Giriş
Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın 75. Kuruluş yıldönümü vesilesiyle Federal Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, “…artan belirsizlik dünyasında, kurallara ve hukuka dayalı bir düzenin terk edilemeyeceğini…” vurguladı.[1]
Walter Steinmeier konuşmasında “…Almanya ve Avrupa’yı, ABD’ye olan askeri ve ekonomik bağımlılıklarından kurtulmaya” çağırdı.[2] “Mevcut Amerikan yönetiminin bizimkinden farklı bir dünya görüşü olduğunu, yerleşik kurallara, ortaklığa veya zor kazanılmış güvene saygı göstermediğini ve Washington yönetimi, liberal ve birleşik bir Avrupa’yı zayıflatmaya kararlı…” dedi. Ayrıca, güçlü ve birleşik bir Avrupa’nın önemini vurgulayarak, bunu “zamanımızın jeopolitik zorunluluğu” olarak nitelendirdi. Bu önerisinin, öncelikle güvenlik ve teknoloji alanları için geçerli olduğunu belirtti. [3]
Avrupa Nasıl ve Neden Şimdi Harekete Geçti?
Trump’ın yeniden ABD Başkanı olarak seçilmesiyle birlikte uluslararsı ilişkilerin gündemi altüst oldu. Donald Trump, ikinci başkanlık döneminde, “America First” ve “MAGA” sloganlarıyla, ABD’nin ulusal güvenlik ve dış politikalarını köklü bir şekilde değiştirdi. Trump’ın, Transatlantik ilişkilerini radikal bir yönde değiştirmeye yönelik politikası da bu iki kıta arasındaki ilişkilerde tansiyonu yükseltti ve eski kıta da tüm bu beklenmeyen olumsuz gelişmelerden nasibini aldı.
Trump, güçlünün her zaman kazandığını göstermek için, önce Venezuela’ya ve daha sonra da İran’a İsrail ile birlikte yaptığı tek taraflı askeri müdahalelerin yanı sıra, ABD ile ekonomik ilişkileri olan ülkelere, yüksek ithalat tarifeleri uygulamış, güvenlik garantilerini geri çekmiş ve açıkça Grönland’ı işgal etmekle tehdit etmiştir.
Trump, ABD’yi 65’ten fazla uluslararası forum, kuruluş ve anlaşmadan geri çekti. İç ve uluslararası hukuk, Amerikan dış politikası için giderek daha önemsiz hale gelidi. Onun, sürekli ve her gün değişen çelişkili açıklamaları, Avrupa başkenlerinde büyük bir şaşkınlık yarattı. Trump, Avrupalı müttefiklerini, İran’a karşı verdiği savaşın yarattığı zararı onarmaya yardımcı olmamakla eleştirdi ve NATO’dan ayrılmakla tehdid etti.
Diğer önemli bir gelişmede, Amerikanın ‘liberal demokrasi’ olarak adlandırdığı rejimin geleceği sorgulanıyor. Zaten iki bölge arasında var olan farklı “ ortak değerler” (common values) kavramı ve halkların demokrasi algılaması, her iki kıtayı birbirinden ayrıştırmaya başladı.
Ayrıca, Trump yönetimi Almanya ve Birleşik Krallık’taki liberal olmayan faşist güçleri açıkça destekliyor. Benzer müdahaleler – örneğin ABD ‘li teknoloji şirketlerinin Avrupa tarafından kullanılmasına karşı çıkarak veya STK’lar, medya, üniversiteler ve mahkemeler gibi liberal kurumlara eleştiri yöntemleriyle –bekleniyor.[4]
Avrupa Artık Uyanıyor mu?
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupalı müttefikleri, NATO içinde yakın savunma ve güçlü ekonomik iş birliği, yoğun bilimsel, kültürel ve toplumsal bağlantılar ağıyla tanımlanan bir ortaklık yarattılar.
Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa için en önemli bir süper güçtür. Çünkü, Washington her başkanlık döneminde kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutarak Avrupayı kararlarına ve eylemlerine ortak etmiştir. Bu gerçeği, Henry Kissinger, “Amerika’nın dostu yoktur, Amerika’nın çıkarları vardır” şeklinde ifade etmiştir.
1914’ten 1945’e kadar, sadece bir nesil boyunca, ABD tüm Batı Avrupa’yı dış ve güvenlik politikaları açısından bağımlılığı altına almayı ve kendi ulusal çıkarlarına uygun bir şekilde organize etmeyi başarmıştır. Kendisinin tanımladığı ”İnsan Hakları” beyannamesini kullanarak kurduğu uluslararası düzeni korumak için, her zaman “olağanüstü bir devlet” olarak kendisini tanımlamış ve kabul ettirmiştir. Bu nedenle de, ABD kuruluşundan itibaren, kendisini “Özgürlük ve Demokrasi”nin yegane temsilcisi olduğunu diğer halklara – gerekirse zorla – dayatarak kendi demokrasi anlayışını kabul ettirmek istemiştir. Fakat, diğer devletlere kendi dünya görüşünü ekonomik, askeri yollarla empoze etme girişiminde çoğu zaman başarısız oldu ve bu ülkelerdeki otoriter rejimleri güçlendirdi. Afganistan, Irak, Suriye ve İran bugün bu stratejinin olumsuz örneklerini oluşturuyor.
Tüm bu gelişmelerin neticesinde, Avrupa’nın güvenliğini uzun yıllar boyunca garanti eden Pax Americana dönemi artık sona eriyor ve ortaya yeni bir süper güç ortaya çıkıyor: Çin. 21. Yüzyılın ilk yarısında, ABD ve Çin Süper güçler olarak pozisyon alırken, AB ve Japonya sadece ekonomik güçler olarak kalırken, buna karşılık Rusya sadece bir askeri güç olarak uluslararası düzende yerini koruyor. Bu güçler dengesinin şu andaki merkezi, Çin ve Hint-Pasifik bölgesidir. Pekin, Washington’a her alanda meydan okuyan ve onun askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlüğünü tehdit eden küresel bir siyasi oyuncu olarak uluslarası arenaya geldi.
Avrupa Birliğinin Yeni Bir Dönüşüm Stratejisi : E6 veya Altılar Grubu
Başkan Walter Steinmeier’in konuşması, transatlantik ilişkilerinde bir dönüm noktasını işaret etmektedir. E6 girişimi ile Avrupa Birliği, ekonomi alanında önemli bir reform girişiminin ilk önemli adımını atma fırsatını yarattı.
Almanya Maliye Bakanı Lars Klingbeil, Fransız meslektaşı Roland Lescure ile birlikte, altı AB ülkelerinin maliye bakanlarını bir toplantıya davet etti. Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Polonya ve İspanya’nın altı maliye bakanı video konferans aracılığıyla bir araya geldiler. Bakanlar, bu buluşmada Avrupa’nın ekonomik bağımsızlığını, Avrupa’nın savunma kapasitesini kararlı bir şekilde nasıl koruyabileceklerini ve güçlendirebileceklerini görüştüler.
E6 Stratejisinin Hedefleri Nelerdir?
E6 Grubu’nun ilk toplantısında gündeminde dört öncelikli konular vardı:[5] (1) Tasarruf ve Yatırım Birliği’nde ilerlemeyi hızlandırmak: özellikle Avrupa şirketlerinin daha iyi finansman koşullarına erişimini sağlamak için Sermaye Piyasaları Birliği’nin güçlendirilmesi; (2) Euro’nun uluslararası rolünün güçlendirilmesi: sağlam makroekonomik koşulların sağlanması için bu alanlarda çalışmaların yoğunlaştırılması , iş ortamının iyileştirilmesi, bürokrasin azaltılması ve özellikle dijital ödeme sistemleri alanında egemenliğin güçlendirilmesi; (3) Daha verimli savunma yatırımlarının artırılması: savunma yatırımlarının sıkı ve yakın koordinasyonun sağlanması ve ortak silah sistemleri ile ortak tedarik üzerine odaklanılması; (4) Hammaddelerin güvence altına alınması ve güvenilir tedarik zincirlerinin sağlanması: hammaddelerin koordineli tedarik, acil durum rezervleri ve küresel ticaret ortaklıkları yoluyla güvence altına alınması.
Çözüm Önerileri
Avrupa Birliği’nin gelecekte bağımsız bir süper güç olabilmesinin ve ABD, Çin ve Rusya ile mücadele ve rekabet edebilmesinin üç temel koşulu yerine getirmesine bağlı olduğunu düşünüyorum.
- Güçlü ve istkirarlı bir ekonomiye sahip olmak
Avrupa Merkez Bankası’nın eski Başkanı Mario Draghi’nin, Avrupa Birliği için hazırladığı raporunda, güçlendirilmiş bir Avrupa Birliği’nin ancak Avrupa birleşik, bağımsız ve dünya çapında rekabetçi olması halinde sağlanabileceğini savunuyor.[6] Rapor ayrıca Avrupa ülkelerinin ve işletmelerinin Avrupa’ya çok az yatırım yaptığını da belirtiyor. Gösterilen nedenler arasında yetersiz eğitim sistemi, zayıf altyapı, yenilikçi kapasite eksikliği ve işletmelerin yeni gelişmelere uyum sağlayamaması yer alıyor. Avrupa, dijital hizmetler ve yapay zeka alanlarında geride kalma riski taşıyor.
Draghi’ye göre, son yirmi yılda AB, küresel rakiplerine karşı ekonomik alanda rekabet gücüne kaybediyor. Bu durumu engellemek için Draghi, kapsamlı reformlar ve AB politikasının yeniden ele alınmasını talep ediyor. Böylece, Avrupalı firmaların Çinli ve Amerikan şirketleriyle küresel rekabette geride kalması önlenecektir. Avrupa’nın tekrar bir süper güç olabilmesi ancak sürekli gelişen, istikrarlı bir ekonomik altyapı üzerine kurulabilir. E6 grubunun oluşturulmasının temel amacı da, toplululuk içersinde ekonomi bütünleşemenin sağlanması, dijital devrimin izlenmesi, bununla birlikte ABD ve Çin ile rekabet koşullarının oluşturulmasıdır. Kısacası, başarılı bir savunma ve etkili bir dış politika stratejileri ancak güçlü bir ekonomik altyapı üzerine kurulabilr.
- Bağımsız Avrupa- NATO savunma sistemini oluşturmak:
Trump sürekli ABD’nin NATO’dan ayrılacağı tehtidini savuruyor. Avrupa’da güvenliğin acilen yeniden örgütlenmesi zorunlu hale geldi. Bu hedefe ulaşmanın anahtar kelimeleri şunlardır: NATO’nun Avrupalılaştırılması, Avrupa’nın kendi askeri kapasitesinin güçlendirilmesi, Avrupa’da güvenlik politikası için yeni liderlik ve teknoloji ile siber güvenliğe dayanıklı kurumların ve organizasyonun kurulmasıdır. NATO kurumlarının Avrupalaşması, Avrupa’nın savunma alanındaki bağımsızlığını hızlandırabilir.
- Politik entegrasyonun sağlanması
Avrupa Birliği, bir devletler konfederasyonudur, federal bir devlet değildir.
Günümüzdeki Avrupa Birliği, benzersiz yapıya sahip bir oluşumdur: bağımsız devletlerin, farklı dillerin ve kültürlerin, çok farklı iklim koşullarının ve ekonomik yapıların anlaşması ki çoğu zaman şiddetli ve tartışmalı bir tarihe sahip olmalarına rağmen… Bugün barış ve iş birliği içerisinde, Avrupa Birliği hedefine ulaştılar, fakat, “Avrupa Birleşik Devletleri” (United States of Europe) hayalini gerçekleştiremediler. AB’nin en önemli sorunlarından birisi de üye ülkelerin kendi ulusal çıkarları ile Brüksel’in öngördüğü topluluk öncelikleri arasında kaldıkları çelişkili durumlarıdır. Bu konuda, her ne kadar Brüksel’e olan bağlılık günlük yaşamda sürekli ifade edilse de, çok zaman, özellikle uluslararası ilişkilerde de ulusal çıkarlar ön plana çıkmakta ve tercih edilmektedir.
Örneğin, Macar Başbakanı Viktor Orbán’ın bazı ortak kararları, örneğin AB’nin Ukranya’ya finansal yardımını veto etmesi, Brüksel yönetimini zor durumda bıraktı. Bu tür davranışların bir nedeni de, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, eski Doğu Avrupa devletleri üyelik kriterlerini tam olarak karşılamadan acilen AB’ye tam üye kabul edildi ve üye sayısını hızla 27’ye çıkardı. Sonuç olarak, Brüksel’de ortak karar alma süreçleri daha uzun zaman almaya başladı ve karmaşık bir hale geldi. Sonuçta, böyle bir yapıya sahip olan Brüksel, ABD, Çin ve Rusya tarafından bölünüp yöneltimesine uygun koşulları sağlanmış oluyor.
Tüm bu nedenlerden ötürü, AB’nin bu koşullarda yeniden yapılanması kaçınılmaz gözüküyor. E6 ile başlayan ekonomik transformasyon sürecine ek olarak, savunma ve dış politika alanlarını da kapsayacak şekilde genişleterek, tam yetkili bir en üst düzey bir konsey şekline dönüştürebilirler. Böylece, yıllar sonra tek sesli, birleşik, güçlü ve bağımsız bir süper güç Avrupa yaratılabilir düşüncesindeyim.
[1] Bundespräsident Frank-Walter Steinmeier bei der Jubiläumsveranstaltung „75 Jahre Wiedergründung des Auswärtigen Amtes“ am 24. März 2026 in Berlin,Bundespresialamt, Die Rede im Internet: www.bundespräsident.de.
[2] Auf Distanz zu Trump: Steinmeier bricht Lanze fürs Völkerrecht, BR 24 Redaktion. 24.03.2026, https://www.br.de/nachrichten/deutschland-welt/auf-distanz-zu-trump-steinmeier-bricht-lanze-fuers-voelkerrecht,VEmJ2nt.
[3] A.g.e.
[4] Sascha Lohmann and Johannes Thimm, The Future of the Transatlantic Community: Adaptation, Transformation or Breakdown, SWP,Research Paper, s. 10.
[5] Initiative sechs großer Volkswirtschaften in der EU für stärkere europäische Souveränität, Wettbewerbs- und Verteidigungsfähigkeit,Bundesministerium der finanzen. Nummer 03/2026. https://www.bundesfinanzministerium.de/Content/DE/Pressemitteilungen/Finanzpolitik/2026/01/2026-01-28-initiative-e6-gruppe.html.
[6] The Draghi report on EU competitiveness, European Commission, https://commission.europa.eu/topics/competitiveness/draghi-report_en#paragraph_47059






Bir cevap yazın