Bir Kısa 2017 Muhasebesi Işığında 2018’den Beklentiler – Ayça Tekin-Koru (İTD 87)


Yeni yıl temennilerinin neredeyse tamamı sağlık, huzur, mutluluk, başarı kelimelerinin farklı kombinasyonlarından oluşur. Bu sene, memleketteki yeni yıl dileklerine yoğun olarak bir de özgürlük ve demokrasi eklendi. Zor günlerden geçti Türkiye. Özellikle son birkaç yıldır. Hem ekonomik, hem toplumsal, hem de siyasi anlamda pek çok iniş ve çıkışı misafir etti topraklarında.

Tüm bunların doğal bir yansıması olarak 2018 yılının şu ilk günlerinde –sanırım pek çoğunuz gibi– aklımın bir köşesinde yeni yılın bize neler getireceği sorusu var. Bizi nasıl bir yıl bekliyor?

Toplumsal kutuplaşma nasıl bir seyir izleyecek? Güneydoğu sınır illerimizi neler bekliyor? Suriye menşeli göç ve onun yarattığı ekonomik ve toplumsal sorunlar ile nasıl baş edilecek? Basın özgürlüğü meselesinde daha nelere tanık olacağız? 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin arkasındaki gizem aydınlanacak mı? Erken yerel seçime gidilecek mi?

Dahası çığ gibi diğer sorunlar: Çocuk istismarları, kadına şiddet, çevre kirliliği, iklim değişikliği, kadının işgücüne katılımı, genç işsizliği, asgari ücret, vergi reformu, can çekişen tarım, sanayisizleşme, prematüre hizmetleşme, artan büyümeye rağmen azalan verimlilik, küresel değer zincirlerindeki yerimiz, emlak balonu, kur oynaklığı, artan enflasyon, azalan tasarruflar, artan özel sektör ve hane halkı borçluluğu, tüketim çılgınlığı, kripto paralar… Say say bitmeyecek. Bu yazıda, 2017 yılında yaşadıklarımızın bir kısmının (tamamına imkân yok) ekonomist gözüyle bir muhasebesi var. 2018 yılı için “yapsak iyi olur” diye aklımdan geçirdiklerim var. Haydi, vira bismillah!

2017-Dünyadaki Önemli Gelişmeler

Büyüme

Dünya üzerindeki ülkelerin dörtte üçünde büyüme hızlandı. Hatta bu ülkelerin bir kısmı 2017 yılında, 2010’dan beri görmüş oldukları en büyük büyüme hızlarına ulaştılar. Avrupa Birliği alanındaki yüksek işsizlikten mustarip bazı ülkeler bile büyümelerinde bir artış yaşadılar. Arjantin, Brezilya ve Rusya gibi yükselen ekonomiler daralma dönemlerini geride bırakıp genişlemeye başladılar. Buna rağmen, pek çok gelişmekte olan ülkede kişi başına düşen milli hâsıla büyümeleri gelişmiş ülkelerin yine çok gerisinde kaldı. Petrol ekonomileri ve düşük gelirli ülkeler, iç çatışmalar ve doğal afetler sebebiyle oldukça fazla sarsıldıkları bir yıl geçirdiler.

Emtia Fiyatları

Metal ve petrol fiyatları küresel talepteki moment ve enerji sektöründeki arz kısıtları (ABD’deki kasırgalardan kaynaklı petrol çıkarma kesintileri, Venezuela’daki finansal sorunlar ve Irak’taki güvenlik problemleri gibi) sebebiyle olumlu bir seyir izledi. 2018 için emtianın vadeli işlem piyasalarındaki fiyatlarında da genel bir istikrar beklentisi var.

Varlık Fiyatları

2017 boyunca, zayıf enflasyon sebebiyle sürdürülen sıkı olmayan para politikaları sebebiyle varlık fiyatları tarihi rekor seviyelerini gördüler. Düşük faiz oranları, olumlu ekonomik görünüm ve bu sebeplerle risk alıcıların iştahındaki artışlar, varlık fiyatları ciddi oranda artmış oldu.

Ücretler

Ortalamada işsizlik oranındaki düşmelere rağmen dünya genelinde ücretler oldukça düşük bir seyir izledi. Emek piyasalarında süregelen açık, bunun arkasında yatan temel sebep gibi görünüyor. Neden? Çünkü bazı ülkelerde devam eden yüksek bir işsizlik var. Yapısal. Öte yandan gönüllü olmayan yarı zamanlı işsizlik hâlâ yüksek. Maalesef işgücü verimliliği pek çok ülkede düşmeye devam ediyor. Tüm bu nedenlerle, ücretlerde yukarı doğru önemli bir hareketlenme görmedik 2017’de.

Küresel Ticaret

Son yıllarda dünya ticaretinin büyümesi ciddi anlamda anemikti; öyle ki ticaretin büyümesi dünya gayri safi milli hasılasının büyüme hızını dahi zor yakalıyordu. Finansal kriz öncesinde yılda ortalama %7 civarında büyüyen küresel ticaretin kriz sonrasında yılda ortalama %3,4 civarında büyümesi özellikle basında (Economist, 2014) küreselleşmenin üst limite ulaştığı şeklinde yorumlara yol açmıştı. Ekonomistler, küresel ticaretin yavaşlamasının nedenleri konusunda kamplaşarak yapısal ve konjonktürel sebeplerin üzerinde durmuşlardı.

Daha önceki İktisat ve Toplum yazılarımda da sözünü ettiğim gibi, bu yavaşlamanın ilelebet olması gibi bir durum olamazdı ve olmadı da. 2017 yılında küresel ticaretin büyüme hızının milli hâsıla büyüme hızını aştığını gördük. Demek ki küresel ticaret toparlanıyor.

Bunun pek çok sebebi var. Burada iki tanesine değineyim: (1) Hem krizden çıkan ülkelerin taleplerindeki artış sebebiyle hem de uluslararası piyasalarda ortaya çıkan yükselen yeni ekonomilerin varlığı sebebiyle ticaret yeniden canlandı. (2) Bilişim teknolojisindeki büyük sıçramanın bir büyük etkisi  önceden ticareti yapılamaz olarak nitelenen hizmetler sektörü ürünlerini ticarete konu hâle getirmek. Hâli hazırda ticarete konu olanların ticaretini artırmak. Hizmetler ticaretindeki artışın önemi büyük.

Sanal Para

Son aylarda sınıftaki üniversite öğrencisinden, akşam misafirliklerindeki sohbetlere kadar herkesin dilinden düşürmediği şey Bitcoin. Neden? Çünkü inanılmaz bir hızla yükselen değere sahip. Son 12 ayda değeri %1300 arttı. Yani 13’e katlandı.

Nedir bu Bitcoin? Bitcoin bir kripto para. İki sözcük: Kripto ve para.

İkincisinden başlayayım. Bir varlığın para olabilmesi için üç önemli özelliğe haiz olması gerekiyor: (1) Değişim aracı olarak kullanılabilmeli. Yani onu kullanarak mal ve hizmet alıp satabilmelisiniz. (2) Hesap ve değer birimi olabilmeli. Örneğin; fiyatları o varlık cinsinden ifade edebilmelisiniz. (3) Tasarruf aracı vazifesi görmeli. Biriktirdiğiniz tasarruflarınızı, yani servetinizi, o varlık cinsinden depolayabilmelisiniz.

Bitcoin tüm bu özellikleri sağlıyor. Kişiler Bitcoin ile alışveriş yapabiliyor. Mal ve hizmetleri fiyatlandırabiliyor. Servet biriktirebiliyorlar. Bitcoin, itibari para (yasal dayanağa bağlı olarak çıkarılan, altın gibi bir karşılığı olmayan, güvene dayalı para) olma yolunda ilerliyor. Örneğin; Japonya fin-tech konusunda lider olma isteğinin bir yansıması olarak Bitcoin’i yasal olarak tanıdı.

Birincisine dönecek olursak… Kripto. Bitcoin temel olarak sayısal bir para. Elle tutulamıyor. Elektronik olarak saklanabilen ve transfer edilebilen bir değer birimi. Yasalara ve düzenlemelere dayalı değil. Kriptografi teknolojisinin kullanıldığı bir para. Yüzlerce örneği var: Bitcoin, Ethereum, Ripple, OneGram… Kripto paraların başarılı olanları madenciler, ihraççılar, cüzdan sağlayıcılar, takas platformları ve kullanıcılardan oluşan ciddi ekosistemlere sahipler.

Kripto paralar ile ilgili tartışmanın ana ekseni riskler. Kullanıcılar açısından kripto paralar yüksek işlem hızı ve düşük maliyet sunmakla beraber düşük şeffaflıkları, sürdürülebilirlik konusunda soru işaretleri ve değerlerindeki yüksek oynaklık sebebiyle riskler arz ediyor. Devletler için ise kara para aklama ve terörizmin finansmanına ilişkin riskler, tüketicinin korunmasına ve vergilemeye dair riskler barındırıyor.

Hepimizin bildiği gibi, tarih boyunca devletler, özel sektörün icat ettiği spekülatif enstrümanları mutlaka regüle etmiştir. Dolayısıyla buradaki soru, kripto paraların düzenleme altına alınıp alınmayacağı değil, bunun ne zaman gerçekleşeceğidir.

2017-Türkiye’deki Önemli Gelişmeler

Enflasyon-Faiz-Kur

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2017 yılı için on iki aylık ortalamalara göre tüketici fiyatları endeksindeki artışı %11,92, üretici fiyatlarındaki artışı ise %15,82 olarak açıkladı. Bu, geçen senelere göre oldukça yüksek bir enflasyon. Enflasyon, hem talep hem de arz tarafından gelebilir. Türkiye’de bunların ikisi de var. Talep yüksek. Borçla tüketime devam. Arz tarafından bakıldığında, enflasyonun artmasındaki önemli sebeplerden birisi Türkiye’nin ithal aramalı ve sermaye malı bağımlılığı. İkincisi ise düşük verimlilik.

Reçete belli aslında. Kısa vadede faizin artması lazım ki uzun vadede faizler düşsün. Kısa vadede faizin artması, Merkez Bankasının enflasyonu düşürme çabasını gösterir. Enflasyonu düşürmek istiyorsanız, enflasyon beklentilerini iyi yönetmeniz gerekir. Eğer burada Merkez Bankası kararlı bir duruş sergiler ve karar vericiler bu duruşu inandırıcı bulurlarsa orta ve uzun vade kararlarını ona göre alırlar. Beklentiler düşüş yönünde olursa, orta-uzun vade faizler de düşer ve ekonomide istenen yatırım ortamının doğması için zemin hazırlanmış olur.

Kura gelince… Kur, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 2017 başında aldığı yabancı para zorunlu karşılık oranlarını tüm vade dilimlerinde düşürme kararı ile 2017’ye tarihi artışlarla başladı. Hatta “dövizini sat” seferberlikleri yapıldı ama pek de işe yaramadı. Sonrasında kredi değerlendirme kuruluşlarının Türkiye’nin notunu düşürmesi ile kurda dalgalanmalar olsa da TCMB’nin aldığı doğru yöndeki faiz kararları yaz ayları sonuna kadar kuru stabil ve düşük seviyelerde tuttu. Sonbahar aylarında gelişen ABD ile vize krizi, AB ile gerilen ilişkiler, yüksek enflasyon rakamları ve TCMB’nin faiz artırmada yavaş kalması sebebiyle 2017 sonunda Türk Lirası dünyada en fazla değer kaybeden para birimlerinden biri hâline geldi.

Büyüme

Türkiye ekonomisi, 2017 yılının birinci çeyreğinde %5,3, ikinci çeyreğinde %5,4, üçüncü çeyreğinde ise %11,1 büyüdü. Son çeyrekteki büyüme rakamında 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin hemen akabinde 2016 üçüncü çeyreğindeki daralmadan kaynaklanan baz etkisinin izleri vardı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış birinci, ikinci ve üçüncü çeyrek büyümeleri sırasıyla %1,6, %2,2 ve %1,2 olarak gerçekleşmişti aslında.

Tüm bunların arkasındaki önemli iktisadi hikâye nedir, diye soracak olursanız… Türkiye milli hasılasının kompozisyonunun yıllar içindeki değişimi çokça tartışıldı, konuşuldu. Türkiye giderek sanayisizleşiyor. Katma değeri düşük hizmetler, üretimde en büyük yeri tutuyor. Aslan payı turizm, taşımacılık ile  perakende/toptancılık sektörlerinde. Yani bilgiye dayalı ve katma değeri yüksek hizmetler sektörlerinde pek varlık gösteremiyoruz.

Uluslararası rekabet gücüne gelince… Türkiye’nin dünya pazarlarında sahip olduğu rekabet üstünlüğünü, AB pazarına ortak diğer ülkeler ile karşılaştırdığımızda, Türkiye’nin bu ülkelere göre düşük ve orta-düşük teknolojili sektörlerde rekabet üstünlüğü görülmekte. Türkiye 1990’ların ortalarından itibaren imalat sanayinde önemli bir dönüşüm yaşıyor ama aynı dönüşümden yukarıda sözü geçen ülkeler de geçtiği için Türkiye’nin rekabet konumunda önemli bir değişiklik olmuyor.

TED Üniversitesi Ticaret Araştırmaları Merkezinin TÜİK firma verilerini kullanarak gerçekleştirdiği en son verimlilik çalışmasının sonuçları, Türkiye’de, 2003-2015 yılları arasında, işgücü verimliliğinin %6, hizmetlerde ise %45 düştüğünü gösteriyor. Aynı yıllar içinde, toplam faktör verimliliği sanayide %13 artarken, hizmetler sektöründe %12 düşüyor. Bu oldukça düşündürücü ve üzücü bir tablo. Ortalama eğitim seviyemiz 6,5 yıl. PISA skorlarımız ile dünya sonuncusuyuz. Demem o ki, eğitimin ne miktarı ne de kalitesi yüksek. Hâl böyle olunca da işgücü verimliliğinde büyük kayıplar yaşıyoruz. Özellikle de hizmetlerde. Neden? Çünkü hizmetler daha emek yoğun sektörler, hatta bir kısmı nitelikli emek yoğun sektörler.

İşgücüne katılım ve işsizlik rakamları da iç açıcı değil. Evet, 2017 yılında, 2016 yılına göre, işgücüne katılım %57,8’den %58,9’a çıkmış; işsizlik oranı %11.6’dan %10.8’e düşmüş; fakat kadının işgücüne katılımı hâlâ çok düşük. 2017 yılı itibarıyla %34,5. İşgücüne katılan kadınların %15’i işsiz. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı %20, ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı ise %26,1 (Kaynak: TÜİK). Türkiye büyüyor ama işsiz büyüyor, verimsiz büyüyor!

Yatırım

Yatırım ya yerli ya da yabancı tasarruf ile fonlanır. Bunu sanırım bilmeyen yok. Burada enflasyonun da büyük önemi var. Kısa vade faizi artması lazım ki enflasyon mücadelesi sinyali alınsın ve uzun vade faizi düşsün. Uzun vade faizi düşük olunca yatırıma yönlenirsiniz. Ayrıca enflasyon yüksekse hammadde fiyatları ve işgücü maliyeti artıyor. Paranızı fabrika açmak için kullanacağınıza bankaya yatırıyorsunuz.

Yerli yatırım düşük.

Tasarruf oranımız sadece %15. Yani harcanabilir gelirimizin %15’ini biriktiriyoruz. Kendi ülke grubumuzda bu oran %36 (Kaynak: Dünya Bankası). Bunun temelinde yüksek tüketim eğilimi var. Gösteriş tüketimi çok fazla, krediye bağımlı tüketim çok fazla. Dolayısıyla tasarruflar düşük. Bunun da yatırım yansımaları var.

O hâlde yurtdışından fonlayacaksınız. Orada durum ne? Türkiye’ye uzun vadeli fonlar zaten girmiyor. Gelen sıcak para. Sıcak para dediğimiz şey, Türk parası cinsinden enstrümanlara yapılan yatırım. Bir ülkedeki getiri oranına bakarak o ülkeye giren veya o ülkeden çıkan para. Yani uzun vadeli değil. Bunun 2001 sonrasında artmasındaki temel sebep finansal istikrar ve TL cinsinden enstrümanlardaki getirinin göreceli yüksekliği. 2005 önemli bir sene. AB üyelik için tarih veriyor. Büyük para giriyor memlekete. Bunun ötesinde, 2008 Finansal Krizi’nin akabinde gelişmekte olan ülkelerdeki yüksek getiriye yönlenen gelişmiş ülke fonları var; fakat 2013’ten beri Türkiye’den büyük çıkış var. Bunun ilk ateşleyicisi Amerika’nın o tarihte artık genişleyici para politikasından vazgeçmiş olması. Sonrasında Türkiye’de yaşanan gelişmeler, AB sürecinin durma noktasına gelmesi ve 15 Temmuz Darbe Girişimi Türkiye’nin stabil olduğu algısını değiştiriyor ve ciddi para çıkışları başlıyor. O hâlde, ne kalıyor geriye? Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY). Yani yabancı girişimcinin memleketimizde kendi üretim tesisini kurması/genişletmesi. Son 12 ayda alınan doğrudan yabancı yatırımlar çok düşük: 9 milyar dolar (Kaynak: TCMB). Bunun da yarısı gayrimenkul. Yani sadece o yılda milli hasılayı artırıcı cinsten. Üretim kapasitesini artıran cinsten değil. Türkiye kadar büyük bir ekonomi için bu çok küçük bir rakam. DYY potansiyeli çok yüksek ama performansı çok düşük bir ülke Türkiye Burada, hukukun üstünlüğü ve kurumsallaşma çok önemli. Yabancı yatırımcı bu iki önemli ön şartın olmadığını düşündüğü ülkeye girmiyor.

2018 Yılı İçin Bazı Beklentiler

Büyüme ve Enflasyon Tahminleri

Dünya milli hasılasının büyümesi %3,5-4 (%5,6 yükselen ekonomiler, %2,3 gelişmiş ekonomiler) tahmin ediliyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerde üretim açığının kapanmasına rağmen küresel enflasyonun düşük kalmasının sebebi, emtia fiyatlarındaki düşüklük olarak tahmin ediliyor. Emtia fiyatları arttıkça (ki öyle bir eğilim var) küresel enflasyonun da artacağı tahmin ediliyor.

Bu durumda pek çok Merkez Bankasının enflasyon için frene basacağı ve daraltıcı para politikası izlemek suretiyle faizleri artıracağı bekleniyor.

Ufukta Bulutlar

2017’de dünya ekonomisine baktığımızda oldukça olumlu bir tablo var karşımızda; ama buna rağmen, demlenip duran sorunlar var:

  •  Gelişmekte olan ülkelerde, özel sektördeki kaldıracın yüksekliğinden dolayı, finansal kırılganlıklar oldukça yüksek.
  • Avrupa’da banka bilançolarında finansal kriz sonrasında ortaya çıkan bozulmaların tamamen düzeldiğini söylemek zor.
  •  Çin, kredilerdeki ve tüketimdeki hızlı artıştan dolayı beklenenden yüksek genişledi. Bu durum, dünyanın en büyük ekonomisinin, gelecekte sürdürülmesi mümkün olmayan kamu kesimi ve özel kesim borçları ile mücadele etmesine neden olabilir.
  •  Giderek artan ekonomik eşitsizlik, düşük verimlilik büyümesi, yaşlanan nüfus, kirlenen çevre ve
    cinsiyet eşitsizliği potansiyel büyümenin önündeki en büyük engeller.

Trump

Beyaz Saray’ın serseri mayın bir realite şova dönüştüğü bir seneyi arkamızda bıraktık. Kendisinin “çok istikrarlı bir dahi” olduğunu iddia eden ABD Başkanı Donald Trump, henüz uluslararası bir krize neden olmadı; ama 2018’de bu kadar şanslı olmayabilir dünya.

Olası riskler neler mi?

  • Savaş riski: Trump ve Kim Jong’un arasında kimin nükleer düğmesinin daha büyük olduğu atışmasına tanık olduğumuz garip günlerden geçiyoruz. Eski Amerikan Başkanı Kennedy’nin dediği gibi “Dünyada her adam, kadın ve çocuk incecik bir ipten bağlı olarak Demokles’in kılıcının altında yaşamaktadır. Bu ince ipin bir kaza veya bir yanlış hesap ya da zırdelilik sonucu kopması an meselesidir.”
  • Demokrasi için tehdit: Bütün yıl süren ama son günlerde bir fırtınaya dönüşen Trump tweetleri (yargılanmadan bir Clinton personelini hapse attırma tehdidi, basına karşı son derece seviyesiz ve çirkin çıkışlar) Amerika’da demokrasinin ve kurumların alacağı yaralar açısından düşündürücü. Dünyanın en güçlü ülkesi olarak bilinen Amerika’nın bu tip ihtiyatsızlıklarının ekonomik sonuçları olacağı kesin. Öncelikle, toplumsal güven zedeleniyor. Bunun ilk yansıması yatırımlarda ve paranın aktığı mecralarda görünüyor. Hukukun üstünlüğü olmadan ekonomik büyümenin sürdürülebilir olmadığı bir gerçek.

Sanayi 4.0

2018’de çokça duyacağız. İlk kez 2011 yılında bu isim gündeme geliyor. Fiziksel ve dijital sistemler arasında bağlantı kuran, dinamik veri işlemeye dayalı üretim modelinin hayata geçirilmesi demek Sanayi 4.0. İktisat ve Toplum Dergisi’nin 73. sayısında da yazdığım gibi “McKinsey Digital Labs tarafından 2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre internet müşterilerinin yüzde 75’i beş dakika içinde yardım almak istiyor. Tüketicilerin yüzde 61’i sadece kendine özel tasarlanmış̧ mal veya hizmeti satın alıyor, yüzde 75’i internette karşılaştırma yapmadan bir şey satın almıyor ve dahası yüzde 79’u mal veya hizmetlerin internetteki kritiklerinin daha doğru olduğuna inanıyor. Kısacası, dijitalleşme ve teknolojik değişimin bir eseri olarak, daha sofistike, daha farklılaşmış̧ daha müşkülpesent tüketiciler ortaya çıkıyor.”

Neler Yapılabilir?

Tüm bu sorunları bir yılda çözmeyi düşünmek safdillik olur ama doğru yönde adımlar atılabilir. Yazıyı bitirirken bunları gelişigüzel sıralayacağım:

Dünya genelinde, IMF Başkanı Lagarde’ında altını çizdiği gibi, temel olarak:

  •  Verimlilik büyümesinin canlandırılması gerekiyor. Çok bilinen sebeplerle “eğitim şart”. Yatırımları ve girişimciliği artırmak için ARGE teşvikleri şart.
  • Sermaye piyasalarının korunması gerekiyor. Şirket ve banka kırılganlıklarını, bilançoları güçlendirmek yoluyla gidermek lazım. Düzenleme ve denetleme kuruluşlarının, finansal kriz sonrasında dünyanın pek çok ülkesinde yeniden tanımlanan/artan görevlerini daha da ince ayarla ve en mükemmel şekilde yerine getirmeleri
    gerekiyor.
  •  Yüksek cari dengesizliklerin ele alınması lazım. İktisatçılar olarak biliyoruz ki; hem yüksek fazlalar hem de yüksek açıklar sıkıntı yaratır. Sebep? Çünkü ileri bir tarihte bu dengesizlikler mutlaka düzelir ve seviyesi yüksek dengesizliklerin düzelmesi daha acı verici olur. Dolayısıyla küresel ticaret zemininin kuvvetli olması, eşit olması önemli.
  •  Hepsinden önemlisi kapsayıcı ekonomiler inşa edilmeli. Çevre, cinsiyet eşitsizliği, teknolojik değişmeden faydalanabilme kapasitesi önemli sorunlar.

Türkiye’ye dönecek olursak…

Naçizane fikrim, Türkiye’nin süregelmekte olan en büyük iktisadi sorununun üretim tarafında olduğudur:

  •  Sanayileşmenin atlanmaması, prematüre olarak hizmetler sektörüne ağırlık verilmemesi lazım. Sanayileşme ile birlikte gelen kurumsallaşma kalkınma için en önemli ön şartlardan biri.
  •  Katma değeri yüksek ve eğitime dayalı tarıma geçiş, hem kırdan kente göçün önünü almak suretiyle yanlış kentleşmenin ortaya çıkardığı büyük toplumsal ve ekonomik maliyetleri azaltmak hem de Türkiye’nin bereketli topraklarını etkinsiz kullanmamak açısından hayati önem göstermekte.
  •  Türkiye, yüksek katma değerli sanayi üretimine geçiş için ön şartları sağlamak durumunda. Nitelikli ara eleman ihtiyacı ortada. Orta öğretim ve üniversite eğitiminde eğitim kalitesinin artırılmasını hâlâ konuşuyor olmamak lazım.
  • İhracatta öncelikli sektörlerin ve yeni pazarların belirlenmesi lazım. İthal girdi ve sermaye malına gittikçe artan bağımlılığın azaltılması ve bu yolla yurtiçi üretimin desteklenmesi ve sonucunda ihracatın yurtiçi katma değerinin artırılması gereği çok açık.

Türkiye’nin yeni karşılaşacağı ve hazır olması gereken en önemli iktisadi olgunun ise Sanayi 4.0 olduğunu düşünüyorum. Dijitalleşmenin bir sonucu olarak yeni üretim modelleri oluşmakta ve bu da aslında dünya çapında üretim ve tüketim pratiklerinin dönüşümü demek. Sanayi 4.0’a geçişte, dijitalleşme uygulamalarının politika üretme süreçlerine dâhil edilmesi, Türkiye’nin küresel rekabet gücünün artırılması ve en önemlisi işgücü profilinin nitelikli hâle gelmesi en önemli öncelikler arasında yer almalıdır.

Daha net söylemek gerekirse, Türkiye’nin mevcut rekabetçi konumunu ilerletmesi ve geleceğe dönük stratejik plan yapması gerekiyor. 11. Kalkınma Planı dönemindeyiz. Anlayana.

Ayça Tekin-Koru Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İktisat bölümünden lisans derecesini 1994, yüksek lisans derecesini 1997 yılında aldı. Purdue Üniversitesi, Ekonomi bölümünde doktorasını 2001 yılında tamamladı. 2001-2003 yılları arasında Krannert School of Management bünyesinde konuk öğretim üyesi olarak MBA ve Ekonomi programlarında ders verdi. Sonrasında 2003-2011 yılları arasında Oregon State Üniversitesi, Ekonomi bölümünde görev yaptı. 2012-2016 yılları arasında TED Üniversitesi, İşletme Bölümü'nün kurucu bölüm başkanlığı görevini yürüttü. Ayça Tekin-Koru çalıştığı üniversitelerde çeşitli düzeylerde uluslararası iktisat, oyun kuramı, mikroekonomi, makroekonomi ve sosyal meseleler iktisadı gibi dersler verdi. Araştırma konuları arasında, uluslararası ticaret, doğrudan yabancı yatırımlar ve iktisadi bütünleşme bulunmaktadır. Akademik araştırmalarının yanı sıra, 2012 yılından bu yana, İktisat ve Toplum dergisinde Sardunya adlı köşede Türkiye ve dünya ekonomisi üzerine yazılar yazmaktadır. Prof. Dr. Tekin-Koru, halen, TED Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesidir.

Bir cevap yazın