Batı’ya Kürt Göçü ve G.Doğu’yu Kalkındırma Söylemi… – Mustafa Sönmez (İTD 31-32)

New York City  Vintage  - skeeze / Pixabay

Türkiye toplumunda Kürt nüfus ne kadar? Doğrusu, bu konu hep varsayımlara dayalı ve elde kesin bir bilgi yok. Nüfusun 31 milyon dolayında olduğu (bugün 75 milyon) 1965’teki nüfus sayımında anadil sorulmuş, Kürtçeyi beyan edenlerin toplamı nüfusun yüzde 7’si olarak açıklanmıştı. Ne var ki, bu sonuç hiç inandırıcı bulunmadı ve izleyen nüfus sayımlarında da söz konusu soru zaten sorulmadı. Aslında zaman zaman sorulsa iyi olur. Daha doğru önermeler, tezler üretmeyi mümkün kılar. Bu tür veriler olmayınca, eldekiyle yetinip illerin nüfuslarından yararlanarak el yordamıyla bir şeyler söylemeye çalışıyoruz.

Kamuoyu Araştırma Şirketi; KONDA’nın sahibi Tarhan Erdem 18 Nisan tarihli Radikal’deki köşesinde Kürt nüfusuyla ilgili olarak yakın zamanda yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarına göre, toplam nüfusu 75 milyon 630 bin olan Türkiye’nin yüzde 17,7’sini, yani 13 milyon 400 binini Kürtlerin oluşturduğunu açıkladı. KONDA’nın bu bulgusuna da özellikle Kürt kesiminden itirazlar var ve sağlıklı bir araştırma için her şeyden önce özgür ve demokratik bir ortamın oluşması gerekiyor. Bu olmadan telaffuz edilen rakam tahminden öte bir anlam taşımıyor, diyorlar.

Anadile ait sağlıklı bilgi olmayınca, bölge nüfuslarından giderek kestirimler yapılıyor. Örneğin, Doğu ve Güneydoğulu nüfustan söz ederken “Kürt nüfus” demek tam gerçeği yansıtmasa da, bu nüfusun önemli bir kısmının (kişisel tahminim yüzde 65-70’i) Kürt etnisine ait olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bu uzun giriş, yazının ana konusu olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu kökenlerinin güncel göç eğilimleri ile ilgili. Bu göçü, “Kürtlerin göçü” diye nitelemek, tamamen doğru değil, ama büyük bir yanlışı da içermiyor.

KÜRTLERİN GÖÇÜ

2007’den bu yana Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi ile nüfus ve nüfus hareketleri her yıl güncellenebiliyor. Bu sayımlarda, nüfusa kayıtlı olduğunuz yer ve ikamet ettiğiniz yer ayrıştırılıyor. Diyelim nüfusunuz Van’a kayıtlı ama İstanbul’da ikamet ediyorsunuz. Bu sayım verilerinden, Van’a kayıtlı kaç kişi olduğunu ve onların kaçının Van’da, kaçının başka illerde ikamet ettiğini anlayabiliyorsunuz. Bu, nüfusun göçü hakkında da bilgi veriyor.

Merak ettim, 2007’den 2012’ye Kürtlerin ağırlığını oluşturduğu 21 Doğu ve Güneydoğulu nüfusun ülkeye dağılımında bir değişiklik oldu mu, nereye doğru oldu, diye…

Güneydoğu ve Kuzeydoğu’daki 21 illerde doğmuş, o illerin nüfuslarına kayıtlılar 2007-2012 döneminde yaklaşık 18 milyondan 20 milyona çıkmış. Son 6 yılda bu bölgeden yurttaşlarımızın sayısı yüzde 11, yada 2 milyona yakın artmış. Diğer bölgelerde aynı dönemdeki artış yüzde 5,5.

Doğurganlık, Doğu-G.Doğu’da daha yüksek, bu biliniyor.

İkinci sonuç şu; 2007 bitiminde bu 21 ilimiz doğumlu nüfusun yüzde 44’ü, doğduğu ilin dışında ikamet ediyordu. 2012’nin sonuna gelindiğinde bu oranın yüzde 47’ye çıktığını görüyoruz. Yani, göç eğilimleri artmış; özellikle de Marmara, Ege, Akdeniz illerine göç devam etmiş. Bazı illerden göç oranının olağanüstü boyutta, bazılarında ise daha düşük tempolu olduğunu görüyoruz.

KİMLER DAHA GÖÇMEN?

Göçün ana nedeni belli. Geçim derdi, iş, aş… Başka etkenler yok mu? Var elbette. Mahrumiyet bölgesinden uzaklaşmak, kan davasından kaçmak, can-mal güvensizliğinden, doğal afetlerden yılmak, daha iyi olanaklarla yaşamak, sermayedar olanlar için, işini büyütmek vb…Kuzeydoğu illeri daha göçmen ve bu özellikleri kaybolmuyor. Ardahan doğumluların yüzde 81’i, Tuncelilerin yüzde 76’sı, Erzincanlıların yüzde 73’ü, Karslıların da yüzde 66’sı doğdukları topraklardan uzakta yaşıyorlar.

Güneydoğu illerine inince, Arap kökenli yurttaşların da yoğun olduğu Siirt doğumluların yüzde 61’e yakınının Siirt dışında yaşadıklarına tanık oluyoruz. Benzer profildeki Mardinlilerin de yüzde 51’i aşmış göç edenleri…Seçimlerde BDP’ye yüksek oyların çıktığı illerdeki nüfusun göstergeleri, 2007 öncesinde nüfusun içine kapandığı izlenimi veriyordu(*). Son 5 yılda bunun da değiştiği söylenebilir. Bu illerden göç etmişlerin oranı yüzde 30’larda ama durmuyor, artıyor. Örneğin Diyarbakır doğumlu 2 milyona yakın nüfusun üçte bire yakını Diyarbakır dışında ikamet ediyor. Durum Şanlıurfa için de aynı. Van, 2011 depreminin de etkisiyle çok göç verdi ve Van doğumluların da yüzde 30’u il dışında. Bu oran 2007’de yüzde 25 idi.

Bölge nüfusundan yüzde 47’sinin bölge dışında ikamet etmesi gösteriyor ki, ilden ile farklı tempolarda yaşansa da göç yavaşlamıyor ve önümüzdeki yıllarda da eğilim değişmeyecek. Çünkü, Doğu’da ve Güneydoğu’da bu eğilimi yavaşlatacak önemli bir ekonomik ve sosyal cazibe dinamiği yaratılamıyor. Barış süreci üstüne kafa yoranlar, eğer yeni bir Türkiye kuracakları iddiasına sahip iseler, her şeyden önce, Kürt nüfusun nerelerde ikamet ettiğini ve etme eğiliminde olduğunu iyi saptamalıdırlar. Göçlerin sürmesi, aynı coğrafyada, aynı topraklarda birlikte yaşama arzusunun, hem de tüm linç vb. tehditlerini göze alarak ülkeyi birlikte yaşama arzusunun beyanı aynı zamanda. En önemli mesaj bu.

İSTANBUL, İSTANBUL…

Son 5 yılda, yani 2007’den 2012’ye, çoğu Kürt kimlikli 21 Doğu ve Güneydoğu il nüfuslarına kayıtlı yurttaşlarımızdan 2 milyonu daha Batı illerine göç etti. Böylece göçmen Doğulu nüfusun 9,3 milyonu bulduğu anlaşılıyor.

Bütün etnik kutuplaşma riskine ve kışkırtmalara rağmen çoğu Kürt etnisinden olan Doğulu nüfusun Batı illerine göçünün verdiği mesajın, birlikte yaşama beyanı olduğunu yinelemekte fayda var. Estirilen negatif havaya rağmen, çoğu yoksul Doğulu yurttaşımız, işinin, ekmeğinin, diğer beklentilerinin peşinde, başta İstanbul olmak üzere, büyük illere göçmeyi sürdürüyorlar.

Doğu ve Güneydoğulu nüfusumuzdan doğduğu toprakların dışında yaşayan 9 küsur milyonunun ana tercihi, tabii ki İstanbul. 2012’de Doğulu nüfusun İstanbul’daki payının 3,6 milyona ulaştığını ve 2007’ye göre yüzde 18’e yakın artış gösterdiğini anlıyoruz. Eski Cumhurbaşkanı, eski Başbakan Süleyman Demirel, “En büyük Kürt şehri İstanbul’dur” derken haksız değildi.

Verilerden anlıyoruz ki, her yıl en az 100 bin Doğulu nüfus İstanbul’u mekan tutuyor, yerleşiyor. Kendi topraklarının dışına yerleşmiş Doğulu nüfusun yüzde 38’i İstanbul’da. Çoğu Kürt olan bu nüfusun en kalabalığını Malatyalılar (yüzde 11) ve Erzincanlılar (yüzde 8) oluştururken Van, Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa, Bitlis,Siirt doğumluların her biri, İstanbul’daki Doğulu nüfusta yüzde 5’e yakın pay sahibiler. İstanbul’un başrolü oynadığı 10 merkez, Doğulu göçmen nüfusun yüzde 80’ine yakınını barındırıyor. Yarıya yakını, İstanbul’da olmak üzere…

DİĞER MERKEZLERE GÖÇ

“En büyük Kürt şehri” İstanbul’dan sonra Doğulu nüfusun en çok göçtüğü ili, bekleneceği gibi İzmir oluşturuyor. Her 100 göçmen Doğulu nüfustan yaklaşık 9’u İzmir’i mesken tutmuş. 2007’ye göre yüzde 15 dolayında artan İzmir’deki Doğulu nüfusun sayısı yaklaşıyor ve İzmir nüfusunun da beşte birinin üzerine çıkmış durumda. Erzurumlular, Mardinliler, Ağrılılar, İzmir’deki Doğulu nüfusta ağırlığı oluşturuyorlar. İzmir’in yanı başındaki sanayi ve tarım şehri Manisa’ya da Doğulu nüfus göçüyor ve sayıları şimdiden 140 bine yaklaşıyor.

İstanbul’un sanayiyi taşıdığı ve/veya İstanbul’dan yönettiği sanayi kentleri Bursa ile Kocaeli, tüm göç edenler gibi Kürt nüfusun da ağırlıkla yöneldiği iki ili oluşturuyor. Bu illerde toplamda 750 binin üzerinde Doğulu nüfus yaşarken, çoğu irili ufaklı, kayıtlı-kayıtsız sanayi ve inşaatta istihdam ediliyorlar.

Doğulu nüfusun en geleneksel göç adresi ise Çukurova. Bu havzada, tarım ve inşaat işçiliği için gidilen ve yerleşilen Adana-Mersin’e, son yıllarda Gaziantep de eklendi.

Antalya ise özellikle son yıllarda Doğulu nüfusun tarım, inşaat ve turizm işyerlerinde ekmek kovaladığı bir göç merkezi oldu. Son 5 yılda Antalya’daki Doğulu nüfus yüzde 36 artarak tüm bölgeleri geride bıraktı.

ABARTILI SÖYLEMLER…

Göçün önünü kesmenin önlemi, yeni cazibe merkezleri yaratmak. Bizzat göçen insanların anayurtlarında işe, aşa erişebilmelerini mümkün kılmak. Doğu ve Güneydoğu illeri için de güya bunun iklimi hazırlanmaya çalışılıyor. Yeni “barış süreci” ile öngörüler arasında bu da var. Ama beklentiler, öngörüler de her zaman olduğu gibi abartılı…Mesela yatırım, iş-aş beklentisi…Sanki, Güneydoğu’ya bugüne kadar yatırım gelmemesinin nedeni “güven” unsuruymuş havası yayılıyor. Sormak gerekmez mi; mesele asayiş ise, bu sorunun olmadığı Doğu Karadeniz’e, Orta Anadolu’ya, hatta Ege’nin karasal illerine niye yatırım yok? Yok, çünkü yüksek kâr İstanbul’da…İstanbul’un arsa rantında. Varsa yoksa, İstanbul’a üşüşmüş yerlisi, yabancısıyla sermaye. İnşaata, finansa, ithalata, sanayi dışı ne varsa, oraya…İstanbul’a yatırımı caydırmadıktan sonra, kim, niye gitsin Güneydoğu’ya…Barış bahane…Yine gitmeyecekler, İstanbul kârlı kaldıkça…

Güneydoğu’ya teşvik vermek yetmiyor. Başka şeyler gerek. Bakalım son yıllarda verilmiş teşviklere; neler yok ki; KDV istisnası, gümrük vergisinden muafiyet, vergi indirimi, işverenin sigorta primini devletin ödemesi, arsa temini, faiz desteği, gelir vergisi stopaj desteği.. Bütün bunlar Güneydoğu’ya yatırım yapacaklara vaat edildi. Hem de 10-15 yıllığına garantilerle…Sonuç? Hiçbir şey değişmedi. İstanbul ile Güneydoğu arasındaki devasa farkta bir arpa boyu yol var, o kadar…

FARK NE KADAR?

Yatırımların ve katma değerin bölgelere göre dağılımını doğru dürüst üretemeyen bir ülkeyiz, ne yazık ki,.. O nedenle bölgesel farkları anlamak için istihdam, özellikle de tarım dışı istihdama bakalım. Ne görüyoruz? 2004 yılında, tarım dışı çalışanların yüzde 25’i İstanbul’da, yüzde 4,6’sı Güneydoğu’da. 2004’te aradaki farkın 5,5 kat olduğunu görüyoruz. Aradan 8 yıl geçiyor ve o 8 yılın sonunda değişen fazla bir şey yok. 2012’de istihdamda İstanbul’un payı ancak 1 puan azalıyor ve yüzde 24 oluyor. G.Doğu’nun 10 ilinin payı, 8 yılda ancak 1 puan artıyor ve fark, 4,5 kat gibi yine dehşetli bir büyüklükte. Yani, 8 yılda, G.Doğu’ya, sağlanmış görünen onca teşvik, Irak pazarının açılması vs. farkı bir arpa boyundan fazla azaltamıyor. İstanbul, tarım dışı istihdamdaki dörtte birlik payını koruyor.

Buradan çıkan ana fikir şu; Güneydoğu’nun esas derdi, asayiş değil. Teşviksizlik de değil. Sorun, İstanbul’a yönelişin önünün alınmamasında. Eşitsiz gelişimi önlemek için sadece gerice yöreye teşvik vermek yetmez, geleneksel cazibe merkezini teşvik etmemek de yetmez. Daha radikal davranıp cazibe merkezinden uzaklaştırmak gerekir. Nasıl olacak bu? Vergiyle. İstanbul’da bulduğu her arsaya gökdelen dikip rantın kırıntısına bile tamah edenlere salın vergiyi, bakalım aynı yatırım iştahı kalır mı? O zaman mecbur, İstanbul dışına yönelecekler…

NE YAPMALI?

Türkiye’de yatırımları döviz kazandıran tasarruf ettiren sanayi ve hizmet dallarına yönlendirmek, hem cari açık belası ile baş edebilmek hem de kalıcı, gerçek istihdam yaratmak açısından gerekli ve önemli. Bunun yolu ithalata bağımlı, spekülatif faaliyetleri soldurup üretken alanları parlatmak. Bunu sektörel olduğu kadar, bölgesel olarak yapmalı. Teşvik yetmez, vergileme gibi cebri önlemlerden de geri durmamak gerekir. Yanı sıra, savaş bütçesinin kamunun altyapı yatırımlarına yönlendirilmesi şart. Ancak, Orta Doğu’daki komşuları ile “sıfır sorun”dan “hep sorun” çizgisine savrulan iktidarın savaş bütçesini azaltma ihtimali de çok düşük. Ayrıca İstanbul rantını köpürtmekten de kısa vadede vazgeçilecek gibi bir görüntü yok.

SONUÇ…

Göçlerin yakın zamanda azalması beklenmemeli. Neoliberal birikim rejimi, dış borçlanmaya bağımlı inşaat ve İstanbul odaklı büyümeyi götürebildiği kadar götürürken soluklanıp bir “mekanda denge” arayışında bulunmuyor. Ekonomi Bakanlığı’nın zamana zaman bazı yeniymiş gibi görünün teşvik politikaları ile gerice yörelere tanıdığı teşvikler ise işe yaramıyor. Bu da Türkiye’nin her yerinden olduğu gibi Doğu’dan da göçün süreceği anlamına geliyor.

Yoksulların göçü, kendi başına sevindirici bir şey olamaz elbette, ama düşmana inat, bu memleketin her karışını kendi toprağı bilip oraya, çekeceği cefaya rağmen, kendine Türk milliyetçisi diyen saldırganların tehdidine rağmen, İstanbul’dan, İzmir’den hak istemek, orada da tutunmaya çabalamak, bu merkezlerde de hak iddia etmek, oralara sahip çıkmak önemli, umut verici.

SON NOT

1 M.Sönmez, Kürt Sorunu ve Demokratik Özerklik, Notebene Yayını, 2012, s. 69

ODTÜ İdari İlimler Fakültesi 1978 mezunudur. Politik, düşünsel eylemliliği 1980 öncesi ODTÜ’de ve kısa adı TİB olan Tüm İktisatçılar Birliği’ndeki faaliyetleriyle başladı, DİSK Petkim-İş, Yeraltı Maden İş, Demokrat gazetelerinde sürdü. 1980 sonrasında araştırmacı –uzman olarak çeşitli kurumlarda çalıştıktan sonra 1983 yılında Nokta dergisinde ekonomi editörü olarak medya sektöründe yer aldı. Birçok derginin genel yayın yönetmenliğini yaptı. 1992’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun araştırma birimi DİSK-AR’ın kurucu yönetmeni oldu. Uzun bir süre bağımsız çalıştı, kitaplar üretti. 2009-Mart 2013 döneminde Cumhuriyet, Nisan 2013-Şubat 2014’te Yurt , 12 mayıs-1 Eylül 2014 arasında Sözcü gazetesinde; Nisan 2015-Eylül 2015 döneminde BirGün gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Mayıs 2013-2016 arası Hürriyet Daily News‘de de haftada 1 gün ekonomi yorumları yazdı. Merkezi Washington’da olan Al-Monitor haber sitesine haftalık yazı katkısı ise Ekim 2016’da başladı. Ekim 2017-Nisan 2019 arası Artı TV’de her hafta Salı günleri Ekonomi Politik isimli programı yaptı.Eylül 2019’dan itibaren de Halk TV’de söz konusu programı sürdürdü. Çeşitli TV kanallarında ve radyolarda yorumculuk faaliyetinin yanında araştırma üretimini ve kitap yayınlarını sürdürmektedir. TMMOB Makina Mühendisleri Odası danışmanıdır ve Oda için sanayi araştırmaları yapmaktadır. Gazeteci-yazarlık uğraşına paralel olarak ilki 1977 yılında yayınlanmak üzere Türkiye ekonomisi üstüne 30 dolayında kitap yayımladı.

One Comment

  1. zafer

    Doğu ve güneydoğu illerindeki Toplam nüfusun yarından fazlası Türk ve arap kökenlidir…

    tahminini bu noktada yönledirmelidir… Doğu ve güneydoğudan batıya olan yaklaşık %50 lik bölge nüfusunun da büyük kısmı TÜKR yoğunluklu illerden olmuştur… daha sonra ciddi bir arap nüfusta vardır…
    hatta VAN-BİTLİS-MUŞ-AĞRI- D.BAKIR gibi illerin Türk nüfusun büyük kısmı batıya göç etmiştir…

    Iğdırdaki Azeri/türk Nüfusun en az 2 katı istanbul halkalıda yaşamaktadır…

    Bugün hala Erzincan- Erzurum- Malatya- ardahan-elazığ- antep- kilis- kars ve ığdırda Türkler ağırlıktadır…

    Urfa-adıyaman- bitlis-van- muş- gibi illerde ciddi bir oranda yaşamaktadır…

    Urfada %40 civarında arap, %30 civarında Türkmen %30 civarında ise ZAZA- Kürt nüfusu vardır…

    Diyarbakırda ise halen %15-20 oranında yerli memur türk nüfusu vardır…

    Mardin- siir Te en az %30 civarında arap nüfusu yer alır…

    Muş ilinde giderek artan oranda ciddi bir arap nüfusu yer alıyor…

    Bitlis-batman ve şırnakta %15 üzerinde arap nüfusu halen yaşar…

    VAN da %25 İn üzerinde halen türk nüfusu ve kısmen arap nüfusu vardır…

    bölge illerinden Türkiye nüfusuna kayıtlı kişi sayısı 18-19 milyondur… bu nüfusunda en az yarıdan fazlası TÜRK tür… ciddi arap nüfusta hakeza….

    tunceli halkı her nekadar kürtlükle bağlantı kurulsada soy ve antropolojik olarak kürt değildir…

Bir cevap yazın