Nominal Katılıkların Reel Ekonomiye Etkileri: KKMH ile 24 Ocak 1980 Kararları – Süleyman Değirmen


DÇMH uygulamasının en sonunda TL’nin büyük ölçüde devalüasyonu ve 24 Ocak 1980 kararları gelmiştir. Beklentimiz ve ümidimiz, KKMH’nın benzer bir şekilde sonuçlanmaması ve TCMB’nın enflasyonu, döviz kuru ve faiz oranlarında uygun ayarlamalarla, kontrol etmesidir.

Enflasyon oranının giderek artması, hem nominal anlamda fiyatların aşağıya doğru katılığına ve dolayısıyla da uzun vadede reel katılıklara ve/veya reel ekonomide etkiye neden olabilir mi? Bu durum, 1990’lı yılların başlarında Yeni Keynesyenler tarafından önemle vurgulanan bir konu olarak hatırlanmaktadır: “Nominal katılıklar ekonomide [emek piyasasında] nominal ücret veya [mal ve hizmet piyasasında] fiyatlardaki değişimlerin reel etkileri olduğunu ifade etmektedir. Reel katılıklar ise ekonominin neden tam istihdam seviyesinde değil eksik istihdam seviyesinde dengede kaldığını ifade etmektedir” (Akpolat, 2019, s.23). Tabii ki, nominal katılıklardan reel katılıklara doğru bir geçiş mekanizması bulunmaktadır fakat bu yazıda daha çok nominal katılıkların reel etkileri üzerinde durulacaktır. Ortodoks Keynesyen İktisat Okulu’na göre nominal (ürün fiyatları ve ücretlerde) katılıklar ve bunların makroekonomik değişkenler üzerindeki etkilerine odaklanırken [Yeni Keynesyen İktisat] bunun, mikro temellerini vurgulamışlardır.

Yeni Keynesyenler emtia ve finans piyasalarında esnek fiyat yapısı geçerli olur iken, emek piyasası ve mal/ürün piyasalarının büyük bir kısmında ise sabit fiyatlı bir yapının geçerli olduğunu kabul ederler. Bu nokta önemlidir çünkü merkez bankası para politikasını değiştirdiğinde“paranın yanlılığı yani politika değişikliğinin reel ekonomiyi üretim ve istihdam açısından etkilemesi durumu” ortaya çıkar ki, politika değişikliğiyle toplam talepte bir şok olduğunda mal fiyatlarının ve ücretlerin yapışkan olması mal ve emek piyasalarının hemen dengeye gelmesine engel olur. Yani, ekonomide eksik istihdam durumu var ise [hükümet MB aracılığı ile müdahale etse bile] ekonomi bir türlü [bütün hükümetlerin arzuladığı] tam istihdam düzeyine gelememektedir ki, bu durum konjonktürel dalgalanmalara neden olmaktadır.

Dolayısı ile Yeni Keynesyen teoride/iktisatta, Klasik teorinin aksine eksik rekabet vardır ki, bu, firmaların ürün fiyatlarını kendilerinin belirleme gücü olduğu anlamına gelmektedir.

Sayı: 152
Sayfa Aralığı: 48-52

Bu makalenin tamamını okumak için satın almalısınız.

1989 yılında Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümünden lisans eğitimini tamamladı. 1991 yılında Ankara Üniversitesi SBF İktisat Bölümünde yüksek lisans öğrencisi ve 1991-1993 yılları arasında Gazi Üniversitesi İktisat Bölümünde araştırma görevliliği görevlerinde bulundu. 1993 yılında YÖK burslusu olarak ABD’de yüksek lisans (Texas A and M-Commerce) ve doktora eğitimlerini (George Mason Üniversitesi-Virginia) tamamlayarak 2003 yılında Mersin Üniversitesinde göreve başladı. 2004 Nisan ayında iktisat alanında Yard. Doç. ve 2006 Kasım ayında Makroiktisat alanında Doçentlik ünvanlarını aldı. 2012 Aralık ayında Makroiktisat alanında Profesörlük ünvanını aldı. ABD’de ve Avrupanın çeşitli ülkelerindeki üniversitelerinde kısa ve uzun dönemli dersler verdi. Alanı ile ilgili kitapları ve uluslararası dergilerde yayınları olup çok sayıda uluslararası derginin yayın kurullarında bulunmaktadır. 2014 yılından bu yana Australian Journal of Business of Management Research Dergsinin editörlüğünü yapmaktadır. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğünü Şubat 2015’den Temmuz 2019'a kadar yürütüp, SBE Dergisinin kurucu editörüdür. Mart 2019'den beri İİBF Dekanlık görevini yürütmektedir. Türkiye Ekonomi Kurumu üyeliği bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.