Korona İktisadı – Meghnad Desai (İTD 121)


Korona virüs salgını dünyadaki çoğu ekonomide yıkıcı etkiler yarattı. Piyasa ve devlet arasındaki eski tartışma sürmeye devam etti fakat gelişmekte olan ülkelerin çoğu asla piyasaya güvenmedi. Salgın iki şey kanıtladı: İlk olarak, salgın sürecinde, tıpkı savaş halinde gibi piyasadan ziyade devlete ihtiyaç duyulmaktadır. İkinci olarak, neredeyse her yerde ekonominin gelişmiş, gelişmekte olan veya az gelişmiş olması fark etmeksizin devlet çuvalladı. Tüm ülkeler, halk sağlığını korumak için yeterince yatırım yapmadığını, sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğunu, başka hastalıklara sahip insanları da mağdur ederek sisteme fazla yüklenildiğini gördüler ve sonuçta kendilerini vaka başı ölüm sayısı konusunda tat kaçırıcı bir rekabet halinde buldular.

Çeşitli ülkelerde yapılan ölüm oranı araştırmaları, bu süreçte yoksulların orantısız bir şekilde vefat ettiğini gösteriyor. Bu grup, ABD’de ve İngiltere’de siyahiler ve etnik azınlıklar olurken, Hindistan’da göçmen işçiler olmuştur. Buradaki sürpriz, aslında buna kimsenin şaşırmasıdır. Kalkınma veya gelişme, dengeleyici bir süreç olmamıştır. Dünya Bankası’nın tanımlamasına göre, küreselleşmenin son 25 yılı yoksulluğu azaltmış olabilir; fakat her ülkede nüfusun yaklaşık %25’inin düşük ve istikrarsız ekonomik durumu nedeniyle COVID’in kurbanı olduğu kanıtlanmıştır. Her ülke, bazı istatistiklerde kendinden daha kötü durumda olanları görerek övünebilir fakat küresel bir başarısızlık içinde yaşarken, hepimiz bu işte birlikteyiz.

Salgın tam anlamıyla bir Siyah Kuğu’ydu; beklenilmedik ve tahmin edilemeyecek bir darbeydi. Hiçbir iktisadi sebebi yoktu. En fazla, virüsün yayılımı için küreselleşmeyi ve oldukça hızlı olan uluslararası seyahati suçlayabilirdiniz.  Fakat bunu bir kenara bırakırsak, 2008 veya daha önceki resesyonlarda olduğu gibi, salgının hiçbir içsel iktisadi sebebi yoktu.  Daha önce de, maliyetlerine hazırlıklı olduğumuz böyle ciddi bir sağlık şoku yaşamamıştık. 1918’deki İspanyol Gribi savaştan sonra yaşanmıştı ve zaten Avrupa’nın genelinde bir yer değiştirme söz konusuydu. Yaşadığımız krize yanıt verebilmemiz için bu yeterli olmadı.

Korona virüs iktisadı hakkında iki ek açıklama yapmamız gerekiyor. Bunlardan biri iktisatçıları memnun ediyor, diğeri ise uyanmaya davet ediyor. Memnun eden yoruma göre, birkaç aydır epidemiyologlar, virüsün kaynağını ve yayılışını tespit eden modellerde iktisatçıların ürettiklerinden daha ikna edici bir model üretilmediğini ve iktisatçıların tahminlerinde yanılmadıkları kanıtladılar. Virüsle başa çıkmada iki ana strateji belirlendi. Bunlardan ilki azaltma (yani sürü bağışıklığı kazandırma), diğeri ise baskı (yani bölgesel karantina uygulaması). Bu iki yöntem de farklı ülkeler tarafından, farklı derecelerde, tereddüt, çekingenlik ve sabırsızlıkla denendi, fakat elde edilen sonuçlara göre ölüm oranları arasında ciddi bir fark görülmedi.

Bu yöntem, tıpkı iktisatçıların tahmin modellerine benziyor. Fakat ben, doğa bilimlerinin modellerinin gerçekle temellenmiş, sağlam deneysel bulgular ve teorilere dayandığına inanarak yetiştirildim. Bu durum elbette astrofizik için geçerli olacaktır, fakat epidemiyoloji için pek de öyle olduğu söylenemez. Artık bankalarda riske maruz kalma durumlarını değerlendirmeleri için kurum içi modellerin kullanılmasına izin verilmiyor ve bunlar, Uluslararası Ödemeler Bankası tarafından incelemeye tabi tutulmak zorunda. Epidemolojik modellerin de dikkatlice incelenmesi için bir açık kapı bırakmamız gerekiyor. Bilim insanlarının aksine, iktisatçılar yanlış anladığında hayatlar kaybedilmiyor.

Hepimizin iktisadi etkinliğin doğasını yanlış yorumlamamız, iktisatçılar için mütevazı bir derstir. Biz tüketici bireylerin, firmaların, işçilerin temelleriyle başlar; onların maksimize kararlarını analiz ederiz. Sonra hemen piyasadaki arz-talep eğrilerine geçer ve denge noktalarını hesaplarız. COVID bize ekonomik etkinliğin sosyal temas ağırlıklı olduğunu göstermiştir. Bir spor benzetmesi kullanacak olursak, ekonomik etkinlik golf ya da kriket gibi mesafeli değil, rugby futbolu ya da bir Hint oyunu olan kabaddi gibi sürekli olarak yakın temas gerektiren bir spordur. Bir tüketici olarak genellikle faydamı maksimize etmesem de yemek yemek için bir restorana gidebilir, orada farklı insanlar gördüğümde fayda elde edebilirim. Netflix’te bir film seyredebilirim ki bu bir sinema salonunda olmaktan daha keyiflidir. Üretim, içerisinde yüzlerce insan çalışan dar bir fabrika gerektirir; çünkü iktisadın temel prensibi olarak emeğin bölüşümü bunu gerektirir. İktisat hem üretimde hem de tüketimde temas gerektiren bir spordur.

Önceki durgunluk, güvenin azalması ya da talep yetersizliğinden kaynaklanıyordu. Çözüm, talebi canlandırarak atıl fabrikaların çalışmasını sağlamaktı. COVID, sınırlı bir alan dışında tüketimi zor hale getirdi ve üretimi olanaksız kıldı.  Keynesyen çarpanı işleyemedi.

Bu sebeple ekonomi, uzay ve zamanda birbirine bağlı olarak düşünülmelidir. Üretim fonksiyonları emek ve sermayeyi bir arada tutar. Korona virüs gösterdi ki işçiler ve makineler, bir arz zincirinde birbirine bağlıdır ve bu bağlılık hayatidir. Bir işçinin eksik olması ya da makinenin bozulması sebebiyle zincir kopuyorsa, hiç üretim olmayabilir. Aslında korona virüs, genel bir grevin olduğu, tüm işçilerin (gönülsüz olarak) işi bıraktığı bir durumu bize yaşattı. Tüketim kısmen desteklendi çünkü yerel olarak küçük gruplarda ya da büyük gruplarda olabilir. Ürünler çevrimiçi olarak satın alınabilir. Ama yine de tüketim önceki seviyelere ulaşamadı ve tüketicilerin ziyaret ederek alışveriş yaptığı belli mağazalar zarar gördü. Satıcıya alan yarattığı ve tüketim talebi arttırdığı için satıcı-alıcı fiziksel ilişkisi önemlidir.

Bunlar su götürmez gerçekler fakat biz bunları hafife aldık. Bunları iktisadi etkinlik modellerimize tekrar eklemeliyiz. Yalnızca salgın için değil, iktisadi etkinliğin doğru ilişkilendirilmiş doğasını anlamak için. Şimdiki ve gelecek neslin iktisatçılarını çok fazla iş bekliyor…

 

 

Meghnad Desai 10 Temmuz 1940'ta Hindistan'da doğdu. Bombay Üniversitesi'nde eğitimini tamamladıktan sonra Pensilvanya Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. 30 Nisan 1991'de Lord ünvanını aldı. 1965'ten beri Londra İktisat Okulu'nda (London School of Economics) ders vermektedir. 1983 yılında iktisat profesörü oldu. 1984-1991 yılları arasında Uygulamalı İktisat Dergisi'nin (Journal of Applied Economics) editör yardımcılığını üstlendi. 1992'de Küresel Yönetim Çalışmaları Merkezini (Centre for the Study of Global Governance) kurdu.

Bir cevap yazın