 14 civarında olacağı tahmin edilmektedir. 2024 yılında gerçekleştirilmesi planlanan borç servisi ve finansman bilgileri şöyledir: 1.166,3 milyar TL anapara ve 1.046,9 milyar TL faiz olmak üzere toplam 2.213,2 milyar TL tutarındaki borç servisinin 1.565,2 milyar TL’si (778,4 anapara, 786,8 faiz) iç borç, 648 milyar TL’si (387,9 milyar TL anapara, 260,1 milyar TL faiz) dış borç bağlantılıdır. Özetle 2024 yılında Hazine’nin 2,2 trilyon TL borçlanması öngörülmektedir. 2024 birinci çeyrek için merkezi yönetim bütçe açığı 513,5 milyar TL olarak açıklanmıştır. Bu tutar, 2024 açık hedefi olan 2,65 trilyonun %19,4’ünü oluşturmaktadır.
i. Dış Borç Stoku
Türkiye’nin brüt dış borç stoku 2018-2024(Ç1)’i kapsayan kriz döneminde 426,7 milyar dolardan 506,8 milyar dolara, net dış borç stoku ise 253,3 milyar dolardan 283,9 milyar dolara yükselmiştir. Kamu ve özel sektörün borcu büyük ölçüde uzun vadeli iken Merkez Bankası’nın borcunun tamamı kısa vadelidir. Bu, swap hariç net rezervleri eksilere düşen Merkez Bankası’nın ilgili dönemde döviz ihtiyacını kısa vadeli swap işlemleriyle karşıladığının bir göstergesidir. Kamu borç stoku içinde kısa vadeli borcun payı yıllar itibarıyla genelde yüzde 15-18 civarında seyrederken, özel sektör dış borcunda kısa vadeli borcun payı 2018- 2024(Ç1) arasında artış eğilimi sergileyerek, yüzde 24’ten yüzde 37,4’e yükselmiştir. 2024 birinci çeyrek itibarıyla Türkiye’nin Brüt Dış Borç Stoku 506,8 milyar dolar, milli gelire oranı yüzde 44,7’dir. Net Dış Borç Stoku ise 283,9 milyar dolar olup, milli gelire oranı yüzde 25’tir. Kısa vadeli dış borç stoku ise 178,3 milyar dolardır. TCMB, Haziran 2024 itibarıyla kısa vadeli dış borç stokunun 236,6 milyar dolarla rekor kırdığını açıklamıştır. CDS’lerdeki düşüş nedeniyle Türkiye’nin borçlanma maliyeti de düşmektedir. 20 Ağustos 2024 itibarıyla 10 yıl vadeli dolar cinsi tahvil getirisi yüzde 7’nin altına düşmüş durumdadır (Grafik 8).
Ekonomide Kalıcı Düzelme Sağlanması için İlâve Gerekenler
Yukarıda, yerel seçim sonrası belli başlı göstergelerde yaşanan olumlu gelişmelere değindik. Ancak uygulanan programın hâlâ eksik yönleri var. Programın yapısal yönüne yeterince önem verilmiyor. Üretimde olumsuz, plansız, programsız gelişmeler enflasyonu arz yönünden körüklemekte. Aracı ve perakendeciler, yeterli denetim hâlâ sağlanamadığı için haksız kazanç peşinde, maliyetin çok üzerinde fiyat artışları gözleniyor. Bunun özellikle turizm sektörü üzerindeki olumsuz etkisi kaçınılmaz. Yüksek faizler üretimi de olumsuz etkilemekte. Ancak politika faizinin indirilmesi için henüz çok erken. Dezenflasyon süreci halen kalıcı biçimde başlamadı. Baz etkisiyle bazı aylarda yıllık enflasyonda düşme izlenmekte, ancak bunu başarı olarak görmek yanlıştır.
Arz yönünde yaşanan olumsuz gelişmeler sonucu ülke yakın bir gelecekte “stagflasyon” tehlikesiyle karşı karşıyadır. İflâs ve konkordatoların arttığı (2024’ün ilk 7 ayında konkordato sayısı 1554’e yükselmiş durumda) bir dönemden geçiyoruz ve enflasyonda artış eğilimi devam ediyor. Üretimde düşüş, enflasyonda artış, işsizlikte yükseliş yaşanabilir. Tasarruf tedbirleri maalesef tüm kesimler tarafından uygulanmıyor. Örneğin birden fazla maaş alınmasının sonlandırılması kararının uygulanması, Ocak 2025’ya ertelenmiş durumda. Vergi vermeyen kesimin vergi verir hale getirilmesi, yandaş kayırmaları nedeniyle zor görünüyor. Yap-işlet-devret projelerinde gözlenen haksız kazanç yeniden gündeme gelmeli, geçişlerle ilgili varsayımlar daha gerçekçi hale getirilmelidir. Vergiyi genele yaymak önemlidir. Çok kazanandan yüksek, az kazanandan düşük oranlı vergileme sağlanmalıdır. Bütçe geliri sağlamak için dolaylı vergilere yüklenilmemelidir. İhalelerde yaşanan kayırmacılık sonlandırılmalıdır.
Ekonomide gözlenen olumlu gelişmeler doğrudan uzun vadeli yatırımın gelmesi için yeterli güveni sağlayamamakta. Hak-hukuk-adalet, güven ortamı oluşmasının olmazsa olmazı. Güven ortamı da uzun vadeli yatırımın olmazsa olmazı. Adaletten gün geçtikçe uzaklaşıyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını bile yok hükmünde sayıyoruz. Bu şartlarda güven ortamında gereken iyileşmenin sağlanması zor görünüyor. Dolar bolluğu yaşandığı doğrudur. Ancak bunun büyük ölçüde faiz farklılığı nedeniyle kârlı hal alan “carry trade”2 ve swap işlemleri ile sağlandığı da bir gerçek. Hâlbuki bizim uzun vadeli yatırıma ihtiyacımız var. Seçim sonrası önemli göstergelerde iyileşme gözlendiği doğrudur. Ancak bu iyileşmenin kalıcı olabilmesi için yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir. Belki de yeni bir seçim sonrası o da mümkün olur.
Sonuç
31 Mart seçim sonuçları yurt içinde ve yurt dışında Türkiye’yle ilgili güven ortamını olumlu etkilemiş, önemli ekonomik göstergelerde iyileşme görülmüştür. Enflasyonun ancak yıl ortasından itibaren dezenflasyon sürecine gireceği ifade edilmiştir. Kur korumalı mevduatlar çözülmeye devam etmektedir. TL’ye dönüş hızlanmıştır. Yabancı yatırımcının TL varlıklara ilgisi artmış durumdadır. Ülkede dolar bolluğu yaşanmaktadır. Bu durumun enflasyonla mücadele sürecini etkilememesi ve döviz kurunun aşırı gerileme göstermemesi için Merkez Bankası büyük çaba sarfetmektedir. Gerçekleştirdiği yüksek düzeyde dolar alımları sonucu swap hariç net rezervleri eksi 65,5 milyar dolardan artı 20 milyar doların üzerine yükselmiştir. CDS’lerde hızlı bir gerileme söz konusudur. Altın ithalatına getirilen sınırlamalar sonucu cari işlemler dengesinde önemli iyileşme görülmektedir. Dünya Bankası’ndan sağlanan kredi, kredi derecelendirme kuruluşlarından art arda gelen kredi notu yükseltme haberleri sevindiricidir. Türkiye gri listeden3 çıkarılmıştır. Bu da güven tesisine katkı sağlamıştır. Bütçe açığının küçültülmesi gerekmektedir. Kamuda tasarruf tedbirleri arttırılmalıdır, Yükün adil dağılımına özen gösterilmelidir. Yap işlet devret modeliyle ilgili anlaşmalar yeniden görüşmeye açılmalıdır. Güven ortamının tesisi için en önemli hususun yargı bağımsızlığı olduğu unutulmamalıdır. TÜİK verilerinin daha gerçekçi olması için gereken çaba gösterilmelidir.
Aslında enflasyonu düşürmek ve swap hariç net döviz rezervi artırmak birbiriyle çelişen hedeflerdir. Yönetim, önceliğin ilkinde olduğunu ifade etmiştir. Yine de rezervlerdeki toparlanma olumlu bir gelişmedir. Merkez Bankası likidite yönetimini başarılı bir şekilde gerçekleştirmektedir. Ağustos başında TL’yi çekmek için ek depo ihaleleri açmaya başlamıştır.
Türkiye’de 2023 yılında büyüme iç talepten kaynaklanmıştır. Büyümede net ihracatın katkısı eksidedir. İhracatın katkısının yükseltilmesi için çaba sarf edilmelidir. Merkez Bankası parasal sıkılaştırmayı ödün vermeden başarıyla uygulamaktadır. Ancak dezenflasyonda hâlâ kalıcı düzelme sağlanamamıştır. Yukarıda da vurgulandığı gibi programın yapısal yönü ve güven ortamının olmazsa olmazı olan hak-hukuk-adalet konularında iyileşme sağlanmadan ekonomide kalıcı düzelme sağlanamaz. Devlet Planlama Teşkilatı gibi bir kuruluşun yeniden hayata geçirilmesine şiddetle ihtiyaç vardır. Planlı, programlı üretim (özellikle tarım ve hayvancılık alanında), ihtiyaca yönelik işgücü yetiştirilmesi, DPT nezdinde ele alınabilecek konulardır.
Notlar:
- 21 Mart toplantısında Para Politikası Kurulu sadece politika faizini 500 puan arttırmakla kalmamış, aynı zamanda operasyonel değişiklik kapsamında faiz koridorunu da genişletmiştir. Borçlanma ve borç verme faiz oranının +300 baz puanlık marjla belirlenmesine (daha önce marj 150 baz puan, yani 1,5 puandı) karar vermiştir. Yani gecelik borçlanma faizi yüzde 43,5’ten yüzde 47’ye, borç verme faizi ise yüzde 46,50’den yüzde 53’e yükseltilmiştir. 21 Mart sonrası ihtiyaç kredisi faiz oranı ayda yüzde 5’e, mevduat faiz oranı yüzde 50-57’ye, ticari kredi faiz oranı yüzde 75’e yükselmiştir. Bu yatırım ve üretim maliyetleri açısından olumsuz bir gelişmedir.
- Carry trade, faizin düşük olduğu yerde yatırımcının ucuz kredi alıp TL’ye çevirip yüksek faiz veren ülkede mevduata bağlaması şeklinde gerçekleştirilir. Türkiye carry trade için cazip bir ülke. Yerel seçim sonrası carry trade kaynaklı giriş 20,3 milyar dolar düzeyindedir. 25 Ağustos itibarıyla carry trade’e 3 ayda yüzde 10 ödeniyor. Bu bileşikte yılda yüzde 46,4’e takabül ediyor, yani yüksek bir borçlanma maliyeti…
- Ödemeler dengesindeki “net hata noksan kalemi” kaynağı bilinmeyen para hareketlerinin yazıldığı kalemdir. 2022 yılında bu kalem 24,2 milyar dolara yükselmiştir; o yılın 49,1 milyar dolar olan cari açık rakamının neredeyse yarısını oluşturmaktadır. Bu sıra dışı durum, paranın kara para, uyuşturucu ticareti gibi kaynaklardan sağlanmış olabileceğini düşündürmektedir. Durum böyle ise, ülkenin “gri liste”den çıkması için bu tür yasa dışı faaliyetler engellenmelidir. Türkiye, kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engelleme konusunda yeterli çabayı göstermediği için uluslararası arenada “gri liste”ye alınmıştır. Bu listede yer alan ülkeler yakın gözetim altında tutulmakta, gerektiğinde yaptırımlara maruz kalmaktadır.






Bir cevap yazın