Türkiye, 2026 yılına yine ve yeniden enflasyonla mücadele sorunuyla giriyor. Artık alışageldiğimiz –ve anlamını çoktan yitirmiş hedefler, sloganlar eşliğinde: Enflasyonla mücadele kararlılıkla sürmektedir, sıkı para politikası duruşumuz kararlılıkla devam etmektedir, kararlıyız, iki sene içinde enflasyon tek haneli düzeylere çekilecektir, vs vs…
Elbette ki mevcut enflasyon sürecinin dinamiklerinin kendine özgü “yerli ve milli” özellikleri var. Türkiye zaten tüm 2000’li yıllarda başarısız bir enflasyon hedeflemesi merkez bankacılığı deneyimi yaşadıktan sonra, ülkenin, 2019’un son çeyreğinde iktisat öğretisinin tüm tarihsel deneyim ve yasalarını yadsıyan bir biçimde, “Enflasyonla mücadele için faizleri düşürmek gereklidir: faiz sebep, enflasyon sonuçtur.” inancının siyaseten dayatıldığı bir döneme sürüklenmiş olduğunu hatırlıyoruz. Daha sonra, 2023’ün Haziran ayında bizzat resmi yetkililerce de “irrasyonel” olarak nitelendirilecek olan bu bilim-dışı yaklaşım, enflasyonist dinamikleri zaten zorlukla kontrol edilebilen para ve finans piyasalarında tüm dengelerin alt üst olmasına yol açacaktı.






Bir cevap yazın