Nazi zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan ve 12 yılını Türkiye’de geçiren çok önemli iki insan: Ernst Reuter ve oğlu Edzard Reuter
Çok ünlü iş adamı olmalarının yanı sıra, görüşlerini ve uyarılarını yerinde ve zamanında toplumlarıyla paylaşan ve topluma ekonomik ve politik konularda öncülük eden iki Alman iş adamı beni çok etkilemiştir. Bunlar, Deutsche Bank’ın 1989 yılında suikasta kurban giden başkanı Alfred Herrhausen ile Daimler-Benz’in 1987-1995 yılları arasındaki CEO’su Edzard Hans Wilhelm Reuter’dir.
Bu grupta yer alan iş dünyasının önde gelen üyeleri, magazin dergilerinde yer almaz, servetlerini toplum önünde sergilemez. Ayrıca, topluma sadece zengin olmanın reçetelerini anlatmak yerine, toplumlarının bunalımlı dönemlerinde hükümetlerine ve sivil topluma çözüm önerileri sunarak yardımcı olmaya çalışırlar.
Bir başka deyişle, toplum liderleri arasında yer alırlar ve gerçek anlamda burjuvaziyi temsil ederler. İyi bir entelektüel donanıma sahiptirler. Ekonomik ve siyasi gelişmeleri yakından takip eder ve üst düzey eğitimli ve yetenekli danışmanlarla çalışırlar. Gelişmelerin arkasından değil, önünde koşarak sorunları yerinde ve zamanında yakalamaya çalışır, düşüncelerini toplumla paylaşırlar.
Almanya’nın eski İstanbul Başkonsolosu Reiner Möckelmann “Bekleme Salonu Ankara Wartesaal Ankara” (2013) başlıklı ve ünlü eski Berlin Belediye Başkanı Ernst Reuter’in Ankara’daki yaşamını konu alan mükemmel bir kitap yayınladı. Bu yazımızla Nazi zulmünden kaçıp, Türkiye’ye sığınan ve 12 yılını Türkiye’de geçiren çok önemli iki insandan bahsetmek istiyorum: Ernst Reuter ve oğlu Edzard Hans Wilhelm Reuter.
Türkiye’ye Sığınma:
Daha önce Avrupa’da var olan ve 1933’ten sonra yayılan ‘Antisemitism’ dalgası ve muhaliflere karşı rejimin acımasız tutumu Alman Musevilerini ve rejim muhaliflerini dış göçe zorlamıştır. Bu ülkelerden biri de Türkiye’dir ve 1000’den fazla Alman vatandaşına kapılarını açmıştır. Bunların arasında 800’e yakın akademisyen, kültür insanı ve politikacı da yer almaktadır. Atatürk ve Cumhuriyet hükümeti bu insanların Türkiye’ye gelmelerini teşvik etmiştir ve Alman bilim insanlarının Türk üniversitelerinin kuruluşunda çok önemli katkıları olmuştur. Bu insanlık adına verilmiş çok önemli bir karardır. İstanbul Üniversitesi Alman bilim insanlarıyla birlikte çok önemli bir atılım yapmış ve gerçek anlamda bir bilimsel kurum haline gelmiştir.
Bunlar arasında Alfred Heilbron ve Curt Kosswig İstanbul’da ilk botanik enstitüsünü ve milli parkı kurmuşlardır. Paul Hindemith müzik kurumlarını reforme etmiştir. Prof. Ernst E. Hirsch İstanbul Hukuk Fakültesi’nin kuruluşuna ve Türk Ticaret Hukuku’nun hazırlanışına katkıda bulunmuştur.
Aynı şekilde Prof. Fritz Neumark İktisat Fakültesi’nin kuruluşunda ve yeni nesil iktisatçıların yetişmesinde önemli bir rol oynamıştır. İktisat Fakültesi’nde öğrenciliğim sırasında kendisine verilen fahri doktora payesi nedeniyle Türkçe olarak verdiği dersi dinleyebilme fırsatını bulmuştum. Ayrıca, Neumark’ın öğrencilerin sınav kâğıtlarındaki Türkçe imla hatalarını düzelttiği bile söylenir. Anılarını ‘Zuflucht am Bosporus’ adlı kitapta toplamıştır. Geriye dönüşünde de Frankfurt Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmıştır.
TBMM binası Berlin’li mimar Bruno Taut tarafından hazırlanmış ve Ankara’daki bakanlıkların bir bölümü de ünlü mimar Clemens Holzmeister tarafından yapılmıştır. Bu insanların ülkemizdeki yaşamları kolay olmasa da hayatta kalabilmeleri için Türkiye onlara imkân sağlamıştır. Ülkelerine geri döndükten sonra da Türkiye’nin fahri büyükelçileri gibi ülkemizin tanıtımına önemli katkıda bulunmuşlardır.
Erns Reuter 1948’de yüzde 65’lik bir oy oranıyla belediye başkanı seçildiğinde ünlü Der Spiegel dergisinde ‘Bir Türk Berlin Belediye Başkanı oluyor’ diye yazmıştı.
‘Mükemmel fakat biraz fazla bağımsız’
Eski Alman Şansölyesi Helmut Schmidt’in “Kendime örnek politikacı olarak aldım” dediği Ernst Reuter’in gerçekten çok hareketli bir yaşamı olmuştur. Reuter 29 Temmuz 1889’da Kuzey Almanya’da Apenrade’da (bugün Danimarka) doğmuştur. Çocukluk yıllarını Leer kentinde geçirmiştir. 1912’de Münster ve Marburg üniversitelerinde yüksek öğrenimini tamamlayarak öğretmen olmuştur.
Ünlü tarihçi Fritz Strene’ye göre ailesi son derece muhafazakâr idi. Politik görüşlerinden ötürü ailesiyle ters düşmüştü. Reuter, “Bunun için elimden bir şey gelmez. Ben bir sosyalistim ve bu benim dünya görüşümdür” demiştir. 1912’de Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne (SPD) girmiştir. 1. Dünya Savaşı sırasında yaralanıp Ruslara esir düşmüş, bu arada Rusça öğrenmiş ve Bolşeviklere katılmıştır. Lenin kendisini “Mükemmel fakat biraz fazla bağımsız” olarak tanımlamış, daha sonra “Volga Alman Otonom Cumhuriyeti”nin kuruluşu için Saratov’a göndermiştir.
Reuter, Almanya’ya geri dönmüş ve 1920 yılında Hanna ile evlenmiştir. Alman Komünist Partisi’ne (DKP) üye olmuştur ve 1922 yılında da Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne tekrar geri geçmiştir. 1931-1933 yılları arasında Magdeburg belediye başkanlığı yapmış ve 1933’te Alman Parlamentosu’na (Reichstag) seçilmiştir. Fakat Naziler tarafından milletvekilliğinden alınmış, işkenceye maruz kalmış ve Torgau yakınlarındaki Lichtenburg toplama kampına gönderilmiştir.
Türkiye macerası
Serbest bırakıldıktan sonra 1935’te ailesiyle birlikte Türkiye’ye geldi ve 1946 yılına kadar ülkemizde kaldılar. Bu dönem içerisinde Ankara SBF’de “Şehir Planlaması” kürsüsünün kuruluşuna katkıda bulunmuş ve aynı zamanda hükümete danışmanlık görevi yapmıştır. Eski Ankaralılar kendisinin Başk beresi ve bisikletiyle üniversiteye gidişini hatırlar. Oğlu Edzard Reuter gazeteci Nina Grunenberg ile yaptığı söyleşide (Die Chiefs 1990), anne ve babasının politikanın dışında kalmayı içlerine sindiremediklerini ve Almanya’dan gelen haberler üzerine konuşmalarının yoğunlaştığını belirtir. En önemli sorun bu dönemin ne zaman sona ereceğidir.
Tüm bu Alman mülteciler Türkiye’de yaşamlarını sürdürürken, çok önemli bir isim Nazi Almanyası’nın Ankara Büyükelçiliği görevinde bulunuyordu. Franz von Papen (1879-1969). Hitler’den önce Alman başbakanı olan ve Hitler’in iktidara gelmesinde önemli rol oynayan bir politikacıdır. 1939-1944 yılları arasında Ankara’da görev yaptı. İlginçtir, von Papen, 1. Dünya Savaşı sırasında Filistin Cephesi’nde Osmanlıların 4. Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görevde bulunmuştur. Nisan 1945’te Uluslararası Nürnberg Mahkemeleri’nde suçsuz bulunmasına rağmen, bir Alman mahkemesi kendisini Nazilerle iş birliği yaptığı için sekiz yıl hapse mahkûm etmiş, 1949 yılında hapisten çıkmış ve 1969 yılında 89 yaşında vefat etmiştir.
Edzard Reuter ile bir sohbetimizde kendisine von Papen ile Alman mülteciler arasındaki ilişkiyi sormuştum. Türkiye açısından Alman mülteciler “Heimatlos-Vatansız” kabul ediliyordu, fakat aynı zamanda Alman vatandaşlıkları da devam ediyordu. Pasaportlarını uzatmak için Alman sefaretinin vizesine ihtiyaçları vardı. Edzard Reuter von Papen ile ilişkilerinin mesafeli olduğunu ve kendilerine karşı herhangi bir olumsuz davranışta bulunmadığını söylemişti.
Berlin’e Türk belediye başkanı
Ernst Reuter, 1946 yılında ailesiyle birlikte Almanya’ya döndü. Aynı zamanlarda Hitler rejiminden yurt dışına kaçan ve toplama kamplarında esir bulunan ünlü Sosyal Demokratlar da geriye dönmeye başladılar. Bunlar arasında Kurt Schumacher, Willy Brandt, Herbert Wehner gibi ünlü Sosyalistler yer almaktadır. Ernst Reuter Soğuk Savaş’ın en yoğun olduğu dönemde, 1947 yılında Berlin Belediye Başkanı seçildi. Sovyetlerin uyguladığı 1948/49 yıllarındaki Berlin kuşatmasında Amerikalılarla birlikte “hava köprüsü” kurarak Batı Berlin halkının ayakta kalmasını sağlamıştır.
Türkiye’nin Alman toplumundaki imajını yükseltebilmek için halen gayret gösteren Edzard Reuter bir kitabında Türkiye’den “İkinci vatanım” diye bahseder.
Reuter’in bir hitabet gücünün olduğu bilinir. 9 Eylül 1948’de yanmış Reichstag önünde 300 bin Berlinli önünde yaptığı konuşma hâlâ hatırlardadır. Bundan iki ay sonra sadece Batı Berlin’de yapılan seçimi yüzde 65’lik bir oy oranıyla kazandı. Time dergisi kendisini kapak yaparak dünyaya “Herr Berlin” olarak tanıttı. Ünlü Der Spiegel dergisinde “Bir Türk Berlin Belediye Başkanı oluyor” diye resimaltı yazıldığını hatırlıyorum. Reuter 18 Ocak 1951’de tekrar seçildi. Ünlü Free University of Berlin’in kuruluşuna katkıda bulundu. Kurduğu “Mayor Reuter Foundation” ile ise Batı Berlin’e gelen mültecilere yardım amaçlıyordu.
Ernst Reuter 17 Haziran 1953 yılında bir kalp krizi sonucu beklenmedik bir şekilde 64 yaşında vefat etti. Cenaze törenine 1 milyondan fazla insan katıldı. Mezarı Waldfriedhof Berlin Dahlem’dedir. Bugün Berlin’i ziyaret edenlerin onun ismiyle her yerde karşılaşmaları kaçınılmazdır. Ernst Reuter Berlin’in unutulmaz belediye başkanıdır.
Diğer ünlü Berlin Belediye Başkanı ve Alman Şansölyesi Willy Brandt bir sohbetinde, Türkiye ile ilgili bilgileri Ernst Reuter’den öğrendiğini söylemişti. Helmut Schmidt ise politik hayatında onu örnek aldığını ifade etmiştir. Ankara’daki Alman sefaretine bağlı Alman okuluna “Ernst Reuter” isminin verilmesi onun anısını yaşatmak içindir. Gerçekten Ernst Reuter nesli tükenen son önemli devlet adamlarından birisi olmanın yanı sıra inançlı ve bilinçli bir sosyal demokrattı.
İnanmış bir Avrupalı
Bu dönemin yaşayan görgü tanıklarından birisi de Ernst Reuter’in oğlu Edzard Reuter’dir. Şimdi de oğlu Edzard Reuter’i kısaca tanıtmaya çalışacağım.
Edzard Hans Wilhelm Reuter, 16 Şubat 1928 yılında Berlin’de doğmuştur. 1935 yılında annesiyle birlikte önce İstanbul’a, daha sonra Ankara’ya yaptıkları seyahatini, o günlerin Ankara’sını ve eğitim dönemini kendisinden dinlemiştim. Reuter ailesinin 12 yıl süreyle kaldığı Ankara’daki yaşamları ve diğer Alman mültecilerin serüvenleriyle ilgili bilgileri Reiner Möckelmann kitabında ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.
Edzard Reuter 1946 yılında ailesiyle birlikte Almanya’ya geri döndü. Humbolt Üniversitesi’nde matematik ve teorik fizik eğitimine başladı. Daha sonra Göttingen Üniversitesi’ne transfer oldu. Bir süre sonra yeni kurulan Freie Universitaet Berlin’de hukuk eğitimine başladı ve 1954-56 arasında aynı üniversitede asistan olarak çalıştı.
Edzard Reuter hukuk eğitimini tamamladıktan sonra, çalışma hayatına ünlü Alman film şirketi UFA’da başladı. Kariyerini Almanya’nın önde gelen medya kuruluşlarından Bertelsmann’da sürdürdü.
1964 yılında daha sonraki yıllarda teröristlerce öldürülen iş adamı Hanns Martin Schleyer tarafından Daimler-Benz’de göreve getirilmiştir. Temmuz 1987 yılında Alfred Herrhausen’in tavsiyesi üzerine Werner Breitschwerdt’in yerine kuruluşun başına getirilmiş ve 1995 yılına kadar da bu görevinde kalmıştır. Bu süre içerisinde uyguladığı “open corporate culture” politikası nedeniyle çok eleştirilmiştir. Ayrıca, Daimler-Benz’i sadece otomobil üreten bir firma yerine küresel düzeyde faaliyet gösteren teknoloji ağırlıklı çok uluslu bir şirkete dönüştürmeye çalışmıştır. Bu amacına yönelik olarak Mercedes, AEG, MTU, MBB, Dornier, Fokker firmalarını satın almıştır. 1994’te Berlin belediye başkanlığı için adı geçmiş ve 1998’de kendisine Berlin fahri hemşerilik payesi verilmiştir.
Edzard Reuter 1946 yılından beri Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin üyesidir. AB’yi destekleyen inanmış bir Avrupalıdır. Son çıkan kitabı “Europaublik Deutschland”da (2013) Alman yönetimini ve toplumunu AB’ye yeteri kadar destek vermedikleri için eleştirmektedir.
“Türkiye ikinci vatanım”
Türkiye’nin Alman toplumundaki imajını yükseltebilmek için halen çok gayret göstermektedir. 1993’te yayınlanan “Horizonte der Wirtschaft” adlı kitabında, Türkiye’den ikinci vatanım olarak bahsetmektedir. 2010 yılında yayınlanan kitabı “Stunde der Heuchler” gerçekten Alman toplumunda geniş yankı uyandırmıştı. Reuter bu kitabında da Alman politikacı ve iş adamlarının sosyal sorumluluklarını yerine getirmediklerini ve krizlerden bizzat kendilerinin sorumlu olduklarını ileri sürmektedir. Çözümün seçkinlerin eski değerlere -itidal, dürüstlük ve kanaatkârlık- geriye dönmesinde yattığını ve piyasa mekanizması çerçevesinde toplumun refahını da göz önünde bulundurmalarının zorunlu olduğunu ileri sürmektedir.
Ayrıca, kendisinin en önemli kişisel özelliklerini, yeni bir şeyler öğrenmeye son derece meraklı olması ve bir diğeri de Türklerden öğrendiğini belirttiği “sakinlik” ve olayları olumlu yönlerden yorumlama diye ifade etmektedir. Anılarını “Schein und Wirklichkeit- Erinnerungen” (1998) adlı kitabında kaleme almıştır.
Bu yazımda, Ernst Reuter’i ve oğlu Edzard Reuter’i kısaca hatırlatmak ve genç kuşaklara tanıtmak istedim. Reuter ailesi en zor günlerinde Türkiye’nin gösterdiği konukseverliği ve yardımlarını hiçbir zaman unutmadı ve her zaman yanımızda oldular. 1930’lu yılların karanlık Avrupa’sından bu insanları ülkemize davet eden Cumhuriyet hükümetinin bu insani davranışı benim için her zaman bir gurur kaynağı olmuştur.
Reuter ailesi en zor günlerinde
Türkiye’nin gösterdiği
konukseverliği ve yardımlarını
hiçbir zaman unutmadı. Her zaman
Türkiye’nin yanında oldular






Bir cevap yazın