Geçmişi ve Geleceği Satarak Büyümek – Mahfi Eğilmez


Türkiye’nin GSYH’si 2002 yılının sonunda 238 milyar dolardı, 2024 sonunda 1,358 trilyon dolara ulaştı. Bu nasıl oldu? Bunu irdelemeden önce aşağıdaki tabloya bir bakalım (tabloda kullanılan veriler, TÜİK, HMB ve ÖİB istatistiklerinden derlenmiştir):

Göstergeler

2002

2024

Değişim (kat)

GSYH (Milyar USD)

238

1.358

5,7

Kişi Başına Gelir (USD)

3.616

15.325

4,2

 

Bu tablo bize 2002 yılına göre dolar cinsinden GSYH’nin 5,7 kat, kişi başına gelirin de 4,2 kat arttığını gösteriyor.

Dönemler itibarıyla büyüme karşılaştırması yaparsak 2002 – 2024 döneminde GSYH ortalama büyümesinin önceki 22 yıllık dönem oratalamasına göre daha yüksek olduğunu görürüz (veriler için kaynak: TÜİK):

Ortalama GSYH Büyümesi (%)

1980 – 2002

2002 – 2024

3,6 5,4

 

Buraya kadar ortaya koyduğumuz veriler, ilk bakışta bize son 22 yılın ekonomi açısından başarılı olduğunu gösteriyor. Pek çok kişi bu ilk bakışla yetinebilir ve dönemi başarılı olarak niteleyebilir. Ne var ki biz ilk bakışla yetinemeyiz. Çünkü iktisatçılar, her ekonomik olayla ilgili olarak “ne pahasına” sorusunu sormak ve bu sorununun yanıtını aramakla yükümlüdür. Bu soruyu sorduğumuz zaman verileri biraz eşelememiz ve mesela bu büyüme borçlanarak mı sağlanmıştır, eldeki varlıklar satılarak sağlanan gelirlerle mi desteklenmiştir gibi soruları yanıtlamamız gerekir. Bu amaçla hazırlanan tabloya aşağıda yer veriyoruz (tabloda kullanılan veriler, HMB ve ÖİB istatistiklerinden derlenmiştir):

2002 2024 Değişim (kat)
Dış Borçlanma (Milyar USD) 132 518 3,9
İç Borçlanma (Milyar USD) 75 141 1,9
Özelleştirme Gelirleri (Milyar USD) 9 68 7,6
Toplam (Milyar USD) 216 727 3,4

(1) Bu tabloda yer alan dış borçlanma miktarlarına baktığımızda son 22 yılda dış borç stoku 3,9 kat, iç borç stoku 1,9 kat artmıştır. (2) Türkiye’nin en yoğun özelleştirme yaptığı dönem 2002-2024 arasındaki dönemdir. Bu dönemde 68 milyar dolarlık özelleştirme yapılmıştır. 2024 yıl sonunda ulaşılan özelleştirme geliri 2002 yıl sonundaki tutarın 7,6 kat üzerindedir.

İlk iki tablo bize son 22 yılda ciddi bir ekonomik başarı sergiliyor görünse de üçüncü tablo bu başarının büyük ölçüde önceki dönemlere göre borçlanmanın çok fazla artırılmış olmasına ve eldeki varlıkların hızla özelleştirilmesine (satılmasına) dayanarak gerçekleştiğini anlatıyor.

Ne pahasına sorusunun yanıtı da böylece ortaya çıkıyor: Kamu kesimine ait mülklerin ve geçmişte kurulmuş kamu kuruluşlarının satılması (ekonomide buna vülgarize edilerek evdeki gümüşlerin satılması deniyor) ve iç ve dış borçlanmanın artırılması.

“Ne pahasına” sorusunun yanıtı borçlanma artışı ve özelleştirme gelirlerini ortaya koymakla bitmiyor. Bu başarı görüntüsünün ardında başka şeyler de var.

Türkiye, bir süredir dolar kurunu baskılıyor. Bunu iki şekilde yapıyor: (1) Belirli sıçramalarda Merkez Bankası piyasaya dolar satıyor ve dolar bollaştığı için kur düşüyor. (2) Türk lirası faizi yüksek olunca dolar tutmanın avantajı azalıyor ve o nedenle insanlar dolarlarını bozdurup Türk lirasına geçiyor. Yabancılar da aynı şekilde yüksek faizden yararlanmak için paralarını buraya getiriyor. Bunların sonucu olarak piyasada dolar bollaşıyor ve kur yükselmiyor. Böylece karşımıza yüksek enflasyonlu düşük kurlu bir yapı çıkıyor. GSYH, Türk lirasıyla ve cari fiyatlarla hesaplanıyor. Dolayısıyla içinde o yılın enflasyonu da var. Sonra da cari fiyatlarla TL cinsinden hesaplanan GSYH o yılın ortalama dolar kuruna bölünerek dolar cinsinden GSYH hesaplanıyor. Burada çok basit bir gerçek var: Enflasyon ne kadar yüksekse cari fiyatlarla Türk lirası cinsinden GSYH, USD/TL kuru ne kadar düşükse dolar cinsinden GSYH o kadar yüksek çıkıyor. Türkiye bu basit illüzyonu yıllardır yapıyor ve GSYH’sini dolar cinsinden olduğundan yüksek gösteriyor.

Bu çerçeveden baktığımızda başarılı gibi görünen 22 yılın GSYH ve kişi başına gelir artışının gerçekte eldeki varlıkları satarak (geçmişi satarak), borçlanmayı artırarak (geleceği satarak), dolar kurunu baskılayarak sağlanmış bir başarı olduğu ortaya çıkıyor.

Gerçek ötesi bir düzen içindeyseniz ekonominiz de gerçek ötesi olur.

İstanbul'da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (iktisat ve maliye bölümü) bitirdi. Doktorasını Gazi Üniversitesi'nden 'Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Finansmanı' başlıklı tezi savunarak aldı. Maliye Müfettiş Muavini olarak başladığı kamu hizmetinde Maliye Müfettişi, Maliye Başmüfettişi, Gelirler Genel Müdür Yardımcısı (tedvir), Hazine Genel Sekreterliği Daire Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı, Washington Büyükelçiliği Ekonomi ve Ticaret Müşaviri, Kamu Finansmanı Genel Müdürü, Hazine Müsteşar Yardımcısı, Washington Büyükelçiliği Ekonomi Ticaret Başmüşaviri olarak görev yaptı. 1997 yılının Temmuz ayında Hazine Müsteşarı olarak atandı, aynı yılın Aralık ayında bu görevden istifa ederek kamu görevinden ayrıldı. Hazine'de görev yaptığı dönemlerde Temsan (Türkiye Elektromekanik Sanayii A.Ş.), TEK (Türkiye Elektrik Kurumu) yönetim kurulu üyeliklerinde, YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) üyeliğinde, Dünya Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası guvernör vekilliği ve guvernörlüğünde bulundu. Kamu kesiminden ayrıldıktan sonra özel kesimde, çeşitli kuruluşlarda yönetim kurulu danışmanlığı, yönetim kurulu başkanlığı ve üyeliği yaptı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde on yıl öğretim görevlisi olarak ders verdi. Yeni Yüzyıl ve Radikal Gazetelerinde, aylık CNBCe Business dergisinde köşe yazıları yazdı, CBNCe ve NTV televizyonlarında ekonomi danışmanı ve yorumcusu olarak çalıştı. Kadir Has Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak ders veriyor. Hitit uygarlığının tanıtılmasına yaptığı katkılar nedeniyle Çorum ve Hattuşa (Boğazkale) belediyelerince fahri hemşehrilikle ödüllendirildi, Türk Eskiçağ Enstitüsü'ne muhabir üye olarak seçildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.