Dijital Dönüşüm – Erkan Erdil, İbrahim Semih Akçomak


Teknolojik değişimler sosyo-ekonomik yapıyı önemli ölçüde etkileyerek insanlık tarihini değiştiriyor. Küresel anlamda yaşanan sosyal, ekonomik ve teknolojik değişimlerin etkisi ile artan yığılımlı bilgi her alanda hızlı ve köklü değişikliklere neden oluyor.

Son dönemde dijital dönüşüm/ sanayi 4.0 konusuna artan ilgi yeni bir döneme tanıklık ettiğimiz gösteriyor. Bu teknolojilerin temel özelliği mal ve hizmetlerin üretimi, tüketimi ve pazarlanması aşamalarının tümünde uygulanma olasılıklarının olması ve uzun dönemde rekabeti ve toplumsal refahı artırıcı etki yaratma potansiyellerdir. Dijital dönüşümün temel toplumsal özelliği, insanların kendi aralarında ve makinalarla olan etkileşimlerini daha geniş bir bağlama taşıyor olmasıdır. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren imalat sektörüne karşı yükselen hizmet sektörünün ve buna bağlı iktisadi dinamiklerin ayrılmaz bir parçası olarak görülen bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve yayılması yirmi birinci yüzyılın ikinci on yılıyla beraber artık imalat sektörünü de içine alan yeni bir “sanayi devrimi” olarak değerlendiriliyor. Böylelikle, son dönemde tüketime ve tüketim ekonomisine kayan odak bu kez sanayi üretimini de içine alacak şekilde genişliyor.

 Dijital dönüşüm sürecinde Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerin sorunları gelişmiş ülkelerin tanımladığı sorun alanlarından çok daha farklıdır. Dijital dönüşüm ve buna bağlı teknolojilerin yaygın biçimde sanayi üretimine entegre edilmesiyle birlikte toplumsal refahı artırıcı bir potansiyel yaratacağı iddiasının gerçekleşme olasılığı gelişmekte olan ekonomilere gelişmiş ekonomiler kadar yakın değildir. Örneğin, sensörler, robotik ve siber fiziksel sistemler gibi teknolojiler üzerinden kurulması öngörülen otomasyon sistemlerinin istihdam üzerindeki olumsuz etkileri düşünülmeden tasarlanacak politika önerileri, bu teknolojilerin toplumsal refahı artıracağı vaadinden uzaklaşmamıza neden olabilir. Gelişmekte olan ülkelerin söz konusu dönüşümle baş edebilmelerini ve artacak refahtan pay alabilmelerini sağlayacak en önemli çaba ise, dijital teknolojileri kendi özgünlükleri bağlamında üretmeleri ve özellikle mikro firma stratejilerinin bir parçası haline getirmeleri olabilir. 

 Dijital dönüşüm, dikey ve yatay tedarik ve değer zincirlerinin sayısallaştırılmasını amaçlıyor görünüyor. Böylece olası enformasyon kayıplarının önüne geçilerek ve bilgi tabanının sorunsuz çalışması sağlanıyor. Bu süreçteki temel beklenti sermaye birikiminin önündeki enformasyon asimetrilerinden kaynaklanan etkinsizlikleri azaltmaktır. Ancak nicel boyut ön plana çıkarılırken, tedarik ve değer zincirlerinin niteliksel yönü ve gelişmiş ekonomilerle gelişmekte olan ekonomiler arasındaki bağlantıların nitelikleri ihmal ediliyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin temel sorunsallarından biri gelişmiş ülkelere göre altyapısal sorunlardan kaynaklı zayıf inovasyon sistemlerinin varlığıdır. Bununla ilintili diğer bir husus da dijital dönüşüm için gerekli nitelikli işgücü kapasitesi ve yeteneklerdir. Mevcut verinin de gösterdiği üzere, gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemleri ile ilgili önemli sorunları da mevcuttur. Aslında dijital dönüşüm stratejisinin mikro düzeyde firma bazında ele alınması tek başına yeterli bir yaklaşım değildir. Yukarıda da bahsedilen bir takım sistemik sorunlardan dolayı, kamu politikasıyla firma stratejilerinin desteklenmesi ve kamu müdahalesi gereklidir. Aksi takdirde gelişmekte olan ülkelerde dönüşümün gerçekleştirilememesi travmatik bir takım yeni sorunlar doğurabilir. 

Konuya dair Türkiye’de üretilen stratejik dokümanlara bakıldığında, temel sorunlardan birisinin dijital dönüşüm süreçlerinden en çok etkilenmesi beklenen emek kesiminin neredeyse göz ardı edilmesi ve sadece genel geçer eğitim söylemlerine indirgenerek emeğin irdelenmesidir. Mevcut eğitim sisteminin, bu kesimin süreçten en az etkilenmesini sağlamak üzere ne biçimde dönüştürüleceğine, hizmet içi eğitim süreçlerinin nasıl şekillenmesi gerektiğine, kısa dönemde işsiz kalması muhtemel emekçilerin yaşayacağı olası sorunların neler olabileceği ve nasıl ele alınacağına dair herhangi bir öneriye rastlanmıyor. Öte yandan, tüm bu çalışmalarda emek kesimi örgütlerinin paydaş olarak bulunmaması da, sürecin önemli eksiklerinden biridir. Tedarikçiler ve kullanıcılar üzerinden bakıldığında ise, uzun yıllardır farklı araçlarla desteklenen sektörün dijital dönüşüme yönelik bir envanterinin olmaması da önemli bir sorun alanıdır. Yazılım bağlamında ulusal düzeyde anlamlı sayılabilecek yetkinlikleri olan dijital tedarikçilerin henüz küresel anlamda olgunluk düzeyine erişemedikleri görülüyor. Talep ve arz arasındaki dengesizliklerin nasıl çözülebileceği yine belirsiz kalmakta ve piyasa müdahalesi gerektiren bu alanı kamu sektörünün nasıl düzenleyeceği boşlukta görünmektedir. Açıkçası son dönemde yaşadığımız iktisadi sorunlar ve buna eşlik ederek sorunları derinleştiren pandemi süreci, bir yandan dijital dönüşüm sürecini hızlandırırken diğer taraftan dijital dönüşüm için gerekli görülen kamu desteği olasılıklarını büyük ölçüde azaltmaktadır. Türkiye’nin iç meselelerini çözmek için harcadığımız enerji ve kaybedilen zaman Türkiye’nin dijital dönüşüm sürecinden olumsuz etkilenmesini tetikleyecek gibi görünüyor. 

Yukarıda bahsedilen temel sorunlar ışığında “dijitalleşen ekonomi” konusunda bu özel sayıda birbirinden güzel on iki yazıyı sizlerle buluşturuyoruz. İlk olarak üretim-tüketim ilişkileri boyutunda farklı konuları farklı yaklaşımlarla ele alan beş yazı ile başlıyoruz. Elif Çelik ve Deniz Tunçalp dijitalleşen dünyada “girişimcilik ekosistemi” kavramının arka planını incelemenin bizzat dijitalleşme yolunda önemli unsurlar barındırdığından bahsediyor. Müge Özman üretim-tüketim ilişkisinde önemi giderek artan katılımcı dijital platformları irdeleyerek daha etik, demokratik, açık ve katılımcı modellerin savunulması gerektiği üzerinde duruyor. Ulus devletlerin egemenlik alanları ile büyük teknoloji şirketlerinin egemenlik alanlarındaki kesişimden hareketle Ussal Şahbaz dijital ekonomide rekabet olgusunu inceliyor. Ezgi Hazal Şanlı ve Altuğ Yalçıntaş “bitcoin” ile somutlaşan blokzincir teknolojilerinin karmaşıkdoğasını irdeleyerek “dijital ekonomilerde tasarımcısız bir tasarım mümkün mü?” diye soruyor. Hilal Bebek ve Yalın Gündüz farklı bir perspektiften, üretim-tüketim ilişkilerinde insanın konumunun dijitalleşen dünyada nasıl sıradan bir detaya indirgendiğinden bahsediyor. 

Daha sonra dijitalleşmenin toplumsal etkileri konusunda dört yazı ile devam ediyoruz. Ali O. İlhan yapay zekânın toplumsal ve sosyal meselelerde “objektif ” tahminler üretmesinin ne kadar zor olduğunu irdeleyip, “yapay zekâ her derdimize derman olur mu?” diye soruyor. Aysu Kes Erkul ve Erdem Erkul, dijitalleşme olgusunu, kentlerin ve teknolojinin dönüşümünde akıllı kentler kavramı altında inceliyor. Feride Doğaner Gönel dijitalleşen eğitimin yarattığı eşitsizliklerin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini zorladığından bahsederken, Gülser Köksal dijitalleşmenin mühendislik eğitimini nasıl dönüştürdüğünü inceleyerek dijital dönüşümün birbirinden kopuk mühendislik dallarını yakınlaştırıp sosyal beceriler kazandıran eğitim programlarına dönüştürebileceğini öngörüyor. 

Son olarak bu özel sayıda dijitalleşmenin farklı yansımalarını ele alan üç yazı yer alıyor. Arda Mevlütoğlu dijitalleşme sürecinin havacılık sektöründeki üretim odaklı yansımalarından bahsediyor. Bilge Narin dijital gazeteciliği “sürdürülebilir gazetecilik” olgusu altında irdeleyerek ekonomik ve toplumsal ihtiyaçları aynı anda dengeleyebilen uzun vadeli politikaların gerekliliğinden söz ediyor. Son olarak Emre Eren Korkmaz mültecilerin entegrasyonu için dijital kimlik çözümlerini, kapitalist sisteme entegrasyon ve temel haklar ve özgürlükler bağlamında tartışıyor. 

Sonuç olarak, elinizde tuttuğunuz bu özel sayıda dijital dönüşümün farklı boyutlarını bütüncül bir yaklaşım ile ele almaya çalıştık. Ancak konu toplumsal yaşantımıza potansiyel etkileri nedeniyle, giderek karmaşık hale gelerek araştırmacıların gündeminde uzun bir süre yer tutmaya devam edecek gibi görünüyor. 

 

 

Sayı: İktisat ve Toplum Dergisi 126
Sayfa Aralığı: 4-6

Lisans ve Yüksek Lisans eğitimin ODTÜ İktisat bölümünde tamamlayan Dr. İbrahim Semih Akçomak, doktora çalışmasını sosyal sermaye, yenilik ve ekonomik büyüme üzerine 2009 yılında Maastricht Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Daha sonra Hollanda Planlama Teşkilatı’nda (Centraal PlanBureau) Uluslararası İktisat bölümünde iki yıl süreyle görev yapmıştır. 2012 yılından itibaren ODTÜ, Bilim ve Teknoloji Politikası Çalışmaları ABD’de öğretim üyesi olarak görev yapan Akçomak’ın Economic Journal, European Economic Review ve Regional Science and Urban Economics gibi akademik dergilerde makaleleri yayınlanmıştır. AB Çerçeve Programları projeleri başta olmak üzere uluslararası ve ulusal pek çok projede görev almış; 20'den fazla SSCI dergisinin hakemliğini yapmıştır. Akçomak aynı zamanda Bilim ve Teknoloji Politikaları Araştırma Merkezi (TEKPOL) müdürlüğü görevini yürütmektedir. Akçomak, 2014-2018 yılları arasında Uluslararası Schumpeter Cemiyeti’nde (International Schumpeter Society) Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır.

Bir cevap yazın