Türkiye’de 2000’li yıllardan bu yana sokakta kâğıt mendil satan çocuklardan madde bağımlısı çocuklara, taş atan çocuklardan zorla evlendirilen ve istismara uğrayan çocuklara, zorla çalıştırılan çocuklara ve son dönemde de çocuk çetelerine, öldürme gibi ağır ceza suçlarıyla ilişkilenen çocuklara kadar son derece sarsıcı çocukluk deneyimlerine tanık olduk. Çoğunlukla basın kanalı ile takip ettiğimiz vakaları elimizdeki akademik araçlarla anlamaya ve siyasa araçları ile müdahale etmeye çalışırken sorun derinleşti ve çetrefilleşti. Öyle ki artık çocukların cinayet gibi suçların faili olduğu vakalar kadar bu vakalardaki çocuk failleri sosyal medyada öven çocuklarla da karşılaşıyoruz. Karşı karşıya olduğumuz sorunu Türkiye’deki siyasi, iktisadi ve toplumsal dönüşümün bir sonucu olarak görmek ve durumu çocukların bu dönüşümden aldıkları pay olarak açıklamak eğilimi toplumda yaygın. Gerçekten de bu açıklama Türkiye’deki diğer kırılgan grupların durumunu anlama açısından da yalanlanamaz bir genelliğe sahip, ancak çocuğun ve çocukluğun özgün hallerini açıklamada bence eksik. Üstelik meseleyi bu şekilde çerçevelemekte kolaycı bir yan da var: Müdahale edemeyeceğimizi düşündüğümüz süreçlerin sonuçlarına çok güvenli bir alandan izleyici olma kolaycılığı. Maalesef çocuk konusunda izleyiciyiz, tanık bile değiliz zira tanık olma sorumluluğunu da üstlenmiyoruz.






Bir cevap yazın