Ekonomide Yanlış (Ve Doğru) Nedir? – Dani Rodrik (İTD 33-34)


Dünya Ekonomisi Derneği, benimle son zamanlarda ekonominin durumu ve meslekteki çoğulculuk hakkında görüşlerimi almak için bir röpörtaj yaptı. WEA’nın bu konudaki makalesi üzerine sonuçları burada görebilirsiniz (röpörtaj sayfa 9’dan itibaren yayınlanmıştır.) Aşağıda size özetliyorum.

    1.Ekonomiye bakış açınızı nasıl ifade edersiniz?

Her ne kadar bu konuda çoğunlukla politik olarak aykırı sonuçlar çıksada, ben oldukça geleneksel ve yaygın olan yöntemleri ifade etmeyi tercih ediyorum. Neo-klasik iktisadın, ekonomik ve sosyal sorunlara karşı bir engel teşkil ettiğine dair bir anlayışı hiçbir zaman düşünmedim. Aksine, böyle bir anlayışın, dünya ekonomisi üzerinde zihinsel bazı düşünce alışkanlıkları açısından oldukça yararlı olduğunu düşünmekteyim: öncelikle net bir şekilde fikirlerinizi ifade etmeniz gerekir, açık varsayımlar ve nedensel bağlantılarla düşüncelerinizin tutarlı olmasını sağlamalısınız ve ampirik kanıt kullanmanız konusunda titizlik göstermeniz gerekir.

Yalnız, bu neo-klasik iktisat şeklinin, ihtiyacımız olan tüm cevapları bize verdiği anlamına gelmez. Çok sık olarak, ekonominin temel araçlarıyla çalışan kişiler, geniş anlamda sorular sormak için kendi sınırları dışına çıkacak çalışmaları yapmak için yeterli hırs ve hayal gücüne sahip değillerdir. Ama bunların hepsi “normal bilim” içinde geçerlidir. Gerçek anlamda büyük iktisatçılar, neo-klasik metodları bizim anlayışımızı kısıtlamaktan ziyade, anlayış tarzımızı zirveye taşımak için kullanırlar. Bu geleneğe ayak uyduran ekonomistler arasında ilk akla gelen ve örnek verebileceğimiz kişiler, George Akerlof, Paul Krugman ve Joe Stiglitz gibi ekonomistlerdir. Her biri geleneksel bilgeliği dışarıdan değil, daha çok içeriden sorgulamışlardır.

Anaakım iktisatta  en çok şikayete neden olan tipik sorunlardan biri, sonuçların sınırlayıcı olmasıdır. Anaakım iktisatçıları  genellikle piyasa ekonomisinin ideologları olarak görülürler. Ben  iktisatçı meslektaşlarımın çoğunun piyasaları olduğu gibi görme eğiliminde oldukları için, hükümet müdehalaesine maruz kalan ve istenmeyen kişiler olduklarını kabul ediyorum. Ama aslında derslerde bizim öğrencilerimize öğrettiklerimiz – ileri seviyedeki lisans öğrencileri değillerse – ve seminer odalarında konuşmalarımız, genellikle piyasaların sayısız başarısızlıkları hakkındadır. Bu çizgide, bir keresinde Carlos – Diaz – Alejandro’nun söylediği eski bir sözden alıntıyı seviyorum, “artık herhangi bir yüksek lisans öğrencisi kendi modeline uygun varsayımlar kurarak, istediği herhangi bir politik sonucu elde edebilir”. Ve bu yaklaşık otuz yıl öncesine aittir! Şimdi alışılmışın dışında sonuçlar üretmek için daha bir sürü model bulunmaktadır.

Şayet şunu diyecek olursam, o zaman bir tepki verebilirim: “Eğer her türlü sonuç için bir model varsa, bunun ekonomiye ne kadar faydası olabilir? Evet, dünya karmaşık ve onu anlayabilmemiz için basitleştirmemiz gerekir. Bir Pazar eğer ortada birkaç satıcı yerine birçok satıcıdan oluşursa farklı davranış gösterebilir. Ya da, ortada birkaç satıcı varsa, sonuçlar arasındaki stratejik etkileşimler niteliğine göre değişir. Şayet eksik olan bilgileri doldurabilirsek, o zaman elimizde daha fazla imkana sahip oluruz. Bu durumda

* World Economics Association Newsletter, vol. 3, issue 2, Nisan 2013’den yazarın izni ile çevrildi.

yapabileceğimiz en iyi hareket, her bir davranış biçiminin öncelikle yapısını anlamak olacaktır ve sonrasında ampirik bir yöntem yardımıyla, ilgilendiğimiz belirli bağlamda doğru modeli uygulayabiliriz. Bu yüzden de, kitaplarımdan birinin alt başlığında “Tek Ekonomi, Çok Reçete”(1) yazmaktadır. Doğa bilimlerinin aksine, bence ekonomideki gelişmelerde yeni modeller, eskinin yerine geçememektedir, bilakis bu sadece sosyal deneyim çeşitliliğine sürekli ışık tutacak daha zengin modellerin oluşmasını sağlayacaktır.

Ancak, Kuzey Amerika’da çağdaş ekonomi konusunda büyük zayıflık vardır ve sosyal ve tarihsel perspektif açıdan geniş yöntem çeşitliliğine sahip olmasından dolayı aşırı derecede odak noktası olmaktadır. Doktora programlarının temel uygulamaları gerçek ekonomistler yerine matematik ve istatistikçiler tarafından yapılmaktadır. Yüksek lisans öğrencisi olarak, gerçek bir ekonomist olmak için yapılması gereken, her türlü konuda – Tarih, sosyoloji ve siyaset bilimi arasındaki ilişkiler – tüm bilgilerin okunmasıdır. Bugün en iyi ekonomistler eğitim boşluklarını doldurmak için farklı yollar bulmaktadırlar. Ekonomi konusuna yönelmeden önce siyasi bilimler ve halkla ilişkiler alanında (buna Princeton’da denir) yüksek lisans yaptığım için kendimi şanslı hissediyorum. Şanslı diyorum, çünkü en iyi eserlerimden bazılarını – en azından karar aşamasında – neo-klasik iktisat konusunun dışında kalan soru ve karşılaşılan argümanları sorgulayabildim.

    2.Bunun genelleme ile arasındaki fark nedir?

Söylediğim gibi, meslektaşlarımın çoğu ile ayrıldığımız nokta, benim sonuçlara politik açıdan ulaşabiliyor olmamdır. Meslektaşlarımın çoğu ya aşırı güdümcü, ya da pazara karşı görüşleri olan kişilerdir. Harvard Ekonomi Bölümün’de ki bir meslektaşım, her karşılaştığımızda beni, “Devrim nasıl gidiyor?” diye selamlardı. Anaakım iktisada özgü deformasyonun teorik tüm nedenleri, gerçek dünyada hükümetin müdehalelerinde poh pohlanma eğiliminde olması ve başarısız piyasa yönetimidir.

Bu bazen komik oranlara ulaşabilmektedir. Serbest ticaretin en büyük savunucuları olan teorisyenler, kariyerlerini her zaman için “anormal” sonuçlara göre inşa ederler. Washington Mutabakatın’da hisse senedi ticareti yapan ekonomistler, büyüme ve gelişme konusunda, her türlü dışsal modellerin en sert savunucularıdır! Şayet bu politik sonuçları sorgulayacak olursanız, alacağınız cevap ise sadece bir sürü el sallama olacaktır. Evet, hükümet bozulmuş durumda ve bir rant arayışı içerisindedir. Bu yüzden de doğru taahhütlerle müdehale yapmak için yeterli bilgiye sahip değillerdir. Şayet kendi modellerinin politik sonuçlarını ciddiye alacak olurlarsa, bu analitik sofistike düşünürlerin kafaları bir şekilde lapa haline gelmektedir.

Ne kadar ironik, bence genel görüşlere sahip olan ekonomistlerden ziyade, genel ekonomik yöntemleri heteredoks yaklaşım içerisinde bulunan kişilerin daha güçlü temellere sahip olduklarını düşünüyorum.

    3.Daha fazla çoğulcu yaklaşımın karlı olacağını düşünüyor musunuz? Bu tarz bir gelişmeyi hangi faktörler sınırlamakta ve desteklemekte?

Bu çoğulculukla neyi kast ettiğinize bağlıdır. Çoğulculuk yöntemleri çok zordur, buna daha sonra tekrar geri geleceğim. Daha önce de belirttiğim gibi, politikada çoğulculuk mevcut yöntemlerin içinde zaten bir gerçektir. Günümüzde meslekte, asgari ücret, maliye politikası, mali düzenleme ve pek çok diğer alanlarda sağlıklı tartışmalar yapılmaktadır. Bence iktisat mesleğinin birçok eleştirmeni bu noktayı göz ardı etmektedir, daha doğrusu kuralları istisna olarak görmektedir. Ve bu bazı alanlarda, örneğin uluslararası ticaret, genel olarak kamuoyundan ziyade, ekonomistlerin görüşleri oldukça fazla farklılık göstermektedir. Ancak bugün ekonomi oybirliği ile karakterize edilebilecek bir otorite değildir.

Tabi, bu açıklama ekonominin çoğulcu bir cennet olduğu ifade etmez. Meslek sosyolojisi ve sosyalleşme süreci ile ilgili ekonomistlerin düşünme eğilimine iten güçlü kuvvetler bulunmaktadır. Birçok ekonomi enstitüsü, sosyal sorunlar üzerine düşünme konusuna fazla zaman ayırmamaktadır, ya da matematik ve ekonominin karşılıklı olarak eğitimine çok fazla katkıda bulunmamaktadır. Teşvik ve hiyerarşi sistemleri, ilginç sorular ve araştırmalar içeren gündemlerden ziyade, teknik becerilere değer verme eğilimindedirler. Çekirdek ekonomistler, diğer sosyal bilimcilere nazaran, iç gruba karşı daha çabuk bir dış grup zihniyeti geliştirebilirler. Tüm ekonomistler piyasayı yüceltmek ve kamu eylemlerini harekete geçirmek adına şeytani fikirlerini aşılama eğilimindedirler.

Anaakım iktisatçılarda  çoğunlukla piyasaların gücü, korku verici olarak ön plana çıkmaktadır ve onların inançlarına göre önlerine ne tür engel yerleştirilmiş olursa olsun, piyasa mantığı sonunda galip gelecektir. Sonuç olarak, iktisatçılar onlara ilginç sorular sormakta uzman olan ancak bu sorulara doğru cevapları veremeyen sosyal bilimcilere tepeden bakmaktadırlar. Ya da bu kişilerin verdiği cevaplar doğru olur ama, sunulan nedenleri metodolojik olarak doğru değildir. Farklı entelektüel geleneklerden gelen iktisatçılar genellikle ya “iktisatçı olmayanlar” ya da “ciddi olmayan iktisatçılar ” olarak kabul edilirler.

Yani geleneksel yollarından ayrılmak isteyen iktisatçılar  için engeller oldukça yüksektir. Herşeyden önce, bu mesleğin metodolojik kurallarına göre oynanması gerekir. Bu da matematik dilinin kullanılması, standartların optimize edilmesi, genel denge çerçevelerinin ve kurulan ekonometrik araçların kullanımı anlamına gelmektedir. Bedelini ödemeli ve taşıdıkları üye kartlarının sicilini en iyi şekilde taşımak zorundadırlar. Benim gibi, metedolojik tercihlerine önemli ölçüde değer veren kişiler için, bu bedelleri ödemeye değer. Bu yöntemlerin beni entelektüel olarak dürüst tuttuğunu düşündüğüm için, onları ikna etme konusunda neden bahsettiğimi gayet iyi biliyorum. Bu yöntemlere benim eklediklerim, etki edecek unsurdan ziyade genel anlamda kabul edilebilecek durumlar oluşturmuştur, ( her ne kadar, entelektüel rakiplerim hakkımda “o gerçek bir iktisatçı değil” demişlerse de, bu benim çalışmalarıma devam etmem konusunda yardımcı olmuştur). Buna rağmen, çok kısıtlayıcı veya yardımcı ana yöntemleri aynı zamanda düşünebilenleride anlayabiliyorum. Bence, onlarda dışarıdan bir göz olarak yaptıkları eleştirilerle değerli bir şeyler sunmaktadırlar. Bu eleştirmenlerin maddi gerekçeleri konusunda genellikle anlaşabiliyorum, ancak onların metedolojik gerekçeleri konusunda eleştirebileceğim bir çok kaynak bulabiliyorum.

Ekonomide metedolojik tek düzeliğin eleştirilmesinde çok ileriye gidilebilir. Şüphesiz ki, matematiksel ve istatistiksel tekniklerin kullanımı tek başına bir sorun değildir. Bu tür teknikler bizim için sadece argüman sağlamak açısından kavramsal ve ampirik olarak tutarlıdır. Evet, bu tür tekniklere aşırı derecede odaklanmak veya kendi iyiliği açısından sadece matematiği kullanmak bir problemdir – ama bu problem içinde karşı hareketide gösterecek bir sorun olur. En üstte yer alan dergilerin ana gündemini,   ağır  matematik içeren makaleler yerine maddi sorularla ortaya sürülür – odaklı endişeler oluşturmalıdır.

Ama bu değişmektedir. Son yirmi yıl içerisinde ekonomide iki heyecan verici gelişme olmuştur, davranışsal ve deneysel devrimler. Bunlardan ilki neo-klasik iktisat üzerinde rasyonel bir çöküşe neden olurken, ikincisi mesleği derin ampirik ve politika odaklı yönde ele almıştır. Bunlar anaakım iktisatta önemli değişikliklere neden olmuştur ve bu durumun sonucunda metedolojik değişiklikler için bir ortam oluşmasını sağlamıştır. Belki çok değil ama, yöntemler açısından bunlar devrim niteliğindedir. Ben aslında metedolojik yeniliklerin büyük bir hayranı değilim ama, mesleğim gereği değişime mümkün olduğunca uyum sağlamak zorundayım. Şunuda dikkate almalısınız ki, her iki değişiklikte, sırasıyla psikoloji ve tıp, ekonominin dışında gelmektedir. Genç ekonomistler bu yöntemleri kendi gerçekleştirdikleri  modellerde kullandılar ve içindeki kuralları böylece değiştirdiler.

    4.Zorlu deneyimlerinizde, eğer varsa, geleneksel bilgelik konusunda ne gibi bilgiler edindiniz?

Bir bilim adamı olarak başarılı olmak istiyorsanız, iki yoldan birine sahip olmalısınız. Ya yeni bir teknikle gelmelisiniz ya da geleneksel bilgeliği destekleyecek kanıtlarla. Ya da geleneksel bilgeliğe meydan okuyacaksınız. Son söylediğim yüksek getiri stratejisi gerektiren çok riskli bir seçenektir. Bu, daha önce bahsettiğim bütün nedenler için yüksek risk oluşturur. Büyük oranda geri dönüşler olmuştur, çünkü geleneksel bilgeliğin tanımı fazlasıyla yanlış yapılmıştır, ya da gereğinden fazla abartılmıştır. Demek istediğim, geleneksel bilgelik zordur ve başarılı olmak için stratejik araştırmalar yapılmalıdır

Benim  durumumda, geleneksel bilgeliğin her bir parçası, ekonomi konusunda bize öğretilenlerle bir karikatür haline gelmiştir. Ben, arkadaşlarıma standart iktisat teorisi ve ampirikler konusunda hatırlatma yapmaktan başka bir şey yapmıyordum. Bu açık bir kapıyı itmek gibi bir şeydi. Ben ekonomiye değil, mesleğin sosyolojisine karşıyım. Mesela, ilk defa Washington Mutabakatı’nı eleştirmeye başladığımda, bunu açıkça yapabildiğimi düşünmüştüm. Mutabakat basit kurallar etrafında dönüyordu ve   refah iktisadının  bir parçası olarak ciddi anlamda hareket yoktu. Doğu Asya’nın tecrübeli heteredoks ekonomi modeli görünümünde olmalarına rağmen, ampirik olarak iyi desteklenmiyorlardı. Eğer destekçileri yakından sorgulayacak olursanız, öncelikle karşınıza tepki olarak kısmi ekonomik argümanlar çıkacaktır ve sonrasında size çaresizce el sallayan siyasiler göreceksiniz, (örneğin, hükümetin yaptığı bu tür şeyleri durdurmamız gerekir, aksi takdirde rant arayışı genişleyecektir). Benim savım, ekonomi (ve politik ekonomi) konusunda basit pratik kuralları daha fazla ciddiye almamızdır. Ekonomi bize koşullar açısından düşünmeyi öğretir: Farklı ilaçlar için farklı kısıtlamalar gereklidir. Politik anlamda bu şekilde doğal olarak düşünme türü, tanısal olarak bir plandan ziyade mutafk-lavabo bağlamında bir yaklaşım olur.

Benzer şekilde, küreselleşmenin yararlarıda aşırı derecede iddialarla sorgulandığı zaman, ben yine sadece ekonomi mesleğinin öğretilerini hatırlatırım. Örnek olarak ticaretten kazanç ve ticari dağılımın etkileri arasındaki ilişkiyi ele alabiliriz. Bugüne kadar meslekte hep ilk önce abartma ve ikinci olarak aza indirme eğilimi vardı. Bu sayede küreselleşmenin daha iyi görünmesi sağlanıyordu. Sadece net kazançların bulunduğu ve çok düşük bölüşüm maliyetleri olduğu gösteriliyordu. Ancak derslerde de anlattığımız gibi, ticaret teorisinin temellerine bakıldığında ve avantajşarı karşılaştırıldığında, net kazancın ve yeniden dağıtım oranlarının doğrudan bu modellerin çoğuyla bağlantılı olduğunu görebiliyordunuz. Daha büyük net kazanç, daha büyük dağılım demekti. Sonuç olarak, yapısal değişimlerden kaynaklanan verimliliğin artışı doğal olarak (sektörde ve istihdam faktörlerinde genişleme) kazananları ve (sektörde sözleşmeli istihdam faktörleri) kaybedenleri oluşturmaktadır. En azından standart modeller bağlamında yeniden dağılım oranı düşükken, kazanımların yüksek olduğunu iddia etmek saçmalıktır. Ayrıca ticaret daha özgür hale geldikçe, net kazançlar için yeniden dağılım oranları yükselecektir. Sonuçta, yeniden dağılımın en önemli kısmını “maliyet” oluşturmaktadır ve verimliliğin artışını yaparak bu maliyetlerden sonra birkaç dolar kazanmak için çalışılmaktadır. Yani yine standart ekonomi.

Bütün bu söylemlerin hepsi tabi ki sizi popüler yapmaz. Ticaret politikası ve büyüme üzerine uygulamalar konusunda (Francisko Rodriguez ile birlikte) yapmış olduğum sunumu gayet iyi hatırlıyorum. Literatür, ticaretin serbestleştirilmesi konusunda ekonomik büyümenin etkileri hakkında abartılı iddialarla doluydu. Bugüne kadar yapmış olduğumuz araştırmaların yer aldığı belgelerimizin üzerinde bu iddiaları destekleyecek hiçbir şey yoktu. Ne teorik ne de ampirik literatürde niceliksel olarak, ticaretin serbestleştirilmesinin büyüme üzerindeki  etkisi, sağlam olarak tahmin edilemiyordu. Bizim söylediklerimiz sadece iyi eğitim görmüş ekonomistlerin söyledikleriyle aynıydı. Buna rağmen çalışmamız tartışmaya son derece açıktı. Q&A oturumunda Harvard’dan meslektaşım bana “Bunu neden yapıyorsun?” diye sormuştu. Bu çarpıcı bir soruydu. Sanki belirli derecede bilgi sahibi olmak bir tehlikeydi.

Bir yıl önce, Küreselleşme Çok Uzaklara mı Gitti? İsimli bir monografi yazmıştım. Bazı tepkilerin aynı çizgide olması benim için sürpriz olmuştu. Bu konuyu savunan  bir çok politikacının bana düşman olacağını elbette tahmin ediyordum. Ama, ekonominin teorik ve mantıksal sağlam temelleri olduğuna dair argümanlarım ya da bu yönde düşüncelerim vardı. Seçkin bir ekonomist bana cevap yazmıştı, “barbarlara mühimmat veriyorsunuz”, demişti. Başka bir deyişle, korumacılar tarafından kullanılacak olan argümanların üzerine kendi kendime sansür koymayı öğrenmeliydim. Hemen aklıma şöyle bir soru gelmişti, neden ekonomistler tartışmanın bir tarafında barbarların olduğunu düşünüyorlardı. Bir şeyin farkında değillerdi, mesela çok uluslu firmaların anlaşmaları için lobi yanlısı serbest ticaret argümanlarını kaçırıyorlardı fikri mülkiyet gibi bunun serbest ticaretle hiçbir ilgisi yoktu. Neden sorunun bir tarafında duran “barbarlar”, diğer tarafında duran “barbarlardan” daha tehlikeli oluyorlardı.

Ancak sonuç itibarıyla, geleneksel bilgeliğin çok zorlu ilerleyişi, sonunda haklı olduğunun kabullenmesiyle ödüllendirilmişti. Washington Mutabakatı esas anlamda ölmüş, yerine yerel bağlamda kısıtlamaları kabul eden çok daha mütevazi bir yaklaşım almıştı. Ticaret ve finansal küreselleşmenin doğal faydaları hakkında yapmış olduğum birçok argümanlar, entelektüel temel akımın şu anda geçmişten çok daha yakın olduğunu göstermiştir. Bunun büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum. Bu değişiklikler yaşanılanlara bağlıdır ve bende aslında bu dalgaya kendimi bıraktım.

Buradan genç araştırmacıların bir ders çıkarabileceklerini varsayalım: Entelektüel fikir birliğini tanımlamak teorik ve ampirik desteklerden ileriye gitmiştir ve zaman içerisinde de ortadan kaldırılacaktır. Ancak kabul edilen yöntemler belli kurallardan kopmadan yapılacaktır!

 

  • Dani Rodrik, 2009, Tek Ekonomi Çok Reçete, Efil Yayınevi.
Sayı: İktisat ve Toplum Dergisi 31
Sayfa Aralığı: 13 - 19

Prof. Dr. Dani Rodrik, 1982 yılından beri uluslararası siyasal ekonomi dalında Harvard Üniversitesi'nin Kennedy School of Government'ta eğitim veriyor. Rodrik'in ilgi alanı içine giren başlıca konular, küreselleşme, uluslararası ekonomi, politik ekonomi, ekonomik kalkınma, ekonomik büyüme, gelir ve ücret dengesi eşitsizliğidir ve bu alanlarında çok sayıda makaleler yayınladı. Odaklandığı başlıca konular ve araştırmaları arasında ekonomik politikanın ne olduğu ve bu ekonomik politikaları onaylayan bazı hükümetlerin diğerlerinden niye daha iyi sonuç aldığıdır. "National Bureau of Economic Research", "Centre for Economic Policy Research" (Londra), Institute of International Economics ile bağlı olan "Center for Global Development" dergilerine katkıda bulunuyor, ve "Council on Foreign Relations" ve "Review of Economics and Statistics" editörlüğünü yürütmektedir. "Rockefeller Vakfı", "Carnegie Corporation", "Ford Vakfı"'ndan gelen araştırma hibelerinin alıcısıdır. 2002 yılında "Küresel Kalkınma ve Çevre Enstitüsü"nden (Global Development and Environment Institute) "Ekonomik Düşünce Sınırlarını İlerletme" dalında Leontief Ödülü (Leontief Prize for Advancing the Frontiers of Economic Thought) ile ödüllendirilmiştir. İspanya'dan beş yüzyıl önce göç etmiş bir Sefarad Yahudi ailesine mensup olan Dani Rodrik 1957'de İstanbul'da doğdu. Rodrik, 1976 yılında Robert Koleji'nden mezun oldu. Lisans ve yüksek lisans derecelerini ABD'nin Harvard Üniversitesi'nde alan Rodrik, doktora derecesini ise ABD'de de bulunan Princeton Üniversitesi'nden aldı. 1990 yılında profesörlüğe yükselen Rodrik, 1982 yılından beri Harvard Üniversitesi'nin Kennedy School of Government'ta dersler veriyor.

Bir cevap yazın