Ekim sonunda ve Kasım ayının başlarında Avrupa Birliği ülkelerinin bazılarında ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yerel, genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu. Bu kez çoğu aşırı sağcı olan popülist partiler ve adayların İrlanda Cumhurbaşkanlığı seçiminden Hollanda genel seçimlerine, ABD yerel seçimlerine kadar her seçimde düşmanlaştırdıkları, ötekileştirdikleri ve nefret söylemiyle ayrıştırdıkları merkez sol ve merkez (liberal) siyasal partili adaylara seçimleri kaybettikleri görüldü. İlginç olan bir başka olgu da aynı sürecin daha önce Danimarka, Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerde de yaşanmış olmasıdır. Dolayısıyla, tıpkı demokrasi gibi halka dayalı olduğunu ve “gerçek” halkın “gerçek” temsilcileri olarak, halkın oylarını (ç)alıp iktidara yıllardır gelen orta sol – merkez – orta sağ partilerin veya koalisyon hükümetlerinin ürettiğini iddia ettikleri siyasal seçkinlerden hesap sormak, onların sultasına son vermek iddiasıyla ortaya çıkan popülist / otoriter ideolojik partilerin demokrasiyi sonlandırmaya varacak tehditleri, o kadar da uzun vadeli olmayabilecekmiş gibi görünmektedir. Acaba popülist aşırı sağ ve sol hareketler geçici protesto oyları veya hareketlerinden mi ibarettir? Bu siyasal hareketler belirli konjonktürün, dönemin veya siyasal kültür ortamı ile bir arada ortaya çıkan ekonomik politikalara olan bir anlık tepkiden mi ibarettir?






Bir cevap yazın