Akademik İktisatçıların Siyaset Ve Siyasi Partilerle İlişkileri Hakkında Bazı Düşünceler – Aykut Kibritçioğlu (İTD 33-34)


İktisat ve Toplum Dergisi, Sayı 31, 13 Mayıs 2013 Paris                                                                             

Hangi alanda uzmanlaşmış olursa olsun bir akademisyen “fiilen” ve “tam zamanlı” olarak siyasete atılmadığı sürece, özel hayatında olmasa da, işinde bütün siyasi partilere mutlaka eşit uzaklıkta durmalı ve bağımsızlığını korumalıdır. Bir akademisyenin kendi kişisel siyasi kimlik ve tercihleri ile akademik etkinlikleri ve ürünlerini birbirinden kalın çizgilerle ayrıştırması bir hayli zor gibi gözükse de, yine de gerekçeleri itibariyle ayrıntılı biçimde irdelenmeye ve tartışılmaya değer önemde bir önermedir bu. İşte bu yazıda, “akademik iktisatçılar” özelinde bu gerekçeleri ele alacağım.

Burada ele alınacak temel konu, aslında iktisat literatüründe özellikle son birkaç onyıldır çokça tartışılan çeşitli benzer/yakın konularla etkileşim halindedir. Siyasi ve ekonomik süreçlerin karşılıklı etkileşimi, bürokrat-siyasetçi-seçmen ilişkileri, “yeni politik ekonomi” literatürü, siyasetçilerin ekonomik politika tasarım ve uygulamalarındaki başarılarının geçmişte almış oldukları üniversite öğrenimi ile (konu ve düzey açısından) ilişkisi, iktisat ekollerinin politika tasarımı ve uygulamaları üzerindeki (konjonktürel) etkileri, akademik iktisatçıların yazılı ve görsel medyada yer almaya dönük hevesleri ve kimi çıkar gruplarının (lobilerin) akademik iktisatçılar ve siyasetçilerle ilişkileri gibi konular bunlardan sadece bazılarıdır. Ayrıca, güncelliği bakımından eklemek gerekir ki, biri doktora öğrencisi olan üç iktisatçının eleştirel bir makalesinin (Herndon, Ash ve Pollin, 2013) 15 Nisan 2013’te internette yayınlanmasından bu yana uluslararası kamuoyunda yoğun biçimde tartışılan Reinhart-Rogoff hatalarının krizdeki bazı gelişmiş ekonomilerde uygulamaya koyulan “kemer-sıkma” (austerity) politikalarını tasarlayan politika yapıcılar üzerindeki (muhtemel) etkisi de aslında bu makalenin ana konusuyla çok yakından ilişkilidir. Ancak, okumakta olduğunuz bu yazı, söz konusu “komşu” konuları ve örnekleri de kapsayacak biçimde geniş kurgulanmamıştır. Bu bağlamda, bütün cazibesine ve ilginçliğine rağmen, uluslararası medyada ve akademik dünyada yaklaşık bir aydır adeta kesintisiz biçimde sürmekte olan Reinhart-Rogoff tartışmasına da,[1] Hallerberg ve Wehner’in (2013) gelişmiş demokrasilerdeki ekonomi politikası konusunda karar alıcı durumundaki siyasi liderlerin teknik yeterlilikleri hakkındaki dikkat çekici ampirik makalelerine de, yurt dışı ve içindeki iktisat politikası danışmanlarının (kişisel veya kurumsal) geçmişteki veya güncel “kötü politika önerileri”yle ilgili tartışmalara da, ülkemizde bazı akademik düşünce/politika üretim merkezlerinin son yıllarda oldukça artan hızla/üstünkörü hazırlanmış ve objektiflikten uzak (siyasi açıdan yanlı) periyodik raporları gibi can alıcı sayısız örneklere de, metni çok uzatmamak ve konuyu dağıtmamak için bu çalışmada doğrudan veya uzun boylu değinilmeyecektir.[2] Şimdi, belirtilen çerçevenin dışına taşmayarak ana konumuzla ilgili tartışmamıza geçebiliriz.

İktisatçı, bir bakıma, belirli bir sektöre, değişkene veya ekonomik aktöre yönelik alternatif ekonomi politikası seçeneklerini (kolay olmasa da) muhtemel fayda ve maliyetleriyle birlikte ortaya koyup onları net faydalarına göre sıralamaya çalışan kişidir. Akademisyenler bağımsız kimliklerini korumak kaydıyla, talep edildiğinde elbette politikacılara veya siyasi partilere danışmanlık (veya “konuşma metni yazarlığı”) yapabilirler. Bu anlamda, bir bakıma (iktisatçı) akademisyenlerle siyasetçiler arasında etkileşimler olması kaçınılmazdır, hatta doğaldır da. Ama danışmanken bile bağımsızlığını korumak ve akademik etik kurallarına uymayı ihmal etmemesi kaydıyla.

Bir iktisatçı (akademisyen), Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1 Ocak 1996‘dan geçerli olmak üzere oluşturulan gümrük birliğinin Türkiye ekonomisi üzerindeki (net) etkileri örneğinde olduğu gibi, bir ülkede geçmişte uygulanan ekonomi politikalarının sadece maliyet veya faydalarını değil, her ikisini de birlikte ortaya çıkartmaya çalışmalıdır. Yani ekonomi politikalarının sonuçları açısından asıl önemli olan husus, sadece faydaları veya sadece maliyetleri değil, “net fayda” (= Fayda – Maliyet) veya “net maliyet”lerin (= Maliyet – Fayda) tahmin edilmesidir. Çünkü, zaman ve mekandan bağımsız olarak, uygulanan her iktisat politikasının az ya da çok ama “mutlaka” hem birtakım faydaları hem de maliyetleri oluşacaktır.[3] Başka bir deyişle her iktisat politikası farklı sektörleri, farklı değişkenleri, farklı çıkar gruplarını ve farklı ekonomik aktörleri (hanehalkları, üreticiler, vb.) olumlu veya olumsuz yönde ve az ya da çok etkileyecektir. İşte iktisat politikası uygulamalarının sadece maliyetleri/zararları veya kayıpları/zararları üzerinde odaklanılarak diğer sonuçların (zımnen de olsa) “yok (veya önemsiz) varsayılması”, akademik iktisatçıların siyasi açıdan bağımsızlıklarını zedeleyebilecek en önemli potansiyel yaklaşım hatalarından birisini oluşturmaktadır.

Öte yandan, bu oluşan fayda ve maliyetlerin ima ettiği refah kazanç veya kayıpları ekonomik aktörler arasında büyük olasılıkla eşit biçimde dağılmış olmayacağı için, gerçekte hükümetlere düşen önemli bir görev bulunmaktadır. Bu görev, tercih edilecek politikaların uygulanması nedeniyle zarara uğrayacağı tahmin edilenlerin zararlarını “transfer politikaları” yardımıyla (olabildiğince) tazmin etmeyi daha baştan tasarlaması ve bunu zararlı çıkacak ekonomik aktörlerin gönülsüzlüğünü azaltabilmek için işin başında açıkça ilan etmesidir. Başka bir deyişle, siyasetçilerin ve siyasi partilerin işi, eğer işlerini gerçekten hakkını vererek yapacak olurlarsa, kabul etmek gerekir ki, bir hayli zordur. Üstelik, bu süreçlerdeki bir eksiklik, aksaklık veya zafiyet, siyasetçi ve/veya siyasi parti açısından başarısızlığı (oy kaybını?) veya en azından seçmenler gözünde itibar kaybını da beraberinde getirebilir.

Oysa akademik iktisatçılar için bağımsız ve tarafsız kalmış olmaları kaydıyla, bu tür bir zorluk veya sorumluluk bulunmamaktadır. Belirli bir konudaki alternatif ekonomi politikaları arasında seçim yapılabilmesi için, seçeneklerin onlardan beklenen net faydaları itibariyle sıraya dizilmesi, dizilebilmesi gerekir. İşte bu iş başarıldığında, aslında iktisatçı akademisyenin işi orada biter, bitmelidir. Siyasetçiler ve siyasi parti yöneticileri o noktada kendi bilgi birikimleri, deneyimleri, geçmişte almış olabilecekleri iktisat eğitiminin sağladığı yetkinlikleri, belki sadece seçim kazanmak veya iktidarda kalmak için popülist davranmaya eğilimli oluşları ve nihayet, benimsedikleri siyasi ideoloji ve temel hedefleri çerçevesinde ilgili alternatif politika seçenekleri arasında bir dizi tercihte bulunurlar. Başka bir deyişle, bir siyasetçi veya iktidardaki parti, kendi inisiyatifiyle net fayda/kazanç sıralamasında altlarda yer alan bir politika alternatifini veya aracını uygulamayı da isteyebilir, göze alabilir. Yani bu anlamda, toplum bir bütün olarak (başka bir politika seçeneğindekine göre daha) fazla net fayda/kazanç sağla(ya)mayacağı halde, kendine/kendisini yakın hissettiği bir veya birkaç ekonomik aktör, çıkar veya sektör grubunun sağlayacağı faydaları/kazançları (veya belirli bir ekonomik değişkendeki iyileşmeleri) diğerlerinden daha çok önemseyerek seçim yapmakla bir siyasi risk üstlenir ve böylece, başarı ya da başarısızlığının zaman içinde yaratacağı (olumlu veya olumsuz) sonuçlarına da sahip çıkar, çıkmalıdır.

Bir (iktisatçı) akademisyen, kişisel politika tercihlerini, ders anlatırken veya bir makale/rapor/kitap yazarken öğrencilerine ve/veya okuyucularına gizli (sinsi?) biçimde “telkin/empoze” etmeye kalkışmamalıdır. Çünkü, üniversitelerde bazen siyaset (bilimi) öğretilse, siyasetçiler ve politikaları hakkında objektif biçimde tartışılsa bile, aktif siyaset yapılacak asıl yer akademik kurumlar değil, siyasi partilerdir. Bu bakımdan, aktif siyasete ilgi duyan bir akademik iktisatçının yapması gereken/beklenen en iyi şey, (yasalar o ülkede bu görev birlikteliğine izin veriyor olsa bile) ilgili akademik kurumdaki bütün görevlerinden ayrılıp tam zamanlı olarak siyasetle ilgilenmeye başlamak olmalıdır. (Aslında bu koşulun diğer bütün meslek grupları için de geçerli olduğu söylenebilir.) Bunu biraz açalım.

Siyasetçiler, seçmenlerin karşısına, sadece ekonomi değil, çok değişik alanlardaki politika tercihlerini/önceliklerini ve hedeflerini kendi parti programlarında bir bütünlük ve uyum içinde açıkça bir araya getirerek çıkmalıdırlar. Siyasi süreç içinde seçmenler genel seçimlerde kullandıkları oylar vasıtasıyla siyasi parti (ve dolayısıyla, bir bakıma, parti programı) tercihlerini ortaya koyarlar. (Seçmenlerin oy kullanırken hangi güdüler veya etkiler altında kaldıkları bu noktada bizim konumuz açısından önemli değildir.) Seçimlerin sonucuna göre, bir siyasi parti iktidara gelirken, diğerleri muhalefet görevini üstlenir. Ama işte bütün bu süreçte iktisatçı akademisyenler, akademisyen gömleklerini çıkartıp tam zamanlı siyasetçi rolünü üstlenmedikleri sürece öğrencileri/okuyucuları/dinleyicileri önündeki siyaset ve siyasetçilerle olan ilişkilerinde akademik dürüstlük, tutarlılık, açık sözlülük, tarafsızlık ve bağımsızlıklarını korumak zorundadırlar. Çünkü siyasette tercih yapmak ve dolayısıyla risk almak (tam zamanlı) siyasetçilerin sorumluluğunda olduğu için, seçimlerin olumlu veya olumsuz sonuçlarını da (öncelikle) onlar elde ederler, göğüsle(melidi)rler, akademik (veya bürokrat) iktisatçılar değil.

Bir iktisatçı akademisyenin (iktidardaki veya muhalefetteki) bir siyasi partiye (yasalar izin veriyorsa) kaydolması, aktif (tam zamanlı) siyasetçi haline geldiğini göstermez kuşkusuz. Ama, herhangi bir partiye kayıt olsa bile, “tam zamanlı” siyasetle aktif biçimde ilgilenmeyip bir üniversitede ders verdiği, yöneticilik yaptığı ve/veya akademik unvanını kullanarak akademik yayın yaptığı sürece, yukarıda belirtilen “bağımsızlık-tarafsızlık-dürüstlük kuralı”na yine de büyük bir titizlikle uymalıdır.

Bir iktisatçı; herhangi bir konudaki mevcut politika seçenekleri arasındaki kişisel siyasi tercihlerini diğer siyasetçilere ve genel kamuoyuna açıklamaya ve onlar önünde bunları (medyada) tartışmaya veya savunmaya, ancak “tam zamanlı” biçimde siyasete atılmışsa kalkışmalıdır. Yoksa o kişi, akademisyenken derslerde öğrencilerinin, yazdıklarıyla ise okuyucularının veya diğer araştırmacıların gözünde güvenilirliğini kısmen veya hatta belki de tümüyle yitirebilir.

Bu bağlamda, bir ülkede bazı üniversitelerde, araştırma merkezlerinde ve bağımsızlık/tarafsızlık iddiasında olan akademik “think-tank”lerde veya stratejik düşünce üretim merkezlerinde, akademik unvanlar arkasına sığınılarak aktif biçimde siyaset yapılması, bunun sebebi bazen (iktidardaki) siyasi parti(ler)den kaynaklanan politik baskı, gayri resmi talep ve/veya telkinler de olsa, pek istenen ve akademik etik açısından uygun bir durum değildir. Böyle bir durum, eğer mevcutsa, ülkenin eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma sisteminin (dolayısıyla aslında o ülkenin) geleceği açısından oldukça düşündürücüdür.

Sonuç olarak; iktisatçılar, siyasetçilerin çeşitli faaliyet alanlarından sadece biri (yani ekonomi) üzerinde uzmanlaşmıştır. Ama, bu ortak ilgi alanının yaratacağı kaçınılmaz etkileşimlere rağmen, akademik iktisatçının ve siyasetçinin (veya akademik kurumların ve siyasi partilerin) temel görev, hedef ve sorumlulukları birbirlerininkinden oldukça farklıdır, farklı olarak da kalmalıdır. Bir bakıma, aralarında ikame edicilikten çok  tamamlayıcılık ilişkisi bulunmaktadır. Bir iktisatçının bilim insanı olarak güvenilirliği ve saygınlığı, bağımsızlığını/tarafsızlığını koruyabilmesiyle çok yakından ilişkilidir. Siyasetçilik toplumun temel sorunlarıyla ve onların çözümü için uygulanabilecek politika araçlarıyla ilgili olarak “öncelik sıralamaları” ve “politika aracı seçimleri” yapmayı gerektirir. Bu sıralama ve tercihleri ile seçmenleri ikna etmeye çalışan siyasetçiler üstlendikleri riskin karşılığını/bedelini seçim kazanarak/kaybederek ve/veya iktidarda daha uzun süre kalarak veya iktidardan düşerek elde ederler. Akademik iktisatçıların ise, fiilen siyasete atılmadıkları sürece, bağımsızlıklarını/tarafsızlıklarını koruyabilmeleri hayati önem taşır. Çünkü tarafsızlığını yitiren ve belirli bir siyasi partiye/görüşe “angaje olan” akademik iktisatçıların siyaset dünyasına (ve aslında sonuçta topluma) yararlı ve güvenilir ekonomik analizler ve politika önerileri sunabilmeleri çok güç, hatta olanaksızdır. Bir akademik iktisatçı (ve denilebilir ki, bir ekonomi bürokratı da) fiilen tam zamanlı siyasete atılmadığı sürece, siyasetçilerin hedef ve işlevlerini de üstlenmeye kalkışmamalı veya kendini bir siyasi parti veya görüş doğrultusunda adeta “sipariş üzerine iş” (yani sözde bilimsel gerekçe veya dayanak) üreten “taşeron iktisatçı” durumuna düşürmemelidir. Akademik faaliyet ve ürünlerinin konu ve (ampirik) sonuçlarını politikacıların (muhalefettekiler de dahil) istekleri/beklentileri/ihtiyaçları veya kendi kişisel siyasi eğilimleri doğrultusunda “eğip büken”, tahrif eden, bazen de “sansürleyen” iktisatçılar, kullandıkları akademik unvanlara rağmen, kanımca kötü bir bilimci olmanın ötesine geçemezler. Ders verirken veya bilimsel bir araştırma veya yorum yaparken kafasının arka planındaki siyasi kaygıların bozucu-çarpıtıcı-yönlendirici-sansürletici etkisinden kurtulamayanların doğrudan doğruya siyasete atılmaları kendileri için de, akademik dünya için de, içinde yaşadıkları toplum için de çok daha yararlı olur.

Son bir nokta olarak belirtmek gerekir ki, eğer bir akademisyen karşılaşacağı ciddi maddi sorunlar nedeniyle tam zamanlı siyasete gir(e)miyorsa, bu onun akademik yaşamda kaldığı sürece siyaset ve siyasetçilere karşı tarafsız kalma zorunluluğundan muaf tutulabileceği anlamına gelmez, gelmemelidir. Başka bir deyişle, akademik iş yaşamına devam edip yine de aktif siyasetle ilgilenmekle, maddi sıkıntı yaşamak pahasına siyasete atılmak arasındaki ikilemden çıkış yolu, eğer siyasetin maddi külfeti söz konusu kişi için dayanılamayacak boyutlardaysa ilk seçeneğe göre yaşamak değil, iktisatçı kimliğiyle akademik faaliyetlerini sürdürürken bağımsızlığını/tarafsızlığını kesinlikle korumak olmalıdır.

Özetle, “siyasetçiler” uygulamada mutlaka akademik iktisatçılardan (da) yararlanmalı, ama buna karşılık “akademik iktisatçılar” (siyasete dolaysız biçimde (k)atılmadıkları sürece), sonucu sahibi oldukları siyasi görüş, ilişki ve yakınlıkları tarafından daha en baştan biçimlendirilen sözde bilimsel araştırma ve yorumlar yapmaktan uzak durmalıdırlar.

Bu değerlendirme yazısında, küresel ölçekte bir sorun olarak daha çok genel hatlarıyla ele alınan bu konunun, (artık) Türkiye’de daha açık, somut ve ciddi bir biçimde tartışılmasının zamanı geldiğini düşünüyorum.[4]

KAYNAKÇA VE SEÇİLMİŞ OKUMA ÖNERİLERİ

Acemoğlu, Daron, James A. Robinson (2013.02): “Economics versus Politics: Pitfalls of Policy Advice”, yakında yayınlanacağı dergi: Journal of Economic Perspectives, http://economics.mit.edu/files/8741

Auld, Chris (2011.09.29): “A review of Economyths: Ten Ways Economics Gets it Wrong, by David Orrell”, Chris Auld’s Blog, http://chrisauld.com/2011/09/29/a-review-of-economyths-ten-ways-economics-gets-it-wrong-by-david-orrell/

Auld, Chris (2011.10.15): “Myths about the political beliefs of economists”, Chris Auld’s Blog, http://chrisauld.com/2011/10/15/myths-about-the-political-beliefs-of-economists/

Basen, Ira (2011.10.15): “Economics has met the enemy, and it is economics”, The Globe and Mail, http://www.theglobeandmail.com/news/politics/economics-has-met-the-enemy-and-it-is-economics/article557799/?page=all

Corry, Dan (2008.10.22): “Economics, government, policy and politics: reflections from the front line”, University of London, Bernard Corry Memorial Lecture, http://www.qmul.ac.uk/media/docs/corrylecture.pdf

Gordon, Roger, Gordon B. Dahl (2013.01): “Views among Economists: Professional Consensus or Point-Counterpoint?”, NBER Working Paper No. 18728, http://www.nber.org/papers/w18728

Gylfason, Thorvaldur (1999.05.04): “Icelandic Economists: Have They Made a Difference? A Personal View”, University of Iceland, Institute of Economic Studies, Working Paper No. W97:01, http://hhi.hi.is/sites/hhi.hi.is/files/W-series/1997/W9701.pdf

Hallerberg, Mark, Joachim Wehner (2013.02.05): “The Technical Competence of Economic Policy-Makers in Developed Democracies”, Social Sciences Research Network (SSRN) Papers, http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.2191490

Herndon, Thomas, Michael Ash, Robert Pollin (2013.04.15): “Does High Public Debt Consistently Stifle Economic Growth? A Critique of Reinhart and Rogoff”, University of Massachusetts, Political Economy Research Institute, Working Paper No. 322, http://www.peri.umass.edu/fileadmin/pdf/working_papers/working_papers_301-350/WP322.pdf

Kibritçioğlu, Aykut (2013.04.19): “A (Chronological) Reading List on the Discussions about the Accuracy of Reinhart-Rogoff (2010) Results”, AK’nin Günlüğü, http://kibritcioglu.com/iktisat/blog/?p=2984

Kirchner, Stephen (2011.07.26): “What our economists really think about politics”, The Conversation, http://theconversation.com/what-our-economists-really-think-about-politics-2378

Kotlikoff, Laurence (2012.08.22): “Economists Risk Labeling as Political Hacks”, Bloomberg View, http://www.bloomberg.com/news/2012-08-21/economists-risk-labeling-as-political-hacks.html

Krugman, Paul (2013.04.30): “The Beatings Must Continue”, The New York Times, Opinion Pages: The Conscience of a Liberal, http://krugman.blogs.nytimes.com/2013/04/30/the-beatings-must-continue-2/

Larsen, Arne (1994): “Economists and politics”, European Review of Agricultural Economics, 21 (3-4): 351-356, http://econpapers.repec.org/article/ouperevae/v_3a21_3ay_3a1994_3ai_3a3-4_3ap_3a351-56.htm

Mankiw, Greg (2006.12.03): “Economist Politicians”, Greg Mankiw’s Blog: Random Observations for Students of Economics, http://gregmankiw.blogspot.fr/2006/12/economist-politicians.html

Neil H. Buchanan (2013.04.18): “When Economists Say What Politicians Want to Hear”, http://www.dorfonlaw.org/2013/04/when-economists-say-what-politicians.html

Niskanen, William A. (1986): “Economists and politicians”, Journal of Policy Analysis and Management, 5 (2): 234-244, http://ideas.repec.org/a/wly/jpamgt/v5y1986i2p234-244.html

Padayachee, Vishnu, Graham Sherbut (2007.08): “Ideas and Power: Academic Economists and the making of Economic Policy. The South African experience in comparative perspective”, University of KwaZulu-Natal, Population Studies and Development Studies, Working Paper No. 43, http://sds.ukzn.ac.za/files/wp43-web.pdf

Pryce, Vicky (2011.10.17): “The dismal science? Is economics influential enough in government decision making?”, Institute for Government, InsideOUT Series No. 6, http://www.instituteforgovernment.org.uk/sites/default/files/publications/The%20dismal%20science.pdf

Rothbard, Murray N. (1959): “The Politics of Political Economists: Comment”,The Quarterly Journal of Economics, 74 (4): 659-665, http://mises.org/rothbard/polofpol.pdf

Stigler, George (1959): “The Politics of Political Economists”, The Quarterly Journal of Economics, 73 (4): 522-532, http://qje.oxfordjournals.org/content/73/4/522.abstract

von Mises, Ludwig (1956.03.01): “Economists and Politicians”, The Foundation for Economic Education (FEE), The Freeman, http://www.fee.org/the_freeman/detail/economists-and-politicians

[1]  Ampirik bulguları ve dayandığı kuramsal/nedensellik yaklaşımı itibariyle zaten ilk yayınlandığı andan itibaren ciddi biçimde eleştirilmekte olan ve bazı ülkelerdeki politika karar alıcılarının politika tercihleri üzerinde büyük etkisi olduğu bilinen 2010 tarihli Reinhart-Rogoff makalesi, içerdiği çeşitli hesaplama hatalarının kanıtlanmasından sonra (özellikle yurt dışında) iktisatçılar ve ekonomi köşe yazarları ve yorumcuları tarafından şiddetli ve çok yönlü biçimde tartışılmaktadır. Bu tartışmalarla ilgili genişçe bir (kronolojik) okuma listesi için Kibritçioğlu (2013)’e bakabilirsiniz.

[2]  Belirtilen bütün bu konularda daha genel ve geniş bir okuma yapmak isteyenlere, bu yazının sonundaki kaynakça ve seçilmiş okuma önerileri listesinden de yararlanmalarını tavsiye ederim.

[3] Örneğin, AB ile gümrük birliği oluşturulması, bazen (herhangi bir ciddi ampirik bulguya dayanmaksızın yani sadece) siyasi mülahazalarla iddia edildiğinin aksine, Türkiye ekonomisinde sadece olumsuz etkiler yaratmamış, gümrük birliğinin nispi fiyatları değiştirici ve rekabeti teşvik edici etkisi bazı sektörleri olumsuz etkilerken diğer bazıları üzerinde de olumlu etkiler oluşturmuştur. Sonuçta elbette ki ortaya bazı kaynak tahsisi ve gelir dağılımı değişiklikleri de çıkmıştır. Hiçbir bilimsel çalışma, araştırmaya başlanırken ulaşılacak sonucun ne olacağının baştan bilindiği ön kabulüyle yürütülmemesi gerektiği için, gümrük birliği örneğinde bu, konuyla ilgili akademik araştırmaya “gümrük birliği Türkiye için sadece (veya yarardan çok) zarar üretmiştir” varsayımıyla yola çıkılmaması gerektiğini ima eder. Öte yandan, yine aynı örnek bağlamında, sonuçta ulaşılan ampirik bulguların Türkiye için gerçekten bir net zarar oluştuğuna işaret etmesi de bu noktada araştırmacı için bir sorun teşkil etmez, etmemelidir. Özetle, burada önemli olan husus, iktisatçının zihnindeki siyasi kaygılarla adeta “tek gözü kapalı” bir yaklaşımla akademik araştırma veya yorum yapmaya kalkışmaması gerektiğidir.

[4]  Bu yazıda ele alınan görüşlerle ilgili olarak soru sormak, yorum yapmak veya düşüncenizi iletmek istiyorsanız, 25 Mayıs 2013’ten sonra kişisel internet günlüğümün şu adresindeki bölümünde açılacak olan yorum/cevap alanını kullanabilirsiniz: http://kibritcioglu.com/iktisat/blog/?p=3105.

Sayı: İktisat ve Toplum Dergisi 31
Sayfa Aralığı: 19 - 25

1962'de İstanbul'da doğdu. 1980 yılına kadar İstanbul'da; Ağustos 1980 - Şubat 1989 ve Şubat 1994 - Temmuz 2000 dönemlerinde Ankara'da, Şubat 1989 - Şubat 1994 arasında Kiel 'de (Almanya) ve Ağustos 2000 - Temmuz 2002 arasında Champaign 'de (Illinois, ABD) yaşadı. İktisat öğrenimi gördü. Halen Ankara'da yaşıyor. Evli ve bir çocuklu. İlk öğrenimini Hasan Ali Yücel İlköğretim Okulu 'nda (Etiler, İstanbul, 1968-1973), orta öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi 'nde (Cağaloğlu, İstanbul, 1973-1980), lisans ve yüksek lisans öğrenimlerini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü 'nde (Cebeci, Ankara, 1981-1985 ve 1985-1988), doktora öğrenimini ise Kiel (Christian Albrecht) Üniversitesi İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi 19 Eylül 2010 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. 'nde (Kiel, Almanya, 1989-1994) tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Anabilim Dalı'nda 1986-1994 yıllarında araştırma görevlisi, 1994-1999 yıllarında yardımcı doçent doktor, 1999-2005 yıllarında doçent doktor olarak çalıştı. 2005 yılından bu yana aynı kurumda profesör ve 2008 yılından bu yana anabilim dalı başkanı olarak çalışıyor. Kibritçioğlu, 2000 yılında sekiz ay süreyle dönemin ekonomiden sorumlu devlet bakanına iktisat danışmanlığı yaptı. Ağustos 2000 - Temmuz 2002 döneminde ABD'nin Illinois Üniversitesi Urbana-Champaign Kampüsü 'nde, 1-14 Kasım 2004'te Viyana Uluslararası İktisadi Karşılaştırmalar Enstitüsü'nde (WIIW, Avusturya) konuk araştırmacı olarak bulundu. Şu anda Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü'nde çalışmaktadır.

Bir cevap yazın