Ticaret ve Kalkınmaya Yönelik DTÖ Gündemi – Pascal Lemy (İTD 23)


Dünya ticaret çevrelerinin karşılaştığı kayda değer güçlüklerden biri de gelişmekte olan ülkelerin, özellikle de en az gelişmiş ülkelerin (EAGÜ), uluslararası ticaretten ve bunun katkıda bulunduğu ekonomik büyüme ve kalkınmadan nasıl faydalanacağının teminiyle ilgilidir.

İktisatçılar, uluslararası ticaretin ekonomik büyüme ve kalkınmayı destekleyen bir unsur oluşunun önemi üzerinde saygı uyandıran bir görüş inşa etmişlerdir. Uluslararası Ticaret ve İstihdam Ortak Girişimi’nin (ICITE) yakın tarihli bir raporunda, küreselleşme, ticaret ve emek piyasaları arasındaki çetrefilli etkileşimler mercek altına alınmış ve ticaretin sadece büyümeyi teşvik etmekte değil, aynı zamanda istihdamı iyileştirmekte de güçlü bir rol oynadığı sonucuna varılmıştır.

Çok sayıda iktisadi çalışmada, [görece] daha açık dış ticaret politikalarını seçen ekonomilerin dış ticarete kısıtlama getirenlerden daha iyi performans gösterdiği saptanmıştır. Ekonomilerini dışa açmaya karar veren ülkelerin (1960’larda Kore Cumhuriyeti, 1970’lerde Şili ve 1990’larda Hindistan) olumlu deneyimleri ve bu bağlamda büyüme  performansları sıklıkla anılmaktadır.

Ticaretin serbestleştirilmesi, rekabetçi bir iş çevresi yaratarak iktisadi kaynakların etkin tahsisini teşvik edebilir, hasılayı ve üretkenliği geliştirebilir ve toplam refah kazançlarını artırabilir. Tarihten alınan dersler  gayet  açıktır: Uluslararası ya da yurtiçi ticaretin önünde sıkı engeller varolduğunda, iktisadi büyüme de kösteklenmiştir. Bundan dolayıdır ki, kalkınma çabalarında başarı sağlayanlar genellikle daha açık ve ihracat-odaklı ekonomiler olmuştur. Ancak dış ticaretin serbestleştirilmesi tek başına yeterli mucizevi bir çözüm değildir; öyle ki, iktisadi büyüme ve kalkınmaya katkıda bulunabilmesi için dış ticaret politikalarına tamamlayıcı yurtiçi politikaların eşlik etmesi gerekir.

DTÖ: Kalkınma için elverişli bir ortam

DTÖ Antlaşmaları ticaret ve kalkınma arasında bağlantıyı dikkate alır. Öyle ki bu olgu, kalkınma kavramı, DTÖ’nün kurucu antlaşması olan Marakeş Antlaşması’nın başlangıç kısmında belirgin bir yer teşkil etmektedir

Öyleyse  DTÖ kalkınmanın desteklenmesini hangi şekilde sağlamaya çalışır? Kısaca, her bir gelişmekte olan ülkeye, büyük ya da küçük olması fark etmeksizin açık, şeffaf, ayrımcılık gütmeyen ve kural-bazlı çerçeve üzerinden verilen söz hakkı ve dolayısıyla kuralların şekillenmesine nüfuz etme ihtimali ile. DTÖ’nün uzlaşma-odaklı karar alma süreci, şu an üye ülkelerin üçte ikisini teşkil eden gelişmekte olan ülkelerin bölgesel ya da iki-taraflı ticaret tasarılarınca korunamayacak çok-taraflı ticaret sistemindeki çıkarlarını garanti altına alır. Bunun yanı sıra, piyasaların dışa açılması ve dengeli bir oyun sahasının temini için yürütülen müzakereler, çeşitli özel ve ayrımsal muamele biçimleri, ticaret imtiyazları ve uygulama taahhütleri için [sağlanan] daha uzun dönemler de bu amaca hizmet ederler.

Örneğin, DTÖ üyeleri EAGÜ’lerin özel ihtiyaçlarını dikkate almak için uğraşmışlar, bu amaçla onlara tek-taraflı veya karşılıksız imtiyazlar sağlamışlardır. EAGÜ’lerin lehine tarifesiz ve kotasız giriş, DTÖ üyelerince Doha Turu (2001) kararları ile  taahhüt edilmiştir. Bundan beri gelişmiş ülkelerin çoğu yurtiçi piyasalarını önce EAGÜ’lerin, daha sonra da Çin, Hindistan ve Kore gibi birkaç yükselen ekonominin ithalat ürünlerine tamamen açmışlardır.

[Ancak] piyasa erişimi önemli olsa da, [tek başına] yeterli değildir. Şayet ilgili ülke bundan istifade edemeyecekse, ticaret serbestleştirilmesinin büyüme ve kalkınmayı canlandırması [pek de] olası değildir. Birçok gelişmekte olan ülke, özellikle de EAGÜ’ler, spesifik yapısal kısıtlardan ve kapasite kısıtlarından doğan bazı zorluklarla karşılaşırlar. Bundan dolayı kapasite inşası önem arz etmektedir.

DTÖ, gelişmekte olan ülkelerdeki devlet memurlarına, parlamenterlere ve sivil topluma DTÖ kurallarını daha iyi anlamalarına ve küresel ticaret sistemindeki çıkarlarını daha iyi savunmalarına katkıda bulunmak amacıyla ticaret ile ilgili destek sunmaktadır. Bu faaliyetler örgütün esas yetkilerini teşkil etmektedir, ancak DTÖ daha ileri gitmeyi tercih etmiştir.

2005 yılında, gelişmekte olan ülkelerin çok-taraflı ticaret sistemi tarafından sunulan fırsatlardan faydalanmasını çoğunlukla engelleyen arz-yönlü ve ticaretle ilgili altyapı kısıtlarına yönelik Ticaret için Destek girişimini [şahsen] başlattım. Kalkınma  için Ticaret için Destek projesi için ayrılan kaynaklar  2005’ten bu yana yüzde 60 oranında artarak yıllık 40 milyar dolara ulaştı. Bunların yüzde 30’luk   kısmı şimdi, özellikle EAGÜ odaklı “Genişletilmiş Bütünleşik Çerçeve” üzerinden, EAGÜ’lere gitmektedir. Kamu finansmanındaki daralmanın müzminleşen etkisine rağmen kaynağın değerini muhafaza ettiğine yönelik olumlu işaretler bulunuyor. Daha da önemlisi, bu artış diğer yardım kategorilerinin pahasına gerçekleşmiş değil, bundan dolayı[dır ki] artık en yoksul ülkelere 2005’te olduğundan daha fazla yardım gidiyor. Bunun yanı sıra, ticaret hedeflerini politika çerçevelerine entegre ederek (veya tersi) ulusal ve bölgesel kalkınma politikalarının uyumlulaştırılmasında ilerleme kaydedildiğine ilişkin olumlu işaretler de bulunmaktadır. Bağışçılar bu öncelikleri desteklemede, hem destek sunma hem de desteklerini eşgüdümlemede [günden güne] daha da iyileşiyorlar. Ticaret için Destek girişiminin iki yıllık küresel değerlendirmeleri durum değerlendirmesi yapmak ve girişimin işlerliğini gözden geçirmek amacıyla DTÖ tarafından organize edilmektedir. 2013 yılında yapılacak bir sonraki değerlendirmeler ise özel sektör kalkınmasına odaklanacak ve gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisine entegre olmasını kolaylaştırmak ve büyümelerini teşvik etmek amacıyla küresel değer zincirlerinden nasıl en iyi şekilde yararlanılabileceğini ele alacak.

Ticaretin Değişen Yüzü: Küresel Değer Zincirleri ve Bölgesel Bütünleşme

21.yüzyılda ticaret yapma şekillerimizi etkileyen birçok faktör bulunmakla birlikle, ticaretin küresel ekonomide merkezi bir konum işgal etmeye devam ediyor oluşu inkar götürmez bir gerçektir. Öyle ki, 2011’deki ticaret hacmi pek az genişlemiş olmasına rağmen, ticaretin değeri 18 trilyon dolarlık rekor bir seviyeye ulaştı. Bundan dolayı, neredeyse dünyadaki bütün devletler, büyüme ve istihdam sağlamak için, ticaretin seçenek listelerinde bulunmasının lüzumlu olduğu görüşünde birleşiyorlar.

Ticaretin tabiatı [da] tahmin edilemeyecek boyutlarda değişti. 2001 yılında hangimiz Çin’in, DTÖ’ye  katılmasından sadece 10 yıl sonra, 1,9 trilyon dolarlık  mal ihracatıyla dünyanın en büyük ihracatçısı olacağını hayal edebilirdik?

Ticaret yapma şeklimiz dahi büyük ölçüde değişti. Geçmişte bir ülkede malların üretimi baştan sona ülkenin kendisinde, Türkiye, Meksika, Mauritius veya Malezya gibi gerçekleşiyordu. Bugün ise, “üretim yeri: dünya”. İmalat zincirleri küresel bir hale geldi ve çoğu ürünün imalatı ya da montajı artık birçok ülkeden temin edilen girdilerle yapılıyor.

Ara malların ticareti yıllık yüzde 6 oranında bir büyümeyle uluslararası ticaretin en dinamik kısmını oluşturuyor. Dahası, bu ticaret [daha ziyade] yüksek ücretli işler yaratan yüksek-teknolojili sektörlerde gerçekleşiyor. Bundan 20 yıl önce ihracat ürünlerinin ithal girdi içeriği yüzde 20 idi. Şimdiyse bu oran yaklaşık yüzde 40. Küresel ölçekte ihraç edilen mamul malların yarısından fazlasını başka tamamlanmamış malların girdisi durumundaki parça ve bileşenler oluşturuyor. Bu oran Asya’da yüzde 70’in üzerinde.

Küresel değer zincirleri yeni bir kavram değil. [Ancak] gelişmekte olan ülkelerin ilgisine ve hayal gücüne mazhar olan şey, katma değer zincirine terfi edebilmek, iktisadi büyüme sağlamak ve yeni işler yaratabilmek için tedarik zincirlerini nasıl kullanacaklarına ilişkindir.

Afrika’daki potansiyel bir hayli büyüktür. Aynısı Orta Amerika, Pasifik ve Karayipler’in küçük ekonomileri için de geçerli -ki bu bölgeler için düzgün işleyen bölgesel tedarik zincirleri, ölçek ekonomilerinden kaynaklanan sorunlara bir çare olabilir. İşletmelerin, özellikle KOBİ’lerin küresel değer zincirlerine katılmasını teşvik eden ticaret politikaları, [aynı zamanda] yerel üretim tesisleri kurmaya teşne yabancı yatırımcıları çekmeyi de kolaylaştırır.

Ticaret yapma şeklimizi değiştiren bir diğer faktör ise bölgesel bütünleşme için artmakta olan ilgidir. Ancak, Afrika, Güney Doğu Asya, Orta Doğu, Karayipler, Pasifik ve Orta Amerika’daki bölgesel bütünleşme potansiyeli ne yazık ki vaad ettiği çeşitlendirmeyi tam olarak yerine getirememiştir. Bunun bölgesel altyapı eksikliğinden, sürdürülebilir siyasi irade yoksunluğuna kadar sayısız sebebi vardır.

Afrika’da sınır ötesi ticaretin büyük bir kısmı, çoklukla sınırlar arası ticaretin yüksek maliyetleri yüzünden esas itibarıyla kayıtdışıdır. Bazı Afrika ülkelerinde kayıtdışı bölgesel ticari akışlar resmi akışların yüzde 90’ına tekabül etmektedir. Bir konteynırı Güney-Doğu Asya’dan nakletmenin maliyeti 900 dolar civarındayken, aynı konteynırı Afrika’dan nakletmek neredeyse  2000 doları bulmaktadır. Gerek tarifeler, gerekse tarife-dışı engeller Afrika’daki bölgesel ticaretin görünümüne hükmetmeye devam etmektedir. [Öyle ki], Sahra-altı Afrika ülkeleri, kendi aralarındaki ticarete üçüncü ülkelerle olduğundan daha fazla tarife-dışı engel dayatmaktadırlar.

Bu ekonomilerdeki bütünleşme yoksunluğunun bir [diğer] açık etkisi [de] küresel değer zincirlerindeki ülkelerden olan firmaların kısıtlı katılımlarıdır. Piyasaların fazlaca parçalanmış olması, yüksek işlem maliyetleri ve karmaşık mevzuatlar bu tür bir bütünleşme için elverişsizdirler, dolayısıyla büyümeyi de engellerler.

Buna karşın, bölgesel bütünleşmeye daha fazla odaklanmış bir yaklaşımın siyasi desteğinin arttığına ilişkin büyüyen emareler bulunmaktadır.

DTÖ’nün Devam Etmekte Olan Ticaret ve Kalkınma Gündemi

DTÖ’de ticaret ve kalkınmanın desteklenmesiyle ilgili devam etmekte olan bir gündemimiz var.

Birçoğu gelişmekte olan 26 farklı ülke DTÖ’ye katılmak üzere müzakere ediyorlar. Bu ülkelere, özellikle de EAGÜ’lere, yakın bir gelecekte DTÖ üyesi olmaları için destek verilmesi hayatîdir.

Katılım DTÖ’nün stratejik önceliklerinden biridir. Evrenselliği yakalamak DTÖ’nün nihai hedefidir, çünkü kurallara dayalı çok-taraflı ticaret sisteminin genişlemesi gücümüzün ciddi bir kaynağıdır. Üyeliğin yaygınlaşması, DTÖ’nün küresel ekonomi için ekonomik istikrar ve güvence sağlamadaki rolünü, özellikle de ekonomik ve/veya mali kriz dönemlerinde daha da güçlendirecektir.

EAGÜ’lerin katılımı özel bir sistemik değer taşır, zira bu, DTÖ’nün yurtiçi reform patikası üzerinden daha hızlı iktisadi büyümeyi teşvik edecek kalkınma boyutunun bir göstergesidir.

EAGÜ’ler için katılım sürecini kurallara dayalı sistemimizin gücüne halel getirmeksizin kolaylaştırmak adına, Bakanlar, 8. DTÖ Bakanlıklar Konferansında, EAGÜ’lerin katılımına ilişkin 2002 talimatnamesini elverişli ve güçlü bir hale getirmeye karar verdiler. Dünyanın en yoksul ülkelerinin katılım süreçlerini kolaylaştıran bu minvalde bir karar da DTÖ Genel Konseyi’nce daha yeni alındı.

Dahası, Doha Turu’ndaki kolay hedeflerin meyvelerini toplamak zorundayız.

İzin verirseniz kolay hedeflerle neyi kastettiğimi açıklayarak başlayayım. Kolay hedeflerden kastım, kısaca, ticaretin kolaylaştırılması. Çok-taraflı ticareti basitleştirici gümrük ve sınır tedbirlerinin tüm tarafları kazançlı kılan bir alışveriş olduğuna dair genel bir kabul bulunmakta. İş yapmanın maliyetini düşürüp, verimliliğini artıracağı için bu yöndeki tedbirler birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tarafından uygulamaya konuyor.

Bu tedbirler gümrük verimliliğini artırdığı için de gümrük vergisi toplamayı kolaylaştırıyor ve yabancı doğrudan yatırımları cezp etmede işe yarıyorlar. Yakın dönemde yapılmış bir çalışmaya istinaden, DTÖ Ticaret Kolaylaştırma Antlaşması’nın uygulanması, bugün dünya ticaretinin yüzde 10’una tekabül eden, dolayısıyla küçük ülkeler ve küçük tacirler için büyük engel teşkil eden, toplam ticaret maliyetlerini yarıya indiriyor.

Devletler ayrıca hizmetler sektörü ve diğer sektörlerde de, En Çok Kayırılan Ülke kaidemiz gereği ayrımcılık gütmeyip diğer ülkelere açık olabilecek çoklu antlaşmaları müzakere etme ihtimalini keşfediyorlar.

Çoklu antlaşmalar DTÖ’de sonuçlandırılabilirler. Örneğin, önemli bir tanesine Aralık 2011’de 42 ülkenin yeni bir Devlet Tedarik Antlaşması (DTA) müzakere edilirken ulaştık. Bu antlaşma, kabaca 100 milyar dolarlık yeni piyasa fırsatlarını içeren sektörleri genişletmiş olacak. Dahası, ihale süreçlerine başlangıç için fena sayılmayacak bir miktar şeffaflık aşılayıp devlet alımlarındaki yozlaşmayla mücadele etmeye yardımcı olacak. İhalelerde daha büyük rekabet sağlanması, ulusal ve ulusal-altı kamu otoritelerinin en iyi fiyatlar arasından seçim yapabilmelerine imkan tanıyacak, böylece vergi mükelleflerinin paraları hem daha kıymetli hale gelecek hem de kamu harcamaları daha denetimli olacak. Ayrıca, bu antlaşmanın yeni katılımcıları cezp etmesi  de olası görünüyor. Örneğin Çin, Devlet Tedarik Antlaşması’na taraf olmak için hali hazırda müzakerelerini sürdürüyor. Diğer gelişmekte olan ülkeler de muhtemelen Çin’i izleyeceklerdir.

DTÖ Genel Sekreterliği memurları, DTA koşullarının müzakere yoluyla Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika gibi yükselen ekonomilere yayılmasının, antlaşma bünyesindeki piyasa erişimi taahhütlerinin değerine 233  milyar ile 596 milyar dolarlık bir değer katacağını tahmin ediyorlar.

Çoklu antlaşmaların kullanılmakta olduğu diğer bir alan ise enformasyon teknolojisidir. Bundan 15 yıl önce, bir grup gelişmiş ve gelişmekte olan ülke el ele verip, her katılımcının diğer tüm DTÖ üyesi ülkelerden yapacağı bilişim ürünleri ithalatındaki gümrükleri sıfırlamasını öngören Enformasyon Teknolojisi Antlaşması’nı (ETA) hazırladılar.

Bugün, dünya bilişim ürünleri ticaretinin yüzde 96’dan fazlası ETA’ya taraf olan 75 ülke tarafından gerçekleştirilmektedir. 2010 yılında dünya bilişim ürünleri ihracatı toplam 1.4 trilyon dolar değerine ulaşarak neredeyse 3 katına çıkmıştır. Gümrük tarifelerinin bertaraf edilmesiyle birlikte ETA, uygun fiyatlı teknolojiye erişimin, özellikle de gelişmekte olan ülkeler için, oldukça kolaylaşmasını sağlamıştır. Nitekim, ETA katılımcısı olan gelişmekte olan ülkeler bugün dünya bilişim ürünleri ihracatının yaklaşık yüzde 65’ine, ithalatının ise yüzde 50’sine sahipler. 1996 yılında bu rakamların her ikisi de sadece yüzde 30 civarındaydı.

ETA katılımcıları antlaşmalarına ilişkin ürün kapsamı ve üyeliğin genişletilmesini görüşmeye başlamış bulunuyorlar. Sektördeki süratli değişimler ve gelişmekte olan birçok ülkenin enformasyon teknolojisinden istifade etme arzusu göz önüne alındığında bunun şaşırtıcı olduğu söylenemez.

Sonuç

Gelişmekte olan ülkelerde ticaretin dışa açılmasına ve kapasite inşasına yardımcı olan güçlü, açık, istikrarlı ve şeffaf bir çok-taraflı ticaret sistemi, büyümeyi ve kalkınmayı teşvik etmede önemli bir rol oynayabilir. Buna karşın, ticaretin görünümü hızla değişiyor. Ürün zincirleri küresel hale geliyor.  Bu da yeni zorluklar ve aynı zamanda yeni fırsatlar doğuruyor.

Dünya ekonomisindeki şiddetli dönüşümler, DTÖ ve çok-taraflı ticaret sisteminin bugünün ve yarının ticareti için destek unsurlarına, ticaret kalıplarına ve 21. yüzyılda ticareti serbestleştirmenin ne anlama geldiğine, dış ticaretin sürdürülebilir kalkınma, büyüme, istihdam ve yoksullukla mücadeleye katkıda bulunmadaki rolünü dikkate alarak, yakından bakmasını gerekli kılıyor.

İşte bu yüzden kendi sorumluluğum dahilinde 12 DTÖ üyesinin 21. yüzyıldaki küresel ticaret serbestleşmesine ilişkin zorlukları inceleyip, tahlil edeceği bir panel oluşturdum.

2013’ün başlarında ortaya çıkacak panelin sonuçları, bu zorlukların en iyi şekilde nasıl bertaraf edileceği yönünde üyeler arasında [devam eden] tartışmaya önemli bir katkıda bulunabilir. Buradan çıkacak sonuçlar, bugünün hızla evrimleşen dünyasının ortak izleğimize saçtığı zorluklara en iyi nasıl karşı koyabileceğimize ilişkin yeni düşünce yolları açmalı ve ticaretin kalkınmayı teşvik etmek için devam etmesini temin etmelidir.

Çeviren: Haldun Paltalı

ç.n. Köşeli parantez içindeki kısımlar orijinal metinde bulunmayıp tarafımca anlatımı güçlendirmek, metni çeviri katılığından bir nebze uzaklaştırmak adına kullanılmıştır.

 

Bir cevap yazın