Türkiye’yi Uçuruma Doğru Götüren Göç Politikası – Nuray Ekşi


Üzülerek belirtmeliyim ki Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi göç deposu olarak kullanma politikası, kamuoyunun tepkisinden korkulmasına rağmen sessizce kabul edilmekte ve yürütülmektedir. Üstelik bu fedakârlığın Avrupa Birliği nezdinde hiçbir karşılığı da bulunmamaktadır.

Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşların çerçevesini çizdiği ve arzuladığı göç planı, 2008 yılına kadar bu alanda görev yapan emniyet teşkilatının dik duruşu sayesinde aşılamamıştır. Ancak bu plan, 2008 yılından itibaren Türkiye’de hayata geçirilmiştir. Göç yanlısı, hatta yasa dışı göçü teşvik edici bir anlayışla yasal düzenlemeler hazırlanmış ve 2013 yılından itibaren uygulamaya konulmuştur1. Ayrıca göç ve iltica, emniyet teşkilatından alınarak tamamen sivil personelin görev yaptığı bir idareye bırakılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak 2013 yılına kadar olan süreçte Emniyet Genel Müdürlüğü ile il emniyet müdürlükleri bünyesinde yer alan “göç iltica ve yabancılar şubeleri” yabancıların ikamet, sınır dışı ve iltica işlemlerini yürütmüşlerdir. Fakat İçişleri Bakanlığı bünyesinde 2013 yılında “Göç İdaresi Genel Müdürlüğü” (GİGM) ihdas edilmiştir. 81 ilde valilikler bünyesinde “il göç idaresi müdürlükleri” kurulmuştur. Ardından 2018 yılında Bakanlar Kurulu’nun Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Taşra Teşkilatında Bazı Yerlerde İlçe Göç İdaresi Müdürlüğü Kurulması Hakkında 2018/11464 Sayılı Kararıyla 36 ilçede “ilçe göç idaresi müdürlükleri” oluşturulmuştur2. Ne yazık ki emniyet teşkilatının Cumhuriyet’in ilk döneminden itibaren sahip olduğu bilgi birikimi ve müktesebatı bir tarafa bırakılmıştır. İçeride ve dışarıda terörle mücadele eden; ülkeye yönelen ciddi tehditlere rağmen polisin göç ve ilticanın tamamen dışında bırakılması büyük bir hata olmuştur. Nitekim 15 Eylül 2021 tarihinde yapılan Göç Kurulu toplantısının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Emniyet Genel Müdürlüğü içinde “Göçmen Kaçakçılığıyla Mücadele ve Hudut Kapıları Daire Başkanlığı”nın; Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı “Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Daire Başkanlığı”nın kurulduğunun belirtilmesi, göç ve ilticanın tamamen sivil personele bırakılmasının yetersiz kaldığının ve emniyetin/jandarmanın yeniden bu alana daha etkin bir şekilde dâhil edildiğinin açık ifadesidir. Ayrıca “Düzensiz Göç Ortak Veri Tabanı” oluşturularak jandarmanın, sahil güvenliğin ve emniyetin düzensiz göçe ilişkin verilere doğrudan erişimin sağlanması da isabetli olmuştur.

Suriye krizinin başladığı anda dönemin Dışişleri Bakanlığı’nın başını çektiği açık sınır politikası, Türkiye’nin birçok şehrinde gerçekleştirilen bombalı saldırılar sonucunda çok kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Birleşmiş Milletleri ve diğer uluslararası kuruluşları yardıma çağırmak, sayıların milyonları bulması üzerine artık bu yükü kaldıramayacağını dünyaya duyurmak yerine, Türkiye açısından bir kâbus olan ve kısaca “Türkiye-AB Geri Kabul Antlaşması” olarak anılan Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Antlaşma 2014 yılında imzalanmış; antlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun ve onay kararı3 aynı yıl Resmî Gazete’de yayımlanmıştır4. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yapılan geri kabul antlaşması Danimarka ve İrlanda hariç diğer AB üyesi devletleri kapsamaktadır. Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın uygulanabilmesi için her bir AB üyesi devletle uygulama protokollerinin yapılması gerekmektedir. Bu protokoller, birer milletlerarası antlaşma olduklarından onay sürecinden geçerek Resmî Gazete’de yayımlanmaları gerekir. Almanya’yla yapılan bir protokolün mevcut olduğu söylentileri olsa da bugüne kadar Resmî Gazete’de yayımlanan bir protokol bulunmamaktadır. Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın onay sürecinin Cumhurbaşkanı tarafından iyi bir şekilde yönetilmesi ve vize serbestisi olmadan anlaşmanın hayata geçirilmeyeceğinin belirtilmesi üzerine bu defa Yunanistan inanılmaz ölçüde yasa dışı göçü Türkiye’ye yönlendirmeye ve geri itme politikasını karada ve denizde istikrarlı bir şekilde sürdürmeye başlamıştır. Türkiye ile bazı devletler arasında iki taraflı geri kabul anlaşması olmasına rağmen kamuoyunun en fazla ilgisini Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması çekmiştir. 

Kısmen veya tamamen Avrupa Birliği’nin fonlamasıyla hemen hemen Türkiye’nin her ilinde kurulan 790 göçmen sağlığı merkezinde ve diğer hastanelerde maddi durumuna bakılmaksızın hizmet içi genelgelerle kimi hallerde mevzuata aykırı olarak sağlık hizmetleri ücretsiz olarak sunulmaktadır5. Bu merkezler, AB fonlarından desteklenerek kurulmuş olmakla beraber, kurulduktan sonra personelin maaşının ve diğer tüm giderlerinin devlet tarafından karşılanması sebebiyle bütçeye ek bir sağlık yükü oluşturmaktadır. Üstelik herhangi bir sıra vs. beklenmeksizin işlem yapılması; sadece yabancılara hizmet verilmesi sebebiyle sağlık alanında yabancılara imtiyaz tanınmıştır. Oysa 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun6 88(2). maddesinde sığınma kapsamında Türkiye’de kalan yabancılara tanınacak hakların Türk vatandaşlarına sağlanan hak ve imkânlardan fazla olması açıkça yasaklanmıştır. 

Göç alanında faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının sayısındaki inanılmaz artış, bunların yasa dışı göçü artıran eylemlerinin kontrol edilmesini neredeyse imkansızlaştırmıştır. Göç ve iltica alanında faaliyette bulunan derneklerin denetlenmesi ve bir an önce kontrol altına alınması gerekmektedir. 

Bir ülkeye sığınan yabancı gönüllü olarak kendi ülkesine dönerse sığınma hakkı sonlandırılır. Nitekim 6458 sayılı Kanun’un 85(1). maddesinin (ç) bendine göre, terk ettiği veya zulüm korkusuyla dışında bulunduğu ülkeye kendi isteğiyle tekrar dönmüşse, uluslararası koruma statüsü sona erer. Aynı hüküm geçici koruma altındaki Suriyeliler için de geçerlidir. Zira Geçici Koruma Yönetmeliği’nin7 “geçici korumanın bireysel olarak sona ermesi veya iptali” başlığını taşıyan 12(1). maddesinin (a) bendine göre, geçici korunanların kendi isteğiyle Türkiye’den ayrılması halinde geçici koruması sona erer. Yönetmeliğin açık hükmüne rağmen geçici koruma altındaki Suriyelilerin, Türkiye’den Suriye’ye gidip gelmesine izin verilmesi hukuka aykırıdır. İltica sistemiyle bağdaşmayan bu uygulamaya derhal son verilmelidir. 

Suriyelilere sunulan hizmetler; “cep harçlığı”8 adı altında yapılan nakdi yardımlar; kamu hizmetlerine kolayca erişim başta olmak üzere adeta vatandaştan daha imtiyazlı olarak yapılan muameleler Türkiye’yi göçün hedefi haline getirmiştir. Ayrıca kara ve deniz sınırlarının iyi korunamaması sebebiyle pandemiye rağmen yasa dışı göçmen sayısının 2019 yılında 454.662; 2020 yılında 122.302 ve 2021 yılında 22.1159 yani son üç yılın toplamında 599.079 yabancıya ulaşmıştır. Üstelik bu sayılar resmi sayılar olup yetkililerin tespit edemediği ve yasa dışı olarak Türkiye’de bulunan yabancıların olduğu da bir gerçektir. Yapılan iltica başvuruları kayda alınmış, ancak başvuruları karara bağlanmamış yüz binlerce insan kayıt belgeleriyle Türkiye’de bulunmaktadır. Oysa bunların önemli bir kısmı iltica statüsü almak için yasalarda aranılan şartları taşımadığından iltica başvuruları reddedilerek sınır dışı edilmesi veya ülkelerine geri gönderilmeleri gerekir. 

Ayrıca Türkiye 28.4.2011 tarihinden itibaren kitlesel akınla gelen Suriyeliler açısından kaldırmayacağı bir yükün altına girmiştir. Geçici koruma kitlesel akınla gelenlere uygulanır; bu durumda olan bir ülkenin idari, sosyal, ekonomik ve siyası açıdan kaldıramayacağından fazla bir yük altına girmesi sebebiyle artık diğer ülkelerden gelen ve sığınma talep edenleri kabul etmemesi gerekir. Oysa Türkiye Suriye dışında diğer ülkelerden gelen ve sığınma talep edenlerin kayıtlarını da yapmıştır. 

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ve özellikle Yunanistan’ın karadan veya denizden ülkeye girmeye çalışanlara uyguladığı insanlık dışı muameleyi, her tür medya kanallarında sistematik bir şekilde yayınlatarak ülkeye girmek isteyenlere verdiği gözdağı ve geri itme politikaları, Avrupa Birliği ülkelerine yasa dışı göçü azaltmış; ancak Türkiye’yi yasa dışı göçün odağı haline getirmiştir. Yunanistan’daki sivil toplum ve insan hakları birimleriyle yapılan görüşmelerde Türkiye’den Yunanistan’a yönelen yasa dışı göçmen sayısının Türkiye’de belirtilen rakamın onda biri kadar bile olmadığı; gelenlerin ana karaya alınmadığı; adalarda aç sefil bırakılarak ülkeden gitmeye zorlandığı; sistematik bir şekilde Türkiye’ye geri itildiği; Yunanistan’ın uyguladığı korku ve dehşet politikasının başarılı olduğu ve Yunanistan’a yönelen yasa dışı göçü azalttığı ifade edilmiştir. Üzülerek belirtmeliyim ki Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi göç deposu olarak kullanma politikası, kamuoyunun tepkisinden korkulmasına rağmen sessizce kabul edilmekte ve yürütülmektedir. Üstelik bu fedakârlığın Avrupa Birliği nezdinde hiçbir karşılığı da bulunmamaktadır. 

2019 yılında 44.527.385 ve 2020 yılında 12.678.664 yabancı Türkiye’ye giriş yapmasına10 rağmen turizme bir katkılarının olmadığı; otellerde konaklamadığı ve zaten turizm amaçlı gelmediği açıktır. 2021 yılında Türkiye’ye giriş yapan yabancıların sayısı ise açıklanmamıştır. Bütün ülkelerin ikamet izni başvurularını askıya almasına ve Covid-19’a rağmen Türkiye, sadece 2021 yılının ilk dokuz ayında 1.208.314; 2020 yılında 886,653; 2019 yılında 1,101,030 yabancıya ikamet izni verdiği11; gelenlerin turizm amacıyla gelmediği; zaten turizm amacıyla gelselerdi vize veya vize muafiyetinin yeterli olacağı herkesin bildiği bir gerçektir. Şu anda mevcut ikamet izni başvurularının sayısı aşırı fazladır. Somali, Bangladeş ve Cibuti başta olmak üzere Afrika ülkelerinden gelenler, ekonomik ve iklim değişikliği sebepleriyle gelmektedirler. Söz konusu ülkelerden gelenlerin bir kısmı Türkiye’ye yasa dışı yollardan giriş yapmaktadır. Bir kısmı ise yasal olarak Türkiye’ye girmektedir. Afrika ülkelerinin içinde bulunduğu durum dikkate alındığında bunların ülkelerine dönme niyetlerinden söz etmek mümkün gözükmemektedir. Afrika ülkelerinden gelenlere söz konusu ülkelerdeki Türk konsolosluklarının veya sınır kapılarındaki görevlilerin hangi gerekçeyle vize verdiği ya da bu ülkelerin vatandaşlarına niçin vize muafiyetinin tanındığı; bu ülkelerin vatandaşlarını Türkiye’deki hangi şirketlerin ve sivil toplum kuruluşlarının organizasyon yaparak Türkiye’ye getirdikleri; Türkiye’ye geldikten sonra nasıl oluyor da pandemi döneminde 2 yıl süreli turizm amaçlı ikamet izni aldıklarını anlamak mümkün değildir. Suriye krizi sırasında izlenen politikasızlık şimdi Afrika ülkelerinden Türkiye’ye yönelen iklim değişikliği göçlerine karşı aynen uygulanmakta; birkaç şirket veya sivil toplum kuruluşuna kazanç sağlama dışında Türkiye’ye hiçbir faydası olmayan; Türkiye’ye kaldırılması olanaksız idari ve mali yük getiren; Türkiye açısından ciddi bir güvenlik zafiyeti yaratan; aynı ülkeden gelenlerin sayısı dikkate alındığında ileri de gettolaşma ve toprak taleplerine yol açabilecek bu uygulamaya bir an önce son verilmesi gerekir. 

Türkiye’deki yasa dışı göçmenlerin bir kısmı Pakistan, Nijerya, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Kırgızistan ve Vietnam vatandaşıdır. Kırgızistan12, Pakistan13, Romanya14, Rusya Federasyonu15, Ukrayna16 ve Vietnam17 ile Türkiye arasında geri kabul anlaşması bulunduğundan, söz konusu devletlerin vatandaşı olan yasa dışı göçmenlerin bu anlaşmalara istinaden ülkelerine geri gönderilmesi gerekmektedir. Ayrıca Türkiye ile Yemen arasında geri kabul anlaşması yapılmıştır. Yemen’le yapılan geri kabul antlaşmasının onay kanunu Resmî Gazete’de yayınlanmış18, ancak bu anlaşmaya ilişkin Cumhurbaşkanı kararı henüz Resmî Gazete’de yayınlanmamıştır. Söz konusu anlaşmaya ilişkin onay kararının Resmî Gazete’de geciktirilmeksizin yayınlanması ve Türk mevzuatında aranılan şartları sağlamayan Yemen vatandaşlarının bu anlaşma uyarınca ülkelerine geri gönderilmesi için gerekli adımlar atılmalıdır. 

Verilen ikamet izinlerin yanı sıra yüz binlerce ikamet izni başvurusunun olduğu; 81 ilkedeki göç idarelerinin mesai saatlerini de aşarak gece gündüz çalıştığı; böyle bir uygulamanın Türkiye’ye zarardan başka hiçbir faydasının bulunmadığı; ikamet izni almak için yasada aranılan şartlara uyulmadığı; kimi zaman başvuru yapan yabancıların sahte belgeler kullandığı, ikamet izni süresi bitenlerin sürelerinin uzatılmaması halinde bunların çoğunun sınır dışı edilemeyeceği konularının hassasiyetle değerlendirilmesi gerekir. 

Yabancıların mahkemelere, idari makamlara, sağlık kurumlarına, eğitim-öğretim kurumlarına yaptığı başvuruların sayısı inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Bu kurumlarda harcanan emek, mesai; yapılan masraflar Türk vatandaşlarına verilen hizmetleri ciddi ölçüde aksatmaktadır. Bu durumun göçü yönetilebilir olmaktan çıkardığı açıktır. 

Irak ve Suriye’den düzenli olarak yapılan giriş-çıkışların; Afganistan, Irak ve Suriye başta olmak üzere birçok ülke vatandaşlarının önlenemeyen yasa dışı girişlerinin yarattığı güvenlik sorunlarının yanı sıra ikamet izinlerinde izlenen yanlış politika “iklim mültecisi” olarak anılan ve özellikle Afrika ile Asya ülkelerinden Türkiye’ye yönelen göçü teşvik etmektedir. Üst düzey siyasi iradenin gerçek sayılara erişmesi, idari işlemlerde şeffaflık esası uyarınca yasa dışı göçmen olarak Türkiye’de bulunan yabancılardan ne kadarının mevzuata aykırı olarak iltica başvurusu kapsamında kaydının yapıldığı veya insani ikamet izni altında ikamet verildiği; gayrimenkul satın alma suretiyle kaç yabancıya vatandaşlık verildiği paylaşılmalıdır. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun Uygulama Yönetmeliği’nin 16(2)(c) maddesi uyarınca Suriyelilerin vatandaşlık alması yasak olmasına rağmen 2011 yılından beri Suriyelilerden kaçına vatandaşlık verildiğinin açıklığa kavuşturulması gerekir. 

Ayrıca Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün açıklamalarına göre, bazı Arap ülkeleri de dâhil olmak üzere 12 ülkede temsilcilik açılarak19, taşınmaz alımı hizmeti bizzat bu ülkelerde verilmektedir. Ancak Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün yurt dışında temsilcilik açması ve buralarda gayrimenkul edinimi başvurularını karara bağlaması uygulaması isabetli değildir. Zira toprağın ve tarımın ne kadar önemli olduğunun farkına varan ülkeler, inşaat sektörünü özendirmek yerine topraklarını korumaya çalışmaktadırlar. Ayrıca söz konusu temsilcilikler vasıtasıyla taşınmaz mal edinen yabancıların Türk vatandaşlığını kazanmak için müracaat etme hakları doğacaktır. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü gayrimenkul ediniminde Irak, İran, Afganistan başta olmak üzere kimi Arap ülkelerinin ilk sıralarda yer aldığını ifade etmiştir20. Son yıllarda -resmi sayılar açıklanamamakla beraber-İran’dan gelerek taşınmaz mal edinen ve Türk vatandaşlığını kazananların sayısına ilişkin söylentiler bile kabul edilebilir rakamların çok üstüne çıkıldığını göstermektedir. 

Suriyelilerin imam nikâhıyla evlendikleri; talak yoluyla boşandıkları; kendilerine ait şeri mahkemeler kurdukları21; çocukların gerçekte annesi veya babası olmayan kişiler üzerine kaydettirdikleri22; soy bağının değiştirilmesine ilişkin TCK’deki suçları işledikleri23; gerçek dışı beyanları üzerinde düzenlenen belgelerden kaynaklanan çok sayıda dava olduğu24; iklim mültecilerinin şimdiden Türkiye’yi hedef ülke olarak seçtikleri; kimi ülkelerin ve uluslararası kuruluşların bu yönde teşvik edici faaliyetlerinin olduğu da gerçeği dikkate alınarak Türkiye’nin bir an önce “millî” bir göç politikası oluşturması; vize ve ikamet politikasını tamamen değiştirmesi gerekir. 

İkamet izni veya vizeyle Türkiye’ye giriş yapan Arap ülkelerinin, Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinin, Afrika ve Orta Doğu ülkelerinin vatandaşlarından, vize veya ikamet süresi bittikten sonra vize veya ikamet iznini uzatamayanlar bile Türkiye’de kalmaya devam etmekte; böylece yasal olarak Türkiye’ye girseler bile yasa dışı duruma düşmektedirler. Bu nedenle Türkiye’nin vize ve ikamet izni verme politikasını değiştirmesi gerekir. Afrika ülkeleri iklim sebebiyle göçün kaynağı halinde gelmiş ve gelmeye devam etmektedir. Göç ve iltica kapsamında Türkiye’de bulunan yabancıların sayısı dikkate alınarak Türkiye’nin Nijer Cumhuriyeti25, Ekvator Ginesi26, Ruanda27, Sierra Lione28, Gine Bisau29, Surinam30, Gabon31, Fildişi32, Kamboçya33, Nambiya34, Guyana35 ve Irak’la36 yaptığı vize muafiyeti anlaşmalarını derhal sonlandırması; 2014 yılında Resmî Gazete yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı37 ekindeki ülke vatandaşlarına Türkiye’ye girişte vize verme uygulamasını sonlandırması gerekir. Zira söz konusu ülkeler iç veya kabileler arası çatışmaların yoğun olduğu; BM Güvenlik Konseyi, AB ve ABD’nin hazırladığı listelerde terör örgütü ve teröristlerin yaşadığı ülkeler olarak yazıldığı ülkelerdir. Üstelik Cezayir’le yapılan vize muafiyeti anlaşmasında38 15 yaşından küçük ve 65 yaşından büyük umuma mahsus pasaport hamillerine; Libya’yla yapılan anlaşmada39 12 yaşından küçük ve 65 yaşından büyük umuma mahsus pasaport hamillerine vize muafiyeti tanınmıştır. Böyle bir ayrıcalığın tanınmasının amacı açıklanmamıştır. Her iki yaş grubunun bakıma muhtaç duruma düşme ihtimali olduğundan kamu maliyesine özel bir yük getirme olasılıkları oldukça yüksektir. 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) istatistiklerine göre, 2020 yılı itibarıyla Türkiye dünyada en fazla mülteci barındıran ülkeler arasında 3.7. milyonla birinci sırada yer almaktadır. İkinci sırada 1.7 milyonla Kolombiya gelmektedir40. Ancak Türkiye açısından belirtilen rakam doğru değildir. Çünkü bu rakam sadece geçici koruma altındaki Suriyelilerin sayısıdır. Hatta 15 Eylül 2021 tarihinde yapılan Göç Kurulu toplantısının sonrasında İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan basın toplantısında geçici koruma altındaki Suriyelilerin sayısı 3.710.532; öğrenci ve ailevi sebepler vs. başta olmak üzere ikamet izni verilenlerin sayısı 1.207.749’dir. Yani resmi rakamlara göre toplamda 4.918.281 Suriyeli Türkiye’de yaşamaktadır. Geçici koruma altındaki Suriyelilerin bir kısmına ikamet izni verilmişse de bu uygulama mevzuata aykırıdır. Gerçek sayı uluslararası kuruluşlar tarafından açıklanmak istenilmemektedir. Zira yabancıların sebebiyet verdiği güvenlik sorunları ve işledikleri suçların sayısı ve kamu bütçesinde oluşturdukları ağır yük sebebiyle kamuoyunun tepkisi giderek artmaktadır. Avrupa, Türkiye’nin sırtını sıvazlasa da Türkiye bu yükü kaldıramamaktadır. Özellikle Afgan göçünün ardından Türkiye’nin göç politikası iflas etmiştir. Yasa dışı göçün odağı haline gelen Türkiye, sınır dışı edilmesine karar verdiği yabancıları gönderecek ülke bulamamaktadır. Geri gönderme merkezleri kapasitelerinin çok üstüne çıktığından kamu güvenliği açısından oldukça riskli yabancılar bile serbest bırakılmaktadır. Çünkü yasa gereği geri gönderme merkezlerinde tutma süresi en fazla 12 aydır. 

Polisin, mahkemelerin, idari birimlerin, hastanelerin ve okulların iş yükü başa çıkılamaz ölçüde artmıştır. Türkiye’ye yönelen göç dalgaları azalmadığı gibi artmaktadır. Yakın bir gelecekte Türkiye’den Türk vatandaşları da dâhil Avrupa’ya doğru yoğun bir göç hareketliliği olma ihtimali çok yüksektir. Avrupa’nın Türkiye’ye reva gördüğü gibi, yasa dışı göçü tek bir ülkede tutmak mümkün değildir. Bu nedenle, bir an önce uluslararası yük paylaşımı yapılmalıdır. Doğan kaynakların azalması, iç savaşlar ve çatışmalar, iklim değişikliklerinin yol açtığı felaketler ve tükenen kaynaklar göç karşıtı bir akım oluşturmuştur. Bu akım Avrupa’da ve ABD’de çocuklara karşı bile aynı sertlikle uygulanmaktadır. Refakatsiz çocukları sınır dışı ederken bile Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da insan hakları unutulmuştur. 

Türkiye’nin sınırlarını göç ve ilticaya kapattığını; yasa dışı girişlere karşı her türlü önlemin alınacağını; yasa dışı göçle etkin bir şekilde mücadele edeceğini; Türkiye’de bulunan yabancıların Türk hukukuna uymakla yükümlü olduğunu; Yunanistan başta olmak üzere AB ülkelerinden özellikle denizde geri itilen yabancıları alma yükümlülüğünün bulunmadığını; önerilen mali yardım ne olursa olsun hiçbir şekilde AB’nin göç deposu olmayacağını istikralı bir şekilde yinelemesi; dünyaya duyurması gerekmektedir. Göç idaresi personelinin hukuka uygun davranmasının sağlanması; Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün mevzuata aykırı şekilde hizmet içi genelgelerle göç idaresi müdürlüklerine talimat vermesinin önüne geçilmelidir. 

Kitlesel göç halinde bile açık sınır kapısı politikası uygulayan Türkiye’nin içinde bulunduğu terör çemberi, güvenlik kaygıları, mülteci barındıran ülke olarak dünyada birinci sırada yer alması, ülkede bulunan milyonlarca yabancının sebep olduğu idari, sosyal, siyasal ve ekonomik yük sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Kamu kaynaklarının inanılmaz ölçüde tüketilmesi, konut, arsa ve yiyecek başta olmak üzere fiyatların artmasına sebep olan göç hareketliliği halkın tahammül sınırlarının çok üstüne çıkmıştır. Aslında Türk halkının isyanı yabancı düşmanlığı veya ırkçı bir yaklaşım değildir. Zaten yakın zamana kadar Türk halkının sert bir söylemi de olmamıştır. Ancak artık ekonomik, siyasi, sosyal ve idari açılardan kaldırılamayacak boyutlara varan göç yükünden kurtulmak için gerekli adımların atılmasını istemektedir. Üstelik izlenen yanlış ikamet izni politikası, Somali ve Bangladeş örneklerinde olduğu gibi aynı ülkeden gelen, yüz binlerle ifade edilen sayılarda yabancıyı kabul etmesinin, ikamet izni vermesinin demografik yapıyı bozacağı gibi ileride Türkiye’den toprak talebine dahi sebebiyet verebilecektir. Ayrıca özellikle Yunanistan’ın geri itme politikası sebebiyle hayatları risk altında olan çok sayıda yasa dışı göçmeni kurtararak bunları Türkiye’nin kara toprağına çıkarması, Yunanistan’ı daha da cesaretlendirmekte ve geri itmeyi istikralı bir şekilde sürdürmektedir. Böylece aslında Türkiye, komşu ülkelerde cereyan eden olaylar, Afrika ülkelerinden Türkiye’ye yönelen göç dalgası veya komşu ülkelerin geri itme politikaları sebebiyle sınırlarını ve göçü tam olarak kontrol edememekte; kendi egemen yetkisini gerçek anlamda kullanamamaktadır. Bu nedenlerle Türkiye’nin sınırlarını kapattığını; nitelikli iş gücü hariç yabancılara ikamet izni vermeyeceğini; mevcut sayılar dikkate alındığında dünyada en fazla mülteci barındırdığından bundan sonra iltica taleplerini işleme sokmayacağını artık dünyaya duyurmasının zamanı çoktan gelmiştir. Zaten yasalar da bunu emretmektedir! 

Son Notlar 

  1. Yasal düzenlemelerin hazırlık çalışmaları için bkz. Nuray EKŞİ, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (Tasarısı), İstanbul 2012. 
  2. Karar Sayısı: 2018/11464: Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün Taşra Teşkilatında Bazı Yerlerde İlçe Göç İdaresi Müdürlüğü Kurulması Hakkında Karar, RG 29.3.2018/30375. 
  3. Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Antlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Kanun No. 6547, Kabul Tarihi: 25.6.2014, RG 29.6.2014/29044. Karar Sayısı: 2014/6652: 16 Aralık 2013 tarihinde Ankara’da imzalanan ve 25.6.2014 tarihli ve 6547 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli “Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Antlaşma”nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığının 16.7.2014 tarihli ve 6702424 sayılı yazısı üzerine, 31.5.1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 21.7.2014 tarihinde kararlaştırılmıştır (RG 2.8.2014/29076). 
  4. Bkz. Nuray EKŞİ, Türkiye Avrupa Birliği Geri Kabul Antlaşması, İstanbul 2016, s. 36 vd.; Nuray EKŞİ, Türkiye- Avrupa Birliği Geri Kabul Antlaşması: Bir Hatalar Zinciri, 14(2016)163 Legal Hukuk Dergisi, s. 3565-3572; Nuray EKŞİ, Joint Readmission Committee Constituted by the EU-Turkey Readmission Agreement Has No Power to Change of Date from 1 October 2017 to 1 June 2016 for the Implementation of Obligations Contained in Articles 4 and 6 on the Readmission of Third Country Nationals and Stateless Persons, 1(2016)1 Revista Akademike Legal, p. 21-25. 
  5. Örneğin, Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Geçici Koruma Altına Alınanlara Verilecek Sağlık Hizmetlerine Dair Esaslar”. 
  6. RG Kanun No. 6458, Kabul Tarihi: 4.4.2013, RG 11.4.2013/28615. 
  7. RG 22.10.2014/29153. 
  8. 6458 sayılı Kanun md. 89(5). Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Uygulama Yönetmeliği (RG 17.03.2016/29656) md. 109. 
  9. https://www.goc.gov.tr/ duzensiz-goc-istatistikler (28.9.2021). 
  10. https://www.goc.gov.tr/giris-cikis (27.9.2021). 
  11. https://www.goc.gov.tr/ikamet-izinleri (27.9.2021). 
  12. RG18.10.2009/27380. 
  13. RG 14.5.2016/29712. 
  14. RG 24.11.2009/27416. 
  15. RG 15.3.2011/27875. 
  16. RG 26.9.2008/27009. 
  17. RG 23.3.2008/26825. 
  18. RG 16.3.2017/3009. 
  19. Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Sayısı: 4, (RG 15.7.2018/30479) md. 485 (RG 5.2.2019/30677-Cumhurbaşkanı Kararnamesi 30/21). 
  20. https://www.tkgm.gov.tr/tapu-ve-kadastro-genel-mudurlugu- 5-ulkede-temsilcilik-aciyor-wwwcnnturkcom (27.9.2021); https://www.tkgm.gov.tr/ ihtiyac-halinde-12%27den-fazla-tapu-temsilciligi-acabiliriz(27.9.2021). 
  21. Mahmut KAYA, İki Hukuk Arasında Arafta: Suriyeli Kadın Mültecilerin İnformel Evlilikleri ve Boşan(ama)ma Krizi, 5(2018)31 Journal of Social and Humanities Sciences Research, s. 4719 dn. 15; Mahmut KAYA, Türkiye’deki Suriyeliler İç İçe Geçişler ve Karşılaşmalar, İstanbul 2017, s. 124-125; Nuray EKŞİ, Türkiye’ye Sığınan Yabancıların Şahsın Hukuku ve Aile Hukuku Davaları, İstanbul 2021, s. 141. 
  22. Konuya ilişkin davalar için bkz. EKŞİ, Türkiye’ye Sığınan Yabancıların Şahsın Hukuku ve Aile Hukuku Davaları, s. 74 vd. 
  23. Türk Ceza Kanunu’nun “çocuğun soybağını değiştirme” başlıklı 231. Maddesine göre, (1) Bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, sağlık kurumundaki bir çocuğun başka bir çocukla karışmasına neden olan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.
  24. Bkz. EKŞİ, Türkiye’ye Sığınan Yabancıların Şahsın Hukuku ve Aile Hukuku Davaları, s. 13 vd.
  25. RG 25.6.2021/31522.
  26. RG 28.8.2020/31227.
  27. RG 11.7.2020/31182.
  28. RG 5.3.2020/31059.
  29. RG 25.12.2019/30989.
  30. RG 24.10.2019/30928.
  31. RG 20.3.2016/29659.
  32. RG 11.7.2015/29413.
  33. RG 11.7.2015/29413.
  34. RG 25.4.2014/29156.
  35. RG 10.10.2014/29141.
  36. RG 8.10.2016/29851.
  37. Karar Sayısı: 2014/5898: Sınır kapılarında vize verilmesine ilişkin ekli Kararın yürürlüğe konulması; İçişleri Bakanlığı’nın 3.2.2014 tarihli ve 485 sayılı yazısı üzerine, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 18 inci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 10.2.2014 tarihinde kararlaştırılmıştır (RG 19.2.2014/28918). Ancak bu listede yer alan bazı ülkelerle sonradan vize muafiyeti anlaşması yapılmıştır. Örneğin, Nijer (25.6.2021/31522); Ekvator Ginesi (RG 28.8.2020/31227); Ruanda (RG 11.7.2020/31182); Sierra-Leone (RG 5.3.2020/31059).
  38. RG 27.12.2019/ 30991.
  39. RG 11.11.2018/30592.
  40. https://www.unhcr.org/refugee-statistics/ (27.9.2021). 
Sayı: İktisat ve Toplum Dergisi 132
Sayfa Aralığı: 13-23

Bir cevap yazın