Matematik Köyünün Delisiyle Söyleşi – Osman Arolat (İTD 76)


Aslıhan Lodi, Prof. Ali Nesin, ile yaptığı nehir söyleşi konusunda”Proje hakkında” bölümünde, 2014 yılında Baksı Köyü konusunda yaptığı haber sonrası, Hüsamettin Koçan’a “Bu bana yetmedi. Hayat hikayenizi yazayım. Çocukluğunuzdan başlayarak anlatayım ” demiş. Uzun süre Koçan’ın yoğunluğu ve bir dönem hastalığı nedeniylebu söyleşiyi  gerçekleştirememiş. Uzun süre sonra, Baksı’nın İstanbul Kozyatağındaki atölyesinde haftalık söyleşilerle gerçekleştirmiş:”Sonuç: Bir Şaman köyü olan Baksı’da büyüyen bir insanın büyücü enerjisine sahip olmasını artık mucizevi değil, gayet doğal buluyorum”diyor.

Ali Nesin röportajı ve onunla nehir söyleşi…

2015 yılında Prof. Ali Nesin,Koç Vakfı’nın özel ödülünü aldığında Lodi’den Haber Türk gazetesi röportaj yapmasını istemiş.Konuşmaya hazırlanırken, Ali Nesin konuşmayı sevmediğini yazılı soru gönderirse cevaplayacağını söyleyince yazılı sorulara iki gün sonra verilen cevaplarla röportaj gerçekleşmiş. Bu Lodi’nin kafasında Baksı müzesi ile Matematik Köyü arasında, “İki sonsuz adarmışlık, tüm hayata yayılan mücadele” örneğinin hikayesinin birleşmesine, paralelliğine yol açmış.

Bunun üzerine, Ali Nesin’e giderek, Bu kez kitap çalışması için geldim. Ülkeye inancımızı sorguladığımız günlerden geçiyoruz; hikayenizi anlatıp herkese ilham ve enerji vermek istiyorum”demiş.Baksı müzesinde Prof. Hüsamettin Koçan’ın yaptıklarından da bahsetmiş. Ali Nesin, “Peki ne zaman başlıyoruz” diyerek kabul ettiğini belirtmiş.

Farklı bir nehir söyleşi tarzı…

İlk buluşmaşa bilgisayarıyla gelmesini söyleyen Ali Nesin’le,Bilgi üniversitesi, Matematik Köyü ve Ali Nesin’in İstanbul’daki evinde süren çalışma sırasında masada karşılıklı oturmuşlar. Lodi sorularını bilgisarayonda yazıp, e-mail atmış. Ali Nesin yanıtlayıp e-mail ile geri yollamış. Çocukluğundan başlayıp, Matematik Köyü’ne uzanan bu e-mail söyleşisi sırasıda yer yer arada konuştukları da olmuş. Birlikte Çatalca’da Vakıf Vakfına da  ailesiyle  birlikte gitmişler. Kitap bir yıl süren bir çalışma imle sonlandırılmış. Ali Nesin çocukluğundan başlayarak hayat hikayesini anlatırken herşeyi açık ve net aktarmış, Kendisiyle ilgili olumsuzluk taşıyan konulara da bu açıklık içersinde yer vermiş…

Kafasını kurcalayan soruyu korkarak babasına soruyor…

Ali Nesin ve kardeşi çocukluklarında anne babası Ankara’ya gittiğinde Saadet Halasına bırakmışlar. Çok dindar olduğunu belirttiği halasının ğgünde beş vakit namaz kılarken, o da özenip, bir gece yatağında namaz kılmış, Allahın gökyüzünde beyaz sakallı bir ihtiyar olduğunu düşünüyormuş. Dört gün namaz kıldıktan sonra uzun uzun düşünmüş, Allahın varlığını sorgulamış. Yok olabileceği sonucuna varıp namaz kılmaktan vazgeçmiş.Bu konuyuuzun süre kimseyle paylaşmamış. 5 yıl sonra babasına sormaya karar vermiş. Döver diye korkarak,  babasının çalışla odasına gitmiş, aralarında şu konuşma geçmiş:

-Baba sen Allah’a inanıyor musun?

-Sen  söyle sen inanıyor musun?

Eyvah! İşte bunu soracağı hiç aklıma gelmemişti…

-Hayır!

-Ben de inanmıyorum ama bunu başkasına söyleme, ayıptır.

Çok rahatlamıştım. Tek günahkar olmadığımı bilmek rahatlattı!

Çocukluk döneminde evlerinin misafirleri…

Ali Nesin çocukuğunda evlerine gelen misafirliğe gittikleri babasının dostları arazında kimlerin olduğundan söz ederken Kemal Tahir’in rakı içişi ve konuşmasının “Muhteşem” oludğnu anlatarak başlıyor ve şu isimlerile çocukluk izlenimlerini aktarıyor:Kemal Tahir’in eşi Semiha hanım,Vala  Nurettin ve eşi  Müzehher hanım, Emin Türk Eliçin ve eşi Asiye Hanım, Adnan Veli, Mehmet Ali Eybar, Ruhi Su oğlu İlgin, Celal Sılay.

Çocukluğunun üç önemli eylemi ve eğitim… 

Ali Nesin çocukluğunda üç önemli eylem olduğunu bunları kitap okumak, resim yapmak ve futbol oynamak diye sıralıyor. “Bir de kızlara çok meraklıydım” diye ekliyor.Ailede annesinin otoriter olduğunu, babasıyla ilişkisinin ise, “Baba-oğul ilişkilerin ötesine geçen bir arkadaşlık ilişkisi” olduğunu söylüyor. Kietata babasıyla mektuplaşmalarına dair örnekleri de dile getiriyor.

Eğitimi konusundan söz ederken “ Türkiye’de okulları hiç sevmedim”diyor. Ama eğitim sırasında sevdiği hocalarından da söz ediyor. St.Joseph’ki hocası Hanri Metelon”un kenisine matematiği sevdiren kişi olduğunu belirtiyor.İsviçre’de lise ve Fransa’da üniversite eğitimi dönemlerini de anlatıyor.Fransa’da 20 yaşında bohem yaşam sürdürüken yaşadıklarını ve onu kendisine getiren arkadaşının etkisini kitapla şöyle  anlatıyor:

Otelde temizlikçi işçisi olarak kazandığı parayı harcaması…

“1977’de liseyi  bitirdim. Birçok arkadaşım gibi elimi kolumu sallayarak  Paris’e geldim. Ne ev var, ne okul, ne de para”diyor Saunt Joseph’li okul arkadaşlanrıno evene yerleşiyor, “Yazdı. Okul yoktu. Para kazanmak amacıyla ucuz bir otelde temizlikçi olarak iş buldum.Günde 50 frank kazanıyordum, az para değil!” 12’ye kadar çalıştıktan sonra, öğleden sonra bu 50 frankı harcadığını, “Kitap alıyordum, sokak serserilerine içki ısmarlıyordum, yani 20 yaşındaki bir delikanlının yapması gerekenleri yapıyordum”diye anlüatıyor.

Ardından arkadaşı Uğur ile aralarında geçen diyaloğu aktarıyor:

“-Sen niye geldin Paris’e?

-Okuyacağım.

-Ne okuyacaksın?

-Matematik!

-Eeee? Ne bu halin?

Uğur’un bana yaptığı en büyük iyiliktir. Aklım başıma geldi. Paris’e kumaye gelmiştim ve serserilik yapıyordum.O günden sonra gece-gündüz calışmaya başladım.”

Yurda dönmeden  önce yaşadıkları ve dönüş…

Yurt dışında bir yandan matematik eğitimi görürken, Üç çocuk ennesi, kendisinden 15 yaş büük Colette ile yaşadığı tutkulu aşkı, ve Manuella ilk evliliğini, bir dönem gittiği İngiltere Durham’da misafir öğrenciliğini anlatıyor.

1995 yılında Türkiye’ye dönüyor. Kendisinden İstanbul Bilgi Üniversitesinde Matematik Bülümünü kurması isteniyor, “Herkese her zaman nasip olmaz böyle bir şans.Yaşlı ve sefil denecek derecede beş parasız bir heykeltraş bana, ‘Yıldızın parladığı anda  kapacaksın. Çünkü hayatta ikinci kez parlamaz’ demişti hüzünlü hüzünlü. O heykeltraşın anlattığı pişmanlığı yaşamamak için en üst düzeyde bir matematik bölümü kurmayı hedefledim” diyerek kabul edişini ve amacını anlatıyor. Çıtayı yüksek tutarak lılda en az  10 öğrenci yetiştirerek 30 yıl çalışarak  300 öğrenci yetiştirirse bunların Türkiye’yi birkaç yüz yıl idare edeceğini düşünerek vardığı sonucu, “Bayağı parlak bir yıldızdı anlayacağınız” diye ifade ediyor.

Ve matematik yaz okulları…

1998 yılında Antalya’da kiraladıkları bir pansiyonda yedi haftalık ilk yaz okulunu açıyor.  “Muhteşem bir iş oldu” dediği bu ilk çalışmadan sonra sırasıyla, Bordum, ardından iki kez Gümüşlük, Şirince, Şarköy, Amasra, Bozcuada ve Çanüakkale’de yaz okulları düzenliyorlar.Her yıl 70-80 öğrenci katılan bu yaz okullarına 70-80 öğrenci katılıp 45 gün ders görüyorlar. TÜBİTAK, Türk Matematik Derneği ve Üniversitelerden aldıkları parasal desteklerle öğrencilere para ödettirmemeye çalışıyorlar.

 Sevan Nişanyan’la yeniden karşılaşma, askerlik, hapis ve Matematik köyü…

Ali Nesin Sevan Nişanyan’la onlar Güney Fransa gezisine giderken Paris’te 70’lerin sonlarında tanıştıklarını, 1986 yılında askerlik için geldiğinde Isparta’da yeniden birlikte olduklarını, askeri cezaevinde birlikte kaldıklarını, yıllar sonra Sevan’ın eşi Müjde’nin köyüne iç güveysi olarak gittiği Şirince”ye kendisi davet ettiklerini, matematik köyü macerasında bu davetin rolü olduğunu anlatıyor.

Şirince ziyareti sırasında Şirince’de onların restore ettikleri evi çok beğenince, Sevan’ın “Sana da burada ev yapalım” değince, “60 bin değilse 80 bin liraya” kendisi için değil vakıf  için iki  ev almışlar. Ancak iki yılda imar iznini çıkarabilmişler. Sonra birlikte güzel bir araziyi ortak olarak 60 bin marka almışlar. Zaman içinde İlyaztepe denen turistik köyü yapmak için arazide Ali Nesin’in payını devralmış.

Bir sene sonra, Sevan 10 bin marka bir harabe ev bulup satın alarak  Ali Nesin’e borcunun bir kısmını öder. Bu evi satın aldıkları adam borçlu olduğunu 10 dönümlük arazisini de onlara satmak istemiş. Pazarloklüro Sevan yürüterek o araziye de kafalarındaki Matematik köyü projesi için satın almışlar.

Kurdukları Matematik köyü ve Şirincelilerin ilk dönem kuşkuları…

Çadır kurup imar zorluklarını aşıp kurdukları çadırda yaşayarak binaların yapımını başlatmışlar. Binaları kurup, yaşamla iç içe bakanlık müfredatına bağlı olmayan bir eğitim modelini gerçekleştirmişler. Doğaldır ki, yaptıklarını anlayamayanlar, kuşku ile bakanlar olmuş. Şirincelilerde önceki İstanbullu’ya  şüphe ile bakmışlar. Matemetik Köyü diye bir örnek olmadığı için”Bir Ermeri ile , bir komünist el ele vermiş kim bilir ne yapıyorlar…” diye düşünerek, kimi misyonerlik, kimileri Ermeni propagandası, kimileri Kürt bölücüsü olduklarından dem vurmuşlar.

Kitapta bu konuda Şirince’deki şarapçıyla ilgili ilginç bir hikaye de yer alıyor:

“Matematik köyüne öğretmenler geldi. Bir akşam Şirinceye gitmişler şarap içecekler. Şarapçının ağzını yoklamışlar. Kim olduklarını söylemeden Matematik Köyü hakkında ne düşündüğünü sormuşlar. Adam ‘Rezalet’ demiş. ‘Niye’diye sorduklarında da liselilerin içki içtiklerinden şikayet etmiş. Köyde geceleri liselilerin çıkmaları yasak olduğu için, birkaçı adamın cep telefonunu almış, telefonla sipariş veriyorlarmış, şarapçı da şarapları çocukların ayağına kadar getiriyormuş. Ama çocukların şarap içmesine karşı! İşte böyle bir ortam. Aslında köylüler her  zaman tutucu olurlar, yabancıları sevmezler.İstanbul’dan gelmiş iki beyaz Türk köylerini ele geçiriyor, onların hiç görmedikleri kadar güzel yerler inşa ediyorlar. Tavırları farklı, alışkanlıkları farklı, konuşmaları farklı…”

Ali Nesin’den verdiği dersle ilgili bilgi…

Ali Nesin Matematik Köyü’ndeki dersleriyle ilgili bilgi verirken, “O derslerde herkes eşittir. Sorularım zordur, ama kendilerini çaresiz hissedecek kadar zor değildir. Yani cevabı bulsalar da kalem oynatabilirler. En azından ilk 15 dakikadan sonra. Dersler şöyle sürer: Önce soruyu açıklarım. Sonra, ‘Hadi bakalım’ deyip kenara çekilirim. Bazıları hemen cevap vermek ister. ‘Bu köyde ilk yarım saatte doğru cevap verilmez!’ derim. Ama bu uyarım çoğunlukla fayda etmez, tahmin etmeye devam ederler. Bir zaman sonra umutları  tükenir. Tahmin edemeyeceklerini anlarlar. Sağa sola bakınırlar. Bir öğretmen için en zoru bu durumda müdahale etmemektir.  Kendimle savaşıp kenarda durmaya devam ederim. 15 dakika kadar sonra eline kalemi alıp çiziktirmeye  başlar. En fazla on dakika sonra zokayı yutmuştur. Problemin ciddiyetini kavramıştır, zevkine varmıştır. Artık öğrenciyi saatlerce yalnız bırakabilirsiniz. Genelde bir saatten biraz daha fazla sürede cevaba yaklaşırlar.”

Ali Nesin, kendi eğitimlerinde öğrencileri ezberciliğe değil, düşünmeye yönelttiklerini bu örnekle ortaya koyuyor.

Kitapta başka şeyler de var…            

Kitapta Ali Nesin kurmakta olduğu Felsefe Köyü ve Çatalca’daki Nesin Vakfı konularında da bilgiler veriyor. Son sözü de Aziz Nesin’in Nesin Vakfı’nda çocuklara saygı duyulan özgür ortamı anlattığı ilkelerine bırakıyor.

 

 

1942 yılında Ankara’da doğan Arolat, ilk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini İ.Ü. İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nde yaptı. 1962 yılında amatör olarak Ankara’da Öncü gazetesinde gazeteciliğe başladı. 1965 yılında profesyonel oldu. O günden bu yana gazetecilik mesleğini sürdürüyor.

Bir cevap yazın