İTD 44 – BU SAYIDA

Türkiye Mayıs ayında büyük bir acıyı yaşadı. SOMA’da 301 insan, emekçi yok oldu. Soma’da yaşananları iş kazası olarak görmek, açıkçası yaşananları hafife almak olur. Soma aslında geliyorum diyen, sonunda da gelen bir felaket. Soma neden yaşandı sorusuna onlarca yanıt vermek mümkün: Türkiye’deki piyasa ekonomisi, işverenin hatası, madenlerin birer sömürü ocağı haline gelmesi, kamunun madenciliği özel sektöre terk etmesi, taşeronluk sistemi gibi. Bunların tümü ya da bir kısmı doğru olabilir. Ancak benim için ana neden Türkiye’nin Hukuk Devleti olma kimliğini yitirmiş olmasıdır. Nasıl ki, kimi yargı kararlarını tartışmaya açıp doğruluğunu sorgulayıp sonrasında da, bu kararlara uymayacağız diyerek “biz yaparız mantığını” egemen kılıp, yasa tanımazlığı meşru hale getirildi ise, Soma’daki işverenin de çalışma alanına ilişkin yasa ve yönetmelikler ile yapması gerekenleri es geçmesi de onun için meşrudur. Hukuk yok ise, ekonomi de yok, hukuk yok ise politik a da yok, eğitim de yok , sağlık da yok! Türkiye’de ekonomi krizi girdiğinde iktisatçılar sorgulanır, hatta mümkün ise hesap sorulmak istenir. Benzer bir olguyu Türkiye’de hukukçular uzun zamandır (1980’den bu yana) yaşıyorlar ve çoğu kez de iyi bir hukukçu (evrensel hukuka bağlı, vicdan ve hakkaniyet ilkelerini benimsemiş) profili çizemediler. Hukukun üstünlüğü çizilirken seyirci kaldılar, bunun ceremesini onlar da, biz de çektik ve çekmeye devam ediyoruz .
Karamsar bir giriş oldu, iyimser yazılar, haberler gönderin (var ise, bulursanız), onları basalım, inanın biz de sıkıldık bu karamsarlıktan.
Her şeye rağmen, yine de sevgiyle kalın, keyifle okuyun.

Bir cevap yazın