İTD 178. Sayı – İklim Değişimi ve Ekonomi


Temmuz ayında iklim değişiminin yarattığı sorunlar birçok ülkede öne çıktı. Seller, yangınlar iklim değişikliğinin her geçen gün arttığını göstermekte.

İklim değişimi birdenbire kapımıza dayanmadı. Yaklaşık 200 yıldır “ben geliyorum” diye çeşitli işaretler göndermekteydi. Bu sinyaller, II. Dünya Savaşı sonrasında daha da arttı. Açıkçası son yirmi yıla kadar çoğu ülke bu gelişmeler karşısında duyarsız kaldı. Karbon salımında başı çeken ABD Başkanı Trump ilk döneminde Paris İklim Antlaşması’ndan bile utanmadan çekilmişti.

Her şeye rağmen birçok ülke karbon salımını azaltmak için yenilenebilir enerji konusunda atak yapmaya başlamışken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve artan uluslararası politik riskler bu konudaki kararlılığı kısmen de olsa zayıflattı. Dünyada karbon salımında öne çıkan ülkeler yine büyük ekonomiler (ABD, Rusya, Çin ve AB) olurken iklim değişiminin yükü yine fakir ülkelere yıkıldı.

İTD’nin bu sayısında iklim değişimi ve ekonomi ilişkisini öne çıkarttık. Daha önce de bu konuda kapak yaptığımız sayılarımız olmuştu, olmaya da devam edecek. Efil Yayınevi olarak da çevre ve iklim değişikliği konusunda önemli kitaplar bastık. Yaz sıcağına rağmen akademisyen dostlarımız bizleri yalnız bırakmadı. Yaptıkları çalışmaları İTD’de yayımlayarak desteklerini devam ettirdiler. Hepsine editör olarak ayrı ayrı teşekkür ederim.

Değerli okurlar, Türkiye Cumhuriyeti önemli bir süreçten geçmekte. Bağımsızlık savaşı verirken ve Cumhuriyet kurulduktan sonra da kurulan rejime karşı cephe alan, etnik ve din temelli politika yapan, hatta silaha sarılan kesimler yeni bir atağa kalktı. Üstelik bu defa kendilerine yol açanlar, yıllarca başka ülkelerin paramiliter gücü olarak 12 Eylül darbesine giden yolu döşeyenler oldu.

Türkiye, 2002 yılından bu yana demokrasi, hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistem konusunda önemli bir zemin kaymasıyla karşı karşıya. Özellikle 2010 ve 2017 Anayasa değişiklikleri bugün yaşanacakların altyapısını oluşturdu. Tüm bu dönüşümlerde aynı politikacılar ve onların kurumsal yapısı belirleyici oldu. Şimdi yeni bir döneme girdik. Bu dönem henüz tam olarak kimliklendirilmese de Cumhuriyet karşıtı olacağı kesindir. Mevcut Anayasa’ya bile uyulmadığı bir dönemde yeni Anayasa yapma söylemleri ise bu dönemin en trajik gelişimidir. Ersin Kalaycıoğlu Hocamız, uzun dönemdir Türkiye’nin liberal demokrasisinin aşınması konusunda yazmakta. Sadece Hocamızın yazılarını bile okumuş olanlar, bugünlerin sürpriz olmadığını bilmekte.

Bugünden sonra sıkı durmak gerekmektedir. Çünkü Cumhuriyeti kurmak kolay olmamıştır. Cumhuriyet, Muammer Aksoy’un ifadesiyle tam bağımsızlık demektir. Tam bağımsızlık Kurtuluş Savaşı ve Lozan Antlaşması sayesinde gerçekleşmiştir. Her ne kadar daha sonraki yıllarda örselense de Türk halkı tam bağımsızlığın öneminin farkındadır. Bundan dolayı sıkı durmamız ve mücadeleye devam etmemiz gerekmekte. Unutmayalım, her daim karanlık, aydınlığa yenilir.

Sevgiyle ve okuyarak kalın.

1962 yılında Elazığ’da doğdu. 1977 yılında Sivas Lisesi’nden mezun oldu. 1981 yılında Ankara İ.T.İ.A’dan lisans, 1992 yılında Gazi Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. 2003 yılında Profesör oldu. Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Dekanlık (2003-2005), Gazi Üniversitesi’nde Genel Sekreterlik (2006-2008) yaptı. 2009 yılında üniversiteden ayrıldı. Özel sektörde danışmanlık yapmaya başladı. 2006 yılında TİSK Akademi Dergisi’nin kurucu editörü oldu, derginin 2017 yılında kapanmasına kadar editörlüğünü yaptı. 2010 yılında İktisat ve Toplum, 2018 yılında EfilJournal dergilerini çıkarmaya başladı ve halen her iki derginin editörlüğünü yapıyor. Dünya Gazetesi’nde 2009 yılından bu yana her hafta düzenli yazıyor. Halen Hacettepe Üniversitesi ve TOBB - Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans dersi veriyor. Başlıca çalışma alanları, para teorisi ve politikası, finansal piyasalar ile işgücü piyasalarıdır. Son yayınlanan kitabı “Ekonomide Masallar Gerçekler”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.