İTD 189. Sayı – İklim Krizi ve Kırsal Yoksulluk


Dünya ısınıyor. Son yıllarda Avrupa’da art arda yaşanan aşırı sıcak hava dalgaları, rekor sıcaklıklar ve uzun süren kuraklıklar günlük yaşamı doğrudan etkilemekte. Açık hava etkinlikleri ertelenmekte, çalışma saatleri yeniden düzenlenmekte, okullar ve kamu kurumları sıcak hava önlemleri almak zorunda kalmakta. Spor dünyası da bu dönüşümden payını alıyor. Bunun en görünür örneklerinden biri, FIFA’nın 2026 Dünya Kupası’nda zorunlu su molalarını uygulamaya koymasıdır. Oyuncu sağlığını korumayı amaçlayan bu karar, iklim krizinin artık sporun kurallarını bile değiştirecek ölçüde belirleyici hâle geldiğini göstermektedir. Ancak bu durum, aynı zamanda yeni ekonomik fırsatların doğduğu bir alan olarak da dikkat çekmektedir.

Kapitalizmin en belirgin özelliklerinden biri, krizleri yeni kâr alanlarına dönüştürebilmesidir. Dünya Kupası’ndaki üç dakikalık zorunlu su molaları bunun çarpıcı bir örneğini sunuyor. Birçok ülkede yayıncı kuruluşlar, hakemin düdüğünden 20 saniye sonra reklam yayınlamaya başlayıp oyun yeniden başlamadan 30 saniye önce reklamlara son vererek her maçta sekiz ek reklam satabilmektedir. Bu uygulama, turnuva boyunca yüzlerce yeni reklam gösterimi anlamına gelirken, yalnızca ABD’de su molalarından elde edilen reklam gelirinin 250 milyon doları aşmasının beklendiği belirtilmektedir. Böylece iklim krizinin zorunlu kıldığı bir uygulama, sermaye açısından yeni bir gelir modeline dönüşmektedir.

İklim krizinden en fazla etkilenen kesimlerin başında kırsal nüfus ve küçük üreticiler gelmektedir. Artan kuraklık, düzensiz yağışlar ve yükselen üretim maliyetleri tarımsal üretimi zorlaştırırken kırsal yoksulluk daha da derinleşmektedir. Küçük çiftçiler üretimden çekilmek zorunda kalırken, gıda üretimi giderek daha büyük şirketlerin kontrolüne geçmektedir. Sonuç olarak iklim değişikliği, kapitalist üretim ilişkileri ve kırsal yoksulluk birbirini besleyen bir döngü oluşturarak hem tarımsal sürdürülebilirliği hem de gıda güvenliğini tehdit etmektedir.

İklim krizinin ortaya çıkardığı bu çok boyutlu dönüşüm, yalnızca çevresel bir sorun olarak değil; ekonomik, sosyal ve siyasal sonuçları olan kapsamlı bir mesele olarak ele alınmalıdır. Bir yandan yeni teknolojiler, yeşil yatırımlar ve iklim uyum politikaları gündeme gelirken, diğer yandan bu dönüşümün maliyetinin kimler tarafından üstlenileceği ve ortaya çıkan yeni ekonomik fırsatlardan kimlerin yararlanacağı sorusu önem kazanmaktadır. Bu nedenle iklim krizine ilişkin tartışmalar, sürdürülebilirlik hedeflerinin yanı sıra adalet, gelir dağılımı ve toplumsal refah ekseninde de değerlendirilmeli; uzun vadeli ve kapsayıcı politikalar geliştirilmelidir.

İTD’nin bu sayısında Funda Barbaros, Murat Türkeş ve Arda Tunca iklim krizini derinlemesine inceledi; Ahmet Faruk Aysan ise “şuurlu iktisat” üzerine yazdı; Kaan İrfan Öğüt ve Serçin Şahin Hocalar dijital para üzerine bir yazı dizisine başladı. Bu sayımızda da birbirinden ilgi çekici makaleler yer alıyor. Katkı veren tüm hocalarımıza teşekkür ederiz.

Sevgiyle ve okuyarak kalın.
Serenay Dıraz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.