Planlı Ekonomiye Giriş, Planlı Ekonomiden Çıkış – Ali Nejat Ölçen (İTD 96)


Bayındırlık Bakanlığı Su İşleri Reisliği 1950’li yıllarda Su Yapıları yatırım projelerinin gerçekleşmesini yönlendiriyordu. Örneğin bu satırları yazan kişinin Porsuk Barajı’ndaki görevi Su İşleri Reisliğine atanmış olmasının doğal sonucuydu. Ne var ki, Su İşleri Reisliğinin 1952 yılındaki seminerine bir tebliğ ile katılmış ve Devletin yatırımlarının Devlet Planlaşma Teşkilatı tarafından verimlilik hesapları sonucu gerçekleşmesini önermişti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti planlaşmalıydı.

Bu konudaki konuşma ve öneriler Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu’na yansıtılmış ve böylesi bir öneride bulunan kişinin, Sovyetler Birliği’ndeki “GosPlan” benzeri bir sistemin uygulanmasını isteyenin, komünist olduğuna karar verilmiş; Ali Nejat Ölçen 1952 yılının sonunda Su İşleri Reisliği kadrosundan çıkarılmış ve devlet dairelerinde çalışmasının sakıncalı olduğu kararı kamu kuruluşlarına dağıtılmıştı.

Eski Su İşleri Reislerinden Muhittin Kulin, Etibank Genel Müdür Yardımcısı olmuştu.1952’nin o sıcak Temmuz ayında Ali Nejat’ı güleç bir yüz ile karşılayarak ona “senin gibi bir mühendise ihtiyacım var” demiş, Personel Müdürüne atama yazısını hazırlamasını bildirmişti. O atama gerçekleşmedi; çünkü Personel Müdüründen bir süre sonra Ali Nejat, “Devlet için sakıncalı” olduğunu öğrenmişti. Bu gerçeği, 1958 yılında yayınladığı Yapı Acısı adlı kitabının son sayfasında, Bayındırlık Bakanlığı’nın kravat oyunu ile nasıl tuşa getirildiğini yazmıştı.

O yıllarda, Demokrat Parti iktidarında Bayındırlık Bakanı olan Kemal Zeytinoğlu’nun bu denli cahil olabileceğini tahmin edemiyordu. Çünkü Sovyetler Birliği’ndeki GosPlan’dan önce Mustafa Kemal Başkomutan olarak Büyük Millet Meclisi’ne 1932 yılında Birinci Sanayi Planı’nı sunmuştu. Mustafa Kemal’in 1932 yılında Meclis’in onayına sunduğu Birinci Sanayileşme Planı, Stalin döneminde 1932’de kabul edilen GosPlan’dan çok daha gelişmiş verimlilikleri matematiksel hesaplarla kanıtlanmıştı.

1923 yılında İzmir’deki İktisat Kongresi’nde Mustafa Kemal Paşa’nın açış konuşmasındaki bir sözü çok önemliydi:

Bu devletimizin, yeni Hükümetimizin, bütün esasları bütün programları iktisat programından çıkacaktır.

Gerçekten O’nun bu söylediği dönemde Türkiye’de iktisat öğrenimi veren bir okul var mıydı? Yoktu. Ve şimdi 2018 yılında hangi siyasal partinin İktisat Programı vardır? Mustafa Kemal, 1923 yılında bunu söylemekle yetinmemiştir. Meclise sunduğu 1930 İktisat Programı’nın 3. maddesinde şu ilkeye yer vermiştir:

Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet ve şubelerinde olduğu kadar ve bilhassa iktisadî hayat ve faaliyetinin de temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadî teşebbüs ve inkişafın başlıca muhafızı (koruyucusu) ve müşevviki (özendiricisi) dirler.

Aslında, o zamana kadar uygarlık tarihinde hiçbir ülkenin ekonomi ile hukuk arasında böylesi bir kaynaşmanın açıklandığı görülmemiştir. Adaletin iktisadın da temeli olduğu belirtilmiştir. Bu temel, sermaye ile emek arasında da adaletin olmasını öngörmektedir. Ve şimdi ekonominin nasıl bir ekonomi olması gerektiğini Mustafa Kemal açıklamıştır:

Millî iktisadın her şubede tesis, tevsi ve inkişafı için lâzım olan sermayenin en bereketlisi millî tasarruftur.

Ekonomi;

1-Millî olacak, Onu

2-tasarruf ile geliştirmek gerekecek ve

3-Adalet ekonomiyi koruyan ve özendiren olacak

4-Bunun için kanunların iyi ve yargıçları adil olmaları gerekecektir.

Bu koşullar gerekirken acaba aynı zamanda yeterli midir? Hayır, ülkenin ekonomik ve siyasal bağımsızlığı sağlanmalıdır. Bunun için kendi kendisini besleyen,

5-Beş Beyazlar Ekonomisini oluşturmak gerekecektir.

BEŞ BEYAZLAR EKONOMİSİ

O yıllarda Mustafa Kemal Atatürk “Planlı Ekonomi” siyasetinin, kendine yeterli iktisadın, beş beyaz nesne ile sağlanacağını düşünüyordu: Un, Bez, Şeker, Kâğıt ve Çimento. Bu nesnelerin dış alımından ekonominin öncelikle kurtarılması gerekiyordu. Osmanlı’nın 1913-14 yıllarında toplam dışalımının %53.4’ünü bu beş beyaz nesne yutuyordu. Cumhuriyetin kuruluşunun 9’uncu yılında bu oran %31’e düşürüldü. Öyle anlaşılıyor ki, dışalımla sağlanan tüketim nesnelerinin yurt içinde üretilerek döviz tasarrufu sağlanması yani dış ticaretin açık vermemesi amaç alınmıştı. Aşağıdaki çizelge bunu kanıtlıyor:

Dışalımın iç üretim artışıyla azalması, Mustafa Kemal Atatürk’ün TBMM’nin açılış konuşmalarında ısrarla üzerinde durduğu ilkelerin olumlu sonuçlar vermesini sağlamıştı. Örneğin:

1 Mart 1924 günlü TBMM’nin açılış konuşmasında:

Memleketin maliyesini intizam, emniyet ve inzibat üzerine müess… hakiki bütçe tesisi, vergilerin islahı, her nevi israfata (savurganlığa) karşı daima mümanat (karşı olmak)

1 Kasım 1933 TBMM açış konuşmasında:

Samimi bir bütçe ve hakiki bir tediye muvazenesine (ödemeler dengesine) dayanan paramızın fiilî istikrar vaziyetini kesin surette muhafaza etmek.

Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün yaşamını yitirmesinden 10 gün önce hasta yatağında hazırlayarak okunmak üzere Başbakan Celal Bayar’a verdiği metinde şunları yazmıştı:

Maliyemiz, denk bütçe, sağlam tediye, vergi sisteminin mükellef lehine islahı ve tahfif ve millî paramın istikrarının muhafaza prensiplerini tam bir sadakat ve muvaffakıyetle takip ve tatbik etmek.

Fakat ne yazık ki, Celal Bayar kendisi Cumhurbaşkanı olduğunda Demokrat Parti iktidarında Başbakanın uyguladığı enflasyonist ekonomi politikasına seyirci kalmış, dışalım savurganlığı, dış borç ödemedeki tıkanıklık, girişilen alt yapı yatırımlarındaki kaynak yetersizliği, o partinin son yıllarında toplumsal huzursuzluğa neden olmuş demokrasiyle bağdaşmayan şiddet önlemlerine yönelmişti.

MUSTAFA KEMAL’İN 1932 BİRİNCİ SANAYİ PLANI

a.Dokuma Sanayi:

Birinci Sanayi Planı (1932-33) dokuma ve metal üretimini temel almıştı. Örneğin, 1923-1932 yılları arasında 10 yıl süreyle pamuklu dokuma sanayi toplam dışalımın %24.7’si düzeyindeydi. Dış alım tutarı 54.7 milyon TL karşılığı 23 ton idi. Birinci Sanayi Planında yıllık dokuma kumaş talebinin yurt içinde 5 fabrika ile karşılanması öngörülmüştü.

Birinci Sanayi Planı’na göre bu 5 dokuma fabrikaları Bakır-köy, Nazilli, Kayseri, Konya Ereğlisi, olmak üzere yapımı 18.5 milyon düzeyinde yatırımın 9.9 milyonu makine ve araç donanımı ve 4.1 milyonu da işletme sermayesi olarak düşünülmüş ve 3300 tezgâh ve 118,000 iğ’lik kapasite yaratılmıştı. Örneğin Nazilli bez fabrikasının yapımı 25.8.1935 de başlamış ve 18 ay sonra işletmeye açılmıştı.

Ereğli fabrikası yapımı 20.10.1934’de başlamış ve 30 ay sonra üretime başlamıştı. Yapımı 20.5.1934 de başlayan Kayseri bez fabrikası 27 ay sonra işletmeye açılmıştı.

Yurt dışında her yıl ortalama 8,000 ton kendir karşılığı 4.5 milyon TL döviz harcanmaktaydı. Birinci Sanayi Planı’nda 6,000 ton kapasiteli kendir fabrikası yapımı dışalımı yok etmek amacıyla öngörülmüştü.

b.Demir-Çelik Fabrikası

Birinci Sanayi Planının önemli bir ilkesi, sanayinin temel girdisi “demir-çeliğin” yurt içinde üretilmesiydi. 1927-1932 döneminde 93029 ton demir-çelik karşılığı 7,441,000 TL ve 32,574 ton demir ürünleri karşılığı 2,553,000 TL dışalım yapılmasından vazgeçilerek gereksinimin yerli üretim yoluyla karşılanmasına karar verilmişti. 1940 yılında üretimi başlayan Karabük Demir-Çelik fabrikasında iki yıl sonunda 37,408 ton çelik ve 9,063 ton haddehane ürününün üretimi gerçekleştirmişti. 1947 yılında bu rakamlarda çelik üretimi 101,727 ton’a ve haddehane ürünü de 71,981 ton’a çıkarılmıştı. (Bakınız: K.Apak, C.Aydınelli, M.Akın, Türkiye’de Sanayi ve Maadin, s.121)

c.Bakır Sanayi

Bakır sanayinde de dışalımdan vazgeçilmesi düşünülmüş ve fakat Ergani ile Batı ve İç Anadolu’nun ulaşım bağlantısının olmaması, üretimin genişlemesini engellediği için 1917’de Ergani Bakır İşletmeciliği “İtibarî Milli Bankası”na devredilmişti. Birinci Sanayi Planı’nda üretim kapasitesi 10,000 ton olarak öngörülmüş, 4 yıl sonra bunun 24,000 tona ulaşması amaç alınmıştı. Öylelikle yurtiçi talep karşılanacak, yaklaşık 10,000 ton da ihraç edilecekti. Nitekim, Türkiye’de ilk kez 1939’da bakır dışsatımı 6,324 tona yükselmiş 1937-50 arasında yılda ortalama 6,200 ton dışsatım geçekleşmiştir. (Bakınız: Konjonktür, Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı, 1949, s.72). 1937’de ortalama dünya fiyatı 100 İngiliz lirası olduğuna göre bakır sanayi yılda ortalama 750,000 Sterling karşılığı 2 milyon TL döviz geliri sağlamıştır.

d.Selüloz ve Kâgıt Sanayi

1927-32 yılları arasında yılda ortalama 21,525 ton kağıt ve ürünlerinin dış alımı yerine ülkemizde üretilmesi öngörülmüştü.

İzmit’te 14.8.1934’de yapımı başlayan Kağıt fabrikası 1 yıl 8 ay içinde üretime geçerek kağıt dışalımının %30’u ikame edilmişti. (1936) Yılda döviz tasarrufu: (21525-15272) x185.15 =1.2 milyon TL düzeyindeydi.

Kağıdın dışalım fiyatı 1938-40 döneminde kararlı durumda kaldığı 115.62 TL/ton fiyatı 185.15 TL’ye çıktığı için hesaplamada 185.15 rakamı kullanılmıştır.

e.Sun’i İpek Sanayi

1930 yılında 120 ton sun’i ipek dışalımı 3 yıl sonra 234 tona çıkmış ve 471,000Tl.karşılığı döviz ödenmişti.

1913’te doğal ipek üretimi 27,000 tondan 1932’de 55,000 tona çıkarak iki katı artarken, yapay ipek aynı dönemde 5,000 tondan 232,000 tona çıkmış 47 katı artışa uğramıştı. Bu bilgi yapay ipek üretim projesinin Birinci Sanayi Planına alınmasını gerektirmişti.

f.Cam ve Porselen Sanayi

1927-32 döneminde yıllık cam ve şişe dışalımı yıllık 2.6 milyon TL düzeyindeydi. 780 000 TL düzeyinde yatırım yapılarak ülkemizde cam sanayini kurmak amaç alınmıştı. Örneğin: 1927-33 döneminde cam ve şişe için döviz ödentisi 2,697,000 TL iken 1934’te işletmeye açılan fabrika sayesinde dışalımın %29’u ikame edilmiş ve sadece 1,912,000 TL dışalım gerçekleşerek 785,000 döviz tasarrufu sağlanmıştır.

g.Kükürt Üretimi

Yılda ortalama 3,700 ton kükürt dışalımı karşılığı 334,000 TL düzeyinde döviz harcaması söz konusuydu. Yüzde 40 saf kükürt taşıyan Keçiborlu prit yataklarının değerlendirilmesiyle döviz tasarrufu sağlanabilirdi. Daha önce “Compagnie des  Mines et Metallurge” firmasına 1929’da verilen üretim izni “İttihadı Maadin T.A.Ş” e devredilmişse de üretime geçilmediği için verilen izin 1932 yılında kaldırılmış ve kükürt üretimi birinci sanayi planının kapsamı içine alınmıştı. Bu amaçla 1934 yılında Sümerbank ile İş Bankası birlikte projeyi gerçekleştirmek amacıyla görevlendirilmişti. 1935’te ilk kez 2,178 ton kükürt üretilmiş, bu rakam 1950 yılında 6,000 tona yükselmiştir. 198,000 TL olan yatırımın üretimi gerçekleştirecek işletme sermayesi 120,000 TL idi; sağladığı net kâr daha ilk yılda 340,000 TL idi.

h.Kimya Sanayi

Birinci Sanayi Planında Kimya sektörünün 3 önemli dalı ele alınmıştır: Zaçyağı, Superfosfat ve Sudkostik. Kurulacak tesislerin fazla net kâr sağlamayacağı anlaşılmış, o nedenle beş yıllık yatırım programlarında ele alınması önerilmiş ve bu sonucu öğrenen Mustafa Kemal tümcenin yanına “O zamana kadar” notunu koymuş fakat ne yazık ki bu projeler onun döneminde gerçekleşmemiştir.

MUSTAFA KEMAL’İN İKİNCİ SANAYİ PLANI-1935

İkinci Sanayi Planı o dönemde hiçbir ülkede bu denli bilimsel düzlemde ele alınabilmiş değil. Hiçbir ülkede, Sovyetler Birliği dahil, kurulması önerilen tesislerin yer seçimi ve üretim kapasitesi ve teknoloji tercihi konuları bağlamında (İktisat öğreniminin okullara belletilmediği bir dönemde) “gelir-gider” hesapları yapılabilmiş değildir. Hatta 1960 sonrasının hiç birisinde planların bu ciddiyetle ele alındığı söylenemez.

Eğer daha sonraki iktidarlar döneminde İkinci Sanayi Planı’ndaki yatırım projeleri gerçekleşmiş olsaydı İkinci Sanayi Planında “Kütahya Azot” ile “Et-Balık “tesisleri” yatırımları ancak o siyasal parti iktidarının son döneminde (1959) ele alına bilmiştir. İkinci Sanayi Planı:

1.Enerji

2.Petrol

3.Azot

4.Deniz Ürünleri yatırımı

5.Afyon Sanayi

dallarına ilişkin yatırımlardan oluşmaktadır. Bunların toplam yatırım giderleri 93 milyon TL tutarında idi ve ayrıca 18.7 milyon TL işletme sermayesi söz konusu olacak ve 35 bin kişiye istihdam olanağı sağlanacaktı. İkinci Sanayi Planında işletmeye açılan tesislerin ne kadar enerji tüketeceği de hesaplanmış 79 735 Kw enerji gereksinimi elde edilmişti.

a.Sentetik Benzin Üretimi

Ülkemizde kömür bünyesindeki katran nedeniyle “linyit”ten benzin üretilmesi temel alınmıştı. Kömür katranından benzin üretiminde, kömürün taşıdığı katran oranı “n” ve kömürün birim fiyatı “x” ile gösterilirse, üretilecek benzinin “F” fiyatının

F= 7.04+(0.113 X+0.113) /n  olarak bulunmuştu.

Benzinin linyit’ten üretilmesi durumunda:

F=7.22 + 1.15 X  denklemi elde edilmişti.

Ereğli havzasının kömüründe katranı n= %10 az olduğunda linyitten benzin üretimi daha ekonomik çıkıyordu. Kömürün kg. fiyatı X= 4 kuruş olduğu için linyitten üretilen benzinin litre fiyatı F= 11.82 Kuruş çıkıyor ve fizibilite raporunda  yer almaması gerektiği sonucuna Mustafa Kemal Atatürk şu tümceyle karşı geliyordu:

Memlekette sentetik benzin istihsalinin maliyeti dışalım CIF fiyatının üç dört katı misli olacağından, bir iktisat meselesinden ziyade millî müdafaa mevzuudur.

Kömürün katranı bugün benzin olarak değil baca gazları içinde havamızı kirletmeyi sürdürüyor.

b.Yunus Balıklarının Ekonomisi

Bugün Karadeniz’de, İstanbul Marmara’sında yunus balığı kaldı mı? Hain avcılar tüfekleriyle yunus balıklarını yok ettiler. Mustafa Kemal Atatürk’ün İkinci Sanayi Planı’nda yunus balıklarının bilimsel yöntemlerle korunup üretime sunulması öngörülmüştü. 1931-35 döneminde yılda ortalama 45,000 yunus balığı avlandığı ve 1,200 ton balık yağı çıkarıldığı ve 100 ton kadarının dışa satıldığı saptanmış ve kendi haline bırakılan bu su ürünleri kaynağı yatırım projesi haline getirilmiştir. Şöyle ki:

80,000 yunus balığından yılda 950 ton yağ üretilecekti. Bir ton balık yağının maliyeti 90 TL olarak hesaplanmıştı. 80,000 deri elde edilecek ve “yunus balığı derilerinin dışa satılarak 80,000 TL döviz sağlanmış olacaktır. Eski bir planlama uzmanı Ali Nejat Ölçen yunus balıklarının dışalım ürünü olduğunu Mustafa Kemal Atatürk’ün İkinci Sanayi Planından öğrendi.

c.Alkaloit Tesisi Projesi

Ankara’da 12,000 ton üretim kapasiteli bir afyon fabrikasın kurulması öngörülmüştü Mustafa Kemal Atatürk ve 1925’te Sovyet Rusya’dan davet edilen P. Hukovsky başkanlığındaki uzmanlar grubu, ülkemizin tarımsal varlığının niteliklerini 3 yıl süre ile birlikte incelemiş, 885 sayfa tutarında rapor halinde hazırlamışlardı. Bu rapor sonraları Celal Kıpçak, Haydar Nouruzhan ve Sahir Türkistanlı tarafından dilimize çevrilerek 1951 yılında T. Şeker Fabrikaları kurumu tarafından yayımlandı. Türkiye afyonunun morfin olarak %10-28 oranında benzer ülkelerden çok daha ilerde olduğu anlaşılmış ve bunun tıp alanında sağlığa katkıda bulunması amacıyla İkinci Sanayi Planı’nda yatırım projesine dönüştürülmüştü. Proje yılda 120 ton afyon işleyerek 12 ton baz morfin üretecek ve yatırım 600,000 TL düzeyinde gerçekleşecek ve işletme geliri de yılda 400,000 TL olacaktı. Bu yatırım projesi de unutulanlar arasında kaybolup gitti.

d.Osmanlı Dış Borçların Ödenmesi

14 Aralık 1932 günü Paris Büyükelçiliğimiz ile “Alacaklılar” arasında yapılan anlaşmada 1 altın TL 112,2 Fransız Frankı değerinde olmak üzere Türk Hükümeti adına 7,97,500 altın TL düzeyinde dış borç yükü hesabı çıkarılmıştı. Osmanlı’dan Cumhuriyetimize yüklenen bu dış borç hesabı 1943 yılına kadar tümü geri ödenmişti.

e.İlk Uçak Üretimi

Uçak sanayi, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gelecek Göklerdedir” özdeyişinin ilk uygulama alanıdır. 16 Şubat 1925’te “Türk Tayyare Cemiyeti” (sonradan Türk Hava Kurumuna dönüştürüldü) ve Kayseri’de Millî Savunma Bakanlığı tarafından uçak fabrikası kuruldu. Bir yıl sonra (1926) Eskişehir’de onarım işlerini üstlenen bir tesis oluşturuldu. 1938’de Nuri Demirağ tarafından İstanbul’un (Beşiktaş) deniz kıyısında uçak fabrikası kuruldu. Bu girişimler, Türkiye’nin sanayileşmesini sadece yerde değil, gökte de gerçekleştirmek istediğinin kanıtlarıydı.

Tüm güçlüklere ve basında çıkan eleştiri yazılarına karşın 1948 yılında 200 uçak yapımı Millî Savunma Bakanlığı’nın gereksinmeleri amacıyla gerçekleştirildi. Yerli yapımı gerçekleşen uçaklar arasında, iki motorlu hasta taşıma uçağını da saymak gerekir. Danimarka bunlardan birini satın almış yeni siparişler vermişti. Ayrıca altı kişi taşıma kapasitesinde çift motorlu 5 uçak üretildi. İki kişilik metal gövdeli akrobasi uçağı da Etimesgut’ta üretildi.1947-49 yılları arasında Millî Savunma Bakanlığının 253 uçağı bu tesislerde onarıldı, bakımı yapıldı.

4 silindirli hava soğutmalı 145 beygir gücünde yılda 200 adet “Gipsy Major 10” modeli uçak motoru yapımı gerçekleştirildiği bir dönemde “Türkiye’de uçağa değil traktöre gereksinim vardır” denilerek 1952 yılında tesisler kapatıldı ve daha sonra traktör fabrikasına dönüştürüldü! Yazık oldu.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK SONRASI DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI

1939 yılında başlayan Hitler Almanya’sının Polonya’yı işgali ve Sovyetler Birliği’ne saldırısı, Türkiye’yi kıtlık ekonomisinin koşullarına sürüklemişti. Tüketimin daralması sonucu karne ile satış koşulları gerekmiş ve kişi başına kimi zaman bir dilim ekmek yeme koşulu gündeme girmişti. CHP içindeki Serbest Fırka adında 7 Milletvekilinden oluşan grup aslında parti içi demokrasinin oluşumu olarak ortaya çıkmıştır. İktidarın karar ve uygulamalarını CHP içinde özgürce ekleştirme hakkına sahip bir grup oluşmuştur.

Müstakil Grup

Fakat öyle sanıyoruz ki, sonraları bu özgürlük, CHP sınırlarını aşmaya başlamış ve 7 Aralık 1945’te Celal Bayar, Fuat Köprülü, Refik Koraltan ve Adnan Menderes CHP’den ihraç edilmiştir. Ve onlar Demokrat Parti’yi kurarak -toplumsal muhalefeti oluşturarak- 14 Mayıs 1950 tarihinde oyların %55.5’ini alarak iktidar olmuştur. Refik Koraltan, TBMM’nin Başkanı, Celal Bayar Cumhurbaşkanı ve Adnan Menderes Başbakan, Prof. Fuat Köprülü de Dışişleri Bakanı olmuştur.

 DEMOKRAT PARTİ’NİN 1950 YILINDAKİ PROGRAMI

TBMM’ye sunulan programın ilk sözleri şu idi: Tarihimizde ilk defadır ki yüksek heyetiniz millî iradenin tam ve serbest tecellisi neticesinde millet mukadderatına hâkim olmak mevkiine gelmiş bulunmaktadır. Dokuzuncu Büyük Millet Meclisinin azaları olan sizleri, Türk milletinin hakiki mümessillerini selamlamakla derin bir gurur ve iftihar duymaktayız.

Bu sözlerdeki mantık, TBMM’nin millî iradeyi ilk kez 1950 seçimleri ile sağlamış olduğu kanısını ve aslında 2002 yılındaki aksak mantığı yansıtıyordu. Kendileri 1945 öncesi Milletvekili olduklarında millî iradeyi temsil etmiyorlar mıydı?! Programın daha sonraki bölümünde 1950 yılı bütçesinde görülen 174 milyon liralık açığın 155 milyon lira Marshall Planı yardımından ve 19 küsur milyon lirası da iç borç istikrazı ile (borçlanması ile) kapatılacaktır, deniliyordu. Marshall Planı ile Milli İrade’nin nasıl sağlanacağı acaba zihinlerde soru olarak oluşabilmiş miydi?

Demokrat Parti’nin iktidara geldiği ilk günde bütçe açığının yerli tasarruflarla sağlanacak bir ekonomi planı hazırlanmadığı için Marshall Planı’ndaki 155 milyon lira karşılığa gereksinim duyulmaktaydı. Çünkü Demokrat Parti’nin bu 1950 yılında Meclis’e sunduğu programın bir bölümünde açıkça: İktisadî cihazlarımız için devlet bütçesinden envestisman (yatırım) mahiyetinde ayrılacak tahsisatı (ödeneğin) memleketimizin tabiî şartları göz önünde bulundurularak vücuda getirilecek bir plana bağlamak, denilmesine karşın acaba böyle bir plan hazırlanmış mıydı 1960 yılına kadar? Acaba o programda: Hususî teşebbüsün kendini hukukî ve fiilî emniyet altında hissetmesini sağlayacak bütün tedbirleri almak ve onun süratle gelişmesine yardım etmek nasıl sağlanacaktı? Bu satırların okunduğundan birkaç dakika sonra Büyük Millet Meclisi’nde şu sözler işitilmekteydi: İktisadî ve malî görüşlerimizin esası bir taraftan devlet müdahalesinin asgariye indirmek diğer taraftan iktisadî sahada devlet sektörünü mümkün olduğu kadar daraltmak ve buna emniyet vermek suretiyle hususi teşebbüs sahasının mümkün olduğu kadar genişletmek.

Böylesi bir görüş belli bir programın yürürlüğe konmasını gerektirecekti. Önce belki de karma ekonomi sistemini uygulamaya sokmak gerekecek ve özel girişimlerin ekonomik sektörler arasındaki dağılımının nasıl düzenleneceğini programlamak gerekecekti. Adnan Menderes Hükümeti’nin ilk programı (1950) özelleştirme ilkesini benimsemişti. Şöyleydi o ilke:

Bundan böyle amme karakterini haiz olmayan sahalarda işletmeye geçmeyeceğimiz gibi muhtelif sebepler altında kurulmuş olan işletmeleri, amme hizmeti gören ve ana  sanayiye taalluk edenler hariç, muayyen bir plan dahilinde elverişli şartlarda peyderpey hususi teşebbüse devretmeye çalışacağız Devlet iktisadî teşekkül ve teşebbüslerinin iktisadî bünye üzerinde teşkil etmekte oldukları ağırlığı hafifletmek için idarî ve murakabelerini de daha salam esaslara bağlamak ve fuzulî görülenleri lağvetmek kararındayız.

Bu durumda, Adnan Menderes iktidarında, Gayri Safî Millî Hasıla’da nasıl bir büyüme sağlanmıştı ve Programdaki amaçların gerçekleşmesi nasıl olmuştu? Gayri Safî Millî Hasıladaki değişimler, Adnan Menderes iktidarının ekonomik gelişme öykülerinin düzeyini aşağıdaki rakamlar ile göstermektedir.

1950 Yılı Programında önceki siyasal iktidarlarda dış borç konusuna değinilmişti: Bürokratik ve inhisarcı bir devlet tip ortaya çıkmıştı. Bu tip devletin masrafları mütemadiyen artarak memleketi borçlanma yoluna sokmuştu.

Dış ve iç borçlardan kurtulduğunu sanan Menderes iktidarı dış borçların giderek artışa uğradığını acaba nasıl olup da görememişti?

Programın sonlarına doğru çök önemli bir ilke kararından söz edilmekteydi: Belki de programın en can alıcı ve kutlanması gereken o ilkesi şöyle belirtilmişti:

İktidar değişikliğinin memlekette maddî ve ruhî hiçbir sarsıntıya meydan vermemesi ve bilhassa devri sabık yaratmak gibi meşum temayüllerin önlenmesi esaslarında azmimiz katidir.

Demokrat Parti iktidarının ülkemizde maddî ve ruhî sarsıntı yaratmaması acaba Büyük Millet Meclisi’nde önerildiği gibi gerçekleştirildi mi? Aksine, Demokrat Parti iktidarı demokrasiyi yerle bir etmeyi ve ülkede huzursuzluğun kaynağı olmayı sürdürdü. Bununla da yetinilmedi; 1959’a varıldığında Büyük Millet Meclisi Tahkikat Komisyonu’na dönüştürüldü: Demokrat Parti Milletvekilleri yargı kararı vermekle donatıldılar.

CHP’nin tüm mal varlığına el konuldu. Halk Evleri ve Köy Enstitüleri kapatıldı. Halk Evlerinde ve Köy Enstitülerinde milyonlarca kitap yakıldı ve bu kuruluşların binaları Polis Karakollarına dönüştürüldü. Yaşlı yazar Hüseyin Cahit Yalçın ve genç yazar Bedii Faik eleştirileri nedeniyle hapse atıldılar. Bu satırların yazarı Ali Nejat Ölçen 1959 yılında yayımladığı YAPI TEKNİK derginin 19. sayısında Gazi Mustafa Kemal Bulvarında yol düzeyinin indirilmesi projesinin nasıl rantabl olacağına ilişkin ekonometrik amaçlı yazısı sebebiyle, Millet Meclisi’ndeki Demokrat Parti Milletvekillerinden Tahkikat Komisyonu üyesi iki kişi tarafından sorguya çekildi. Devletin gayri iktisadi yatırım yapması o devletin itibarını zedeliyormuş! Buna yanıtım çok basitti: “Sizler o yatırımın ekonomik olduğunu hesap yöntemiyle kanıtlayınız ve Yapı Teknik dergisinde yayınlanacaktır.”

Ertesi gün Ankara Adil Handaki Proje Bürom iki polis tarafından basılmış, bütün kitaplarım masadaki T cetveli ve yazı kalemlerim dahil meşin çuvallara konularak alıp götürülmüş ve o kitap ve belgelerin hiç birisine sahip çıkmam mümkün olamamıştı. Demokrat Parti’nin demokrasi anlayışının temel niteliği buydu.

1950 Programındaki iktidar değişikliğinin memlekette maddî ve ruhi hiçbir sıkıntıya yer verilmemesi böyle uygulanıyordu.

 

Bir cevap yazın