İTD 190. Sayı – El Dorado’nun Peşinde


Yüksek enflasyon ve finansal istikrarsızlık, Türkiye ekonomisinin en belirgin gündemini oluşturuyor. Ancak bugün yaşanan sorunların yalnızca para politikalarındaki hatalarla açıklanması mümkün değil. Uzun yıllardır sürdürülen dış finansmana bağımlı büyüme modeli, sanayi yerine inşaat ve gayrimenkul sektörünü ekonomik büyümenin temel itici gücü hâline getiren tercihlerin yanı sıra, yüksek katma değerli üretime yeterince yatırım yapılmaması ekonominin yapısal kırılganlıklarını derinleştirdi. İnşaat sektörü kısa vadede büyüme ve istihdam yaratırken, teknoloji üretimi, verimlilik artışı ve ihracat kapasitesi bakımından sanayinin yerini dolduramadı. Böylece büyüme, üretken yatırımlardan çok, kredi genişlemesi, kamu harcamaları ve gayrimenkul odaklı sermaye birikimi üzerinden şekillendi.

Bu yapısal sorunlara son yıllarda kurumsal aşınma da eklendi. Güçler ayrılığı ilkesinin zayıflaması ve hukukun üstünlüğünün gitgide yitmesi, güven kaybını da beraberinde getirdi. Enflasyonu düşürmeye yönelik sıkı para politikaları finansal istikrar açısından belirli kazanımlar sağlasa da üretim kapasitesini artıracak sanayi politikaları ve teknoloji yatırımları desteklenmediği ve kurumsal yapı güçlendirilmediği sürece, kalıcı bir dönüşüm güç.

Türkiye’nin yaşadığı bu tablo, küresel ekonomide gözlenen daha geniş bir dönüşümün parçası. Dünya ekonomisinde büyüme ivme kaybederken jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları ve uluslararası finansal belirsizlikler giderek artıyor. Gelir eşitsizlikleri büyümekte ve küresel ekonomide kırılganlık hissi güçlenmekte. Böylesi dönemlerde de elbette güvenli liman arayışı gündeme geliyor.

Tam da bu nedenle son yıllarda altın, yeniden küresel ekonominin merkezine yerleşti. Merkez bankalarının rezervlerini artırmak amacıyla altın alımlarını hızlandırması, yalnızca bir portföy tercihi değil; aynı zamanda mevcut uluslararası para sistemine duyulan güvenin zayıfladığının da bir göstergesi. Ülkelerin altın rezervlerini artırarak güvenli limanlara yönelmesi, küresel ekonomideki belirsizliklere karşı kısa vadeli bir koruma sağlayabilir. Ancak bu yöneliş, yüksek enflasyon, zayıf kurumsal yapı, jeopolitik riskler ve düşük üretkenlik gibi güven bunalımını doğuran temel sorunlar çözülmediği sürece kalıcı bir refah yaratmayacaktır. Hem Türkiye hem de dünya ekonomisi açısından kalıcı güven ve istikrar, altın stoklarını büyütmekten ziyade güveni aşındıran yapısal sorunları ortadan kaldıracak politikaların hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır. Aksi hâlde altına yöneliş, meşhur El Dorado efsanesinde olduğu gibi, ulaşılamayan güven arayışının simgesi olmaya devam edecektir.

İTD’nin bu sayısı, Şevket Pamuk, Murat Üçer, Funda Barbaros ve Arda Tunca’nın devletin ekonomideki rolü, sanayi politikaları, para politikaları, iklim ve kalkınma konularına odaklanarak Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerini bir araya getiriyor. Dijital paradan NATO Zirvesi’ne uzanan pek çok güncel ve ufuk açıcı makale de bu sayıda okurlarla buluşuyor. Değerli katkıları için tüm yazarlarımıza teşekkür ediyoruz.

Sevgiyle ve okuyarak kalın.
Serenay Dıraz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.