Küresel Ekonomi Tekrar Çökecek mi? – Meghnad Desai (İTD 95)

Recession Economic Crisis Economy  - Elchinator / Pixabay

Eylül 2018, Lehman Brothers’ın çöküşünün onuncu yıl dönümüydü.  Şu anki soru, bu kâbusun, tekrarı olarak ortaya çıkıp çıkmayacağıdır. On yıl süren ve küresel ekonominin halen kurtulamadığı Büyük Gerileme’ye sebep olan bu büyüklükteki bir kırılma, iktisatçıların halen anlamak için mücadele ettikleri bir konudur. Böylesi bir kriz Büyük Buhran’ın gerçekleştiği 1929’dan beri meydana gelmemişti. John Maynard Keynes’in İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi’nde, modern ekonomilerdeki batma çıkmaların, tekrarlanmalarını engelleyecek cevabı verdiği düşüncesi vardı. İktisatçılar, 1929 ile 2018 arasındaki seksen yıllık boşluğun, iktisat teorisinin, büyük durgunlukların sıklıklarını azaltmaya yetecek kadar geliştiğinin göstergesi olduğunu iddia edebilirler.

Keynesyenler bu sert kriz için, Keynes’in mesajının terk edilip neoklasik iktisadın (şimdi yeni klasik iktisat) diriltilmesinden kaynaklandığı suçlamasını yapmaktadırlar.  İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yirmi beş yıl boyunca (1945-1971), gelişmiş ülkeler istikrarlı büyüme, tam istihdam ve her kesimde artan gelirin tadını çıkardılar. Sonra enflasyon ciddi bir probleme dönüştü. 1960’larda politikacılar enflasyonu kontrol etmek üzere politikalar aramaya başladılar.   Phillips Eğrisi’ni denediler ancak, bu yaklaşım yüksek işsizliği ve düşük enflasyonu savunuyordu. Bu, sendikalardan destek bulan politik partiler için bir çatışma alanı yarattı. Sonrasında, işverenlerin ve sendikaların üzerinde anlaştıkları ücret ve fiyat hedeflerinin denendiği gelir politikaları geldi. Ancak enflasyon, özellikle petrol fiyatlarının dörde katlandığı petrol şoku sonrası, yerinde kaldı. Durgunluk içinde enflasyon olarak tanımladığımız stagflasyonun içine düştük. Bu 1970’lerin tarihe en çok konuştuğumuz olgu olarak girdi.

Bu durum Keynesyen politikaların mesajının, Milton Friedman’ın savunduğu parasalcı tarafından yerinden edildiği adımdı. Parasalcılık, devlet harcamalarında kısıtlama ve denk bütçe ile birlikte para arzı üzerinde kontrolü savunuyordu. Para arzının kontrolü devletten alınıp, bağımsız bir merkez bankasına veriliyordu. Parasalcılar, 1980’li yıllara hükmettiler. Enflasyon, ancak düşük büyüme, durağan ücretler ve yüksek işsizlik pahasına düştü.

1980’lerde Keynesyen teorinin parasalcılık ve neoklasik teori ile yeni bir sentezi modaydı. Keynes’in önerdiği tüketim fonksiyonun temel ilişkiler özellikle benimsemişti. Üretim ve istihdam, neoklasik temelde izlendi. Böylece, işgücü piyasası, istihdamda dengeyi kurmak için temizlendi. Fiyatlar enflasyon tahminine göre belirleniyordu. Bunlar rasyonel beklentilere sahip her iktisadi birimin (ajanların) bilmesi gereken ekonomik modelden türetilmekteydi. Bu ayrıca sermaye piyasasının rasyonel davrandığını ve denge yatırımının yaratıldığını ima etmekte idi. Böylece piyasaların, düzenlenmeye tabi tutulmaz ise etkinliği de sağlayabileceği savunuluyordu. Devletler, orta vadede açıkları (bütçe ve cari açıklar) kontrol eden ve para politikalarını merkez bankasına bırakan makroekonomik strateji geliştirmeliydiler.

Keynesyenlerin ve muhaliflerinin bu önermelerde anlaşmaları ile 1980’lerin ortalarından sonrası Büyük Uzmanlaşma olarak anıldı. Yirmi beş yıl boyunca gelişmiş ülkeler istikrarlıydılar ve ılımlı (ortalama) bir biçimde büyüdüler. Büyüme, 1945-1971 dönemi kadar değildi ancak, ciddi durgunluklar da yoktu. Enflasyon oranı düşüktü ancak, bunun için övgüyü hak eden -söylendiği üzere-merkez bankaları değil, Petrol Şoku sonrası üretimin, Asya’nın ucuz işgücüne sahip bölgelerine kayması ile üretim maliyetinin düşmesi ve böyle devam etmesiydi.

Bu arada, yeni varlıklar ve finansal koruma fırsatları için oldukça fazla yenilikler mevcuttu. Sovyetler Birliğinin çöküşü ile, Doğu Avrupa’nın eski sosyalist ekonomilerinin hisse sentlerine ve tahvillerine finansal kaynak akışı başladı. IT devrimi, hisse senedi ve tahvil almak için küresel bağlantılar kurmak üzere hızlı iletişim araçları ve bilgisayar ortamı sağladı. Dünya, Dünya Ticaret Örgütünün (WTO) yarattığı serbest ticaret imkanları ve dünyadaki sermaye akışı serbestliği   konusunda hiç olmadığı kadar bir araya geldi. Döviz piyasaları, pek çok ülkenin paralarını esnek tutmaları ile çoğu ülkede etkili oldular. Orta gelir düzeyindeki insanların bile banka kartları, kredi kartları, mortgage ile kredi almaları kolaylaştı.

Kurulan bu yapı 15 Eylül 2008’de çöktü. İşsizlik artarken, firmalar batarken bütçe açıkları da fırladı. Devletler, büyük bankaları, finansal varlıklarının büyük bölümünü satın alarak kurtardı. Ardından, merkez bankaları, piyasadaki likit sıkışıklığını gidermek için büyük miktarlarda tahvil almayı içeren, parasal kolaylaştırma politikalarını başlattılar. Bu durum faiz oranlarının, neredeyse sıfıra inmesine, muazzam düşüşlerine yol açtı. Bu yolla parasal yenilikler, krizin etkisini, Büyük Buhran’ın aksine, yumuşatmayı başardı.

Sorumuz şu: Hataları düzeltmek için elimizden geleni yaptık mı ve bu durum tekrarlanabilir mi?

Birçokları olanları hatırlayıp eylemlerini yeniden değerlendirirken, yeterince bankacının (bir tane bile varsa) hapse girmediğini ya da gerekli şekilde cezalandırılmadığını görmekteyiz. Yasal yaptırımlar heyecanı olsa da ABD’de -Dodd– Frank, Birleşik Krallık’ta Vickers Raporu’nun önerilerinin uygulanması ve Uluslararası Ödemeler Bankasının Basle’deki çabaları -başarısızlık korkusu gitmiş değil. Bankacıların elinde daha fazla sermaye var. Volcker Kuralı mevduat sahiplerinin parası ile ciddi kumar oynamayı engelleyecektir. Bankalardan, devlet onları tekrar kurtarmaması için, batma ile nasıl mücadele edecekleri üzerine bir nevi ek vasiyet hazırlamaları istendi.

Birleşik Krallık eski Başbakanı Gordon Brown, kriz çıktığında dünyanın gözü kapalı ikinci bir krize doğru gittiğini söylemiştir. Lord Robert Skdelsky, maliye politikasının para politikalarından daha fazla kullanıldığı taze örnekler üreten, yeni bir kitap yayınladı –Para ve Devlet (Penguin, Londra).

Brown’un da belirttiği üzere, G7 ülkelerinde hali hazırda düşük olan faiz oranları para politikası kullanılarak yeni bir kurtarmayı içermiyor. Brown, son sefer 2008’de, gelişmiş ekonomiler ile koordineli bir para politikası başlatmıştı. Şimdi, bu uluslararası işbirliği karmaşa içinde. Skidelsky, iktisatçıların krize sebep olan rasyonel beklenti yaklaşımını denge için yeniden değerlendirmedikleri, yeni bir paradigma geliştirmedikleri endişesi içindedir.

 Bu Uyarıları Nasıl Değerlendirmeliyiz?

Şu anki oynaklığı açıklayacak pek çok şey bulunmaktadır. Başkan Trump, küresel ticaret ağını parçalamakla ve Amerika’nın en büyük dış ticaret açığına sahip olduğu ortakları –Çin, AB, NAFTA- ile çoklu tarifelerle savaş yürütmekle meşgul.  Şu anda, Trump’ın kazanması halinde dünyanın hangi yöne gideceğini ve tarife savaşlarında bir çıkmaza girildiğinde ne kadar kayıp olacağını bilmek zor.

Petrol fiyatları yükselmekte ve hatta ABD’nin doğu kıyısını tehdit eden kısa ömürlü kasırgaların etkileri bile zaten yüksek olan petrol fiyatlarına baskı altına almaktadır. Bu durum yükselen piyasa ekonomilerini (EME) etkilemektedir. Türkiye ve Arjantin’de, faiz oranları hızla yükselmesine rağmen ulusal paralarının değerinin azaldığı görüldü. Hindistan dahi, düşük enflasyonuna ve iyi büyümesine rağmen bu rüzgâra kapıldı. Rupinin hızlı düşüşü Hindistan’ın politikacılarını endişelendirmekte.

Başka bir yerde tehlike sinyali yok. Amerikan ekonomisi yüksek oranlarda büyümekte ve istihdamdaki yükselişe rağmen ücretler yerinde saymaktadır. Enflasyon, sistemden, birden çok sebepten dolayı önemini yitirdi: -perakendecilikte artan verimlilik- Amazon etkisi, süregiden teknolojik yenilik sayesinde düşen siber ürün fiyatları, işyerlerine giren robotlar,   Asya’da üretilen ucuz imalat sanayi ürünlerin ihracı. Enflasyonun en muhtemel sebebi işlenmemiş ürünlerin fiyatlarıdır. Avrupa Birliği’nde mültecilerden kaynaklanan politik problemleri bulunmakta. İtalya’nın yumuşak karnı, bütçe açığı ve tahvil gelirleri rahatsız edici seviyede yüksek. İtalyan liderlerin avroya karşı güçlü belagatleri olsa da, avronun istikrarına tehdit edememektedir. Birleşik Krallık’ta ise, Brexit’in neden olduğu ciddi  deflasyonist  problemler ortaya çıkabilir.

Tehlikenin gezindiği yer yükselen ekonomiler. Çin istemese de yavaşlıyor. Pek çok batık borcu ve gölge bankaları var. Çinli yetkililer, finansal piyasaları üzerinde güçlü bir kontrol sergileyemediler. ABD ile tarife savaşı içinde bulunurken, renminbiyi bir silah ve değersizleştirme olarak kullanma cazibesi halen kuvvetli. Bu EME’lerin döviz kurlarının oynaklığını artırmaktadır. En kötü ihtimalle 1990’ların sonundaki Asya Krizi’nin bir tekrarı olabilir, ancak bu sefer bütün dünyayı ve hatta EME’leri bile çok etkilemez. Aslında bir grup olarak EME’ler hızlı büyüyen bir gruptur. Afrika endişe yaratmak yerine kutlamalara neden olabilecektir.

Son Olarak

Benim değerlendirmem, bir oynaklık olmasına rağmen genel bir krizden endişe etmeye gerek yoktur. G7 ve G20 ülkelerinin çoğu güçlü şekilde büyümeye devam etmektedirler. Eşitsizlikten yana endişeler, yapay zekânın getirdiği korku ve istihdam etkisi ve tabi ki de tarife savaşları vardır. Hanehalkı borcu fazladır ancak, istihdam da aynı şekilde yüksektir. Borç ödemeleri mümkün olacaktır.

Eğer geçmişteki eğilimlere bakacak olursak, 2008’deki gibi bir kriz 1929’dan beri gerçekleşmedi. Bazı görece küçük düşüşler elbette yaşandı. 1998’deki Asya krizi ve 2000’lerdeki nokta com patlaması daha küçük yerel krizlerdi. Tahmin edilebilir ki büyük krizler Kondratieff döngüsü içinde kendilerini 50 yılda bir tekrar etme eğilimindedirler (Hubris’te Kondratieff döngüleri üzerine yazmıştım: Why Economists Fail To Predict The Crisis And How To Avoid The Next One?, Yale University Press, 2015).  Kısa döngüleri, yedi ile on yıllık sıklıkları vardır. Ancak bunlar tartışmaya açıktır. İktisatta isabetli tahminler imkânsızdır. Eğer mümkün olsaydı 2008’deki gibi bir kriz önlenebilirdi.

 

 

 

Meghnad Desai 10 Temmuz 1940'ta Hindistan'da doğdu. Bombay Üniversitesi'nde eğitimini tamamladıktan sonra Pensilvanya Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. 30 Nisan 1991'de Lord ünvanını aldı. 1965'ten beri Londra İktisat Okulu'nda (London School of Economics) ders vermektedir. 1983 yılında iktisat profesörü oldu. 1984-1991 yılları arasında Uygulamalı İktisat Dergisi'nin (Journal of Applied Economics) editör yardımcılığını üstlendi. 1992'de Küresel Yönetim Çalışmaları Merkezini (Centre for the Study of Global Governance) kurdu.

Bir cevap yazın