Türkiye’de Sanayi ve Hizmet Sektörleri – Ayça Tekin Koru, Nazire Nergiz Dinçer (İTD 88)


Gelişmiş ülkelerin iktisadi tarihlerine bakıldığında görülen önemli olgulardan birisi gelişim süreçleri boyunca tanık oldukları sektörel kaymalardır. Birinci ve ikinci sanayi devrimleri ile birlikte tarımdan sanayiye doğru önemli hamleler yapan bu ülkeler, üçüncü ve dördüncü sanayi devrimlerini de içinde barındıran son elli yıl içerisinde, sanayiden hizmetlere doğru kaymışlardır.

Türkiye’nin yakın dönem tarihine bakıldığında da ana sektörler arasında önemli geçişler olduğu görülmektedir. Son yarım yüzyıl boyunca giderek artan kırdan kente göç, tarımdan hizmetler sektörüne istihdam kaymalarını beraberinde getirmiştir. Sanayisizleşmeye doğru bir eğilimin görüldüğü Türkiye ekonomisinde hizmetler sektörü giderek önem kazanmıştır.

Şekil 1’de de görüldüğü gibi tarımın payı 1968’den 2016’ya kadar olan süreçte %43’ten %7’ye düşmüştür. Sanayi sektörünün payı ise aynı dönemde oldukça durağan bir seyir izlemiş ve 2016 yılı itibarı ile %19 seviyesinde kalmıştır. Hizmetler sektörünün payı ise son 50 yılda büyük bir artış göstererek %35’ten %61’e çıkmıştır.

Bu çerçevede, bu yazıda TED Üniversitesi Ticaret Araştırmaları Merkezi (TEDÜTAM) tarafından gerçekleştirilen, en son firma seviyesindeki çalışmada (Dincer ve Tekin-Koru, 2018) bulunan sonuçlardan bir derleme sunulacaktır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan firma düzeyindeki veriye bakıldığında, 2015 yılı itibarı ile sanayi ve hizmetlerdeki işletmelerin tarım hariç toplam işletme sayısındaki payı sırasıyla %12 ve %88 iken, bu işletmelerin üretimdeki payları sırasıyla %48 ve %52 olarak gerçekleşmiştir1. İstihdama bakıldığında ise çalışanların tarım hariç toplam işletme sayısındaki payı sanayide %27 ve hizmetlerde ise %73 olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu tablodan anlaşılan şudur ki, Türkiye sanayileşmesini henüz tamamlamadan prematüre olarak hizmetleşmektedir. Hem firmaların hem istihdamın hizmetler sektöründeki payı çok baskın olduğu halde, bu sektörün üretiminin ekonomiye katkısının kısıtlı olduğu görülmektedir.

Sanayi ve hizmetler sektöründe üretimin yıllar itibari ile değişimine bakıldığında ortaya çıkan resim (Şekil 2) Türkiye’nin prematüre hizmetleşmesine dair önemli bulgular sunmaktadır. Hizmetler sektörü üretiminin sanayi üretimine oranı 2003 yılında sadece %28 iken, bu oran özellikle küresel finansal kriz yıllarında büyük ölçüde artarak, 2015 yılında %80 seviyesine dayanmıştır. Bu 13 yıl içinde imalat sanayinin cari üretimi ortalamada her yıl %6 artarken, hizmetler sektöründe üretim yılda %24 oranında artmıştır.

İstihdam tarafından bakıldığında ise daha çarpıcı bir sonuç ortaya çıkmaktadır (Şekil 3). 2003 yılında 20+ çalışanı olan hizmetler sektörü firmalarında 500.000 civarında çalışan varken 2015 yılında bu rakam 5 milyon çalışanın üzerine çıkmıştır.

İmalat Sanayi

Türkiye’de 2015 yılında imalat sanayinin sektörel dağılımına bakıldığında en büyük payın kimya, plastik, petrol, ecza ürünleri üretiminde olduğu ve bu oranın diğer ülkelerle benzer düzeyde gerçekleştiği görülmektedir (Tablo 1).

Tahmin edileceği gibi Türkiye’nin sanayi sektöründe, diğer ülkelere göre en farklı paya sahip sektör tekstil, giyim, deri olarak ortaya çıkmaktadır. Karşılaştırma yaptığımız ülkeler arasında tekstil, giyim, deri sektörü en yüksek paya sahip ülke olan Kore’de bu pay 2015 yılında yüzde 5 bile değilken, Türkiye’de yüzde 15 olarak gerçekleşmiştir. Bu sektörün emek-yoğun yapısı ve düşük katma değerli olduğu göz önüne alındığında, bu payın 2015 yılında hâlâ bu kadar yüksek olması Türkiye’nin uzun vadeli büyümesi açısından kaygı vericidir.

Son yıllarda Türkiye’nin özellikle ihracatta lokomotif sektörü olarak anılan otomotiv sektörünün de içinde bulunduğu ulaşım araçları sektörünün üretimdeki payı 2015 yılında yüzde 10 civarında gerçekleşmiştir. Öte yandan, kıyaslama yapılan diğer OECD ülkelerinde bu sektörün üretiminin toplam imalat sanayi üretimine oranı çok daha yüksektir. Bu durum, Türkiye’nin sanayileşme stratejisinde önemli bir yer tutan otomotiv sektörünün uluslararası piyasalarda göreli üstünlüğünün azalıyor olabileceği ve bu sektörün piyasa payının korunmasında güçlük çekilebileceği hususunda bir öncü gösterge olabilir.

Türkiye’de imalat sanayinin teknoloji kompozisyonuna bakıldığında ise, bundan 13 yıl önceki düşük teknolojili üretim yapısının devam ettiği görülmektedir (Tablo 2). Detaylı incelendiğinde, düşük teknolojili ürünlerin sanayi katma değeri içindeki payının düştüğü ancak, geçişin daha çok orta-düşük teknolojili sektörler yönünde olduğu ortaya çıkmaktadır. Dahası, 2003 yılında katma değer içindeki payı zaten oldukça düşük olan (%5,1) yüksek teknolojili sanayi mamulleri üretiminin, 2015 yılında daha da gerilediği (%3,8) görülmektedir.

Türkiye’nin dünya piyasalarına ihraç ettiği sanayi ürünlerinin teknolojik sofistikasyonu yıllar içerisinde düşmüş ve orta-yüksek teknolojili mamullerin yerini, orta-düşük teknolojili mamuller almıştır. İhracata dayalı büyüme stratejisini benimseyen Türkiye için ihracatın teknoloji kompozisyondaki bu erozyon, orta ve uzun vadede büyümeyi olumsuz yönde etkileyecek önemli faktörlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır.

Hizmetler Sektörü

Türkiye ekonomisinde gerek istihdamda, gerek katma değerde önemli paya sahip hizmetler sektöründe 20+ çalışanı olan firmaların katma değer kompozisyonuna bakıldığında, 2015 yılı itibarı ile katma değerin %31’i dağıtım (toptan ve perakende ticaret), %15’i ulaştırma ve %14’ü inşaat hizmetlerinden gelmektedir. (Şekil 3). Adı geçen bu sektörlerin genellikle niteliksiz işgücü istihdam eden ve katma değeri sınırlı sektörler olduğu bilinen bir gerçektir.

Bu çerçevede, hizmetler sektöründe, inşaat sektörü gibi niteliksiz işgücü istihdam eden ve Türkiye örneğinde olduğu gibi daha çok konut inşaatına yönelik, imalat sanayini bütünleyici karakteristiklerden yoksun, teknoloji sofistikasyonu düşük sektörlerin aşırı büyümesini kısıtlayıcı tedbirlerin alınması önem arz etmektedir.

Tablo 3, seçilmiş bazı OECD ülkelerinin Türkiye ile karşılaştırmalı olarak hizmetler sektöründe üretim kompozisyonunu göstermektedir. Türkiye’de en büyük paya sahip inşaat ve dağıtım/tamir sektörlerinin neredeyse hizmetlerin %50’sini oluşturduğu ancak, örneğin; ABD’de bu rakamın %22’ye kadar düştüğü görülmektedir.

Niteliksiz işgücü istihdam eden ve yukarıda kısaca söz edilen inşaat sektörünün, Türkiye’de hizmetler sektörü içerisindeki üretim payının %26 civarında olması ve 20+ çalışanı olan firmalar baz alınarak hazırlanan Şekil 3’te katma değer payının %14 olması, bu sektörün büyük çoğunlukla küçük firmalardan oluştuğunu ve katma değerinin düşük olduğunu göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde inşaat sektörünün hizmetler içerisindeki payı %10 civarında iken, Türkiye’ye en yakın gelişmekte olan OECD ülkesi Polonya’da bu payın %18 olduğu görülmektedir. Bir başka deyişle, bu uluslararası karşılaştırma, inşaat sektörünün yukarıda bahsedilen orantısız büyüklüğünü ve tedbir alınma gereksinimini doğrulamaktadır.

Türkiye’de eğitim ve sağlık sektörlerinin hizmetler üretimindeki payı, 2015 yılında sadece %5 olarak gerçekleşmiştir. Tablo 3’te gösterilen diğer tüm OECD ülkelerinde bu oran iki basamaklıdır. Bu durum, Türkiye’nin potansiyel büyümesinin düştüğünün konuşulduğu şu günlerde, uzun dönem büyüme için de sirenlerin çaldığının en çarpıcı göstergelerinden biridir.

2011 yılında adı konmuş olan ve üretimde dijital dönüşümü temel alan Sanayi 4.0 göz önüne alındığında, bilişim ve profesyonel/bilim/teknik hizmetlerinin ekonomik gelişme için ön koşul olacağı açıktır. Ancak, Türkiye’nin bu ligde küme düşmek üzere olduğu ayan beyan ortadadır. OECD ülkeleri ile karşılaştırıldığında bu sektörlerin payının Türkiye’deki paylara kıyasla iki misli olduğu görülmektedir.

Sonuç Yerine

Bu yazının çıkarımlarını özetlemek gerekirse:

  • Türkiye’nin üretim ve katma-değer kompozisyonu sürdürülebilir büyümenin önünde bir engel teşkil etmektedir.
  • Hizmetler sektörü imalat sanayine kıyasla hem katma değer hem istihdam anlamında orantısız olarak büyümektedir.
  • Her iki sektörde de teknoloji sofistikasyonu yeterli düzeyde değildir.
  • Özellikler hizmetler sektöründe niteliksiz-emek yoğun alt sektörlerin göreli payı artmıştır.

Bir sonraki yazımızda imalat sanayi ve hizmetler sektörlerinin verimliliği kaleme alınacaktır.

Son Notlar

1. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri kullanılarak hesaplanmıştır.

Kaynakça

– Dincer N.N. ve Tekin-Koru, A. (2018). The Evolution of Firm-Level Productivity in Turkey in 2000s. Mimeo.

Ayça Tekin-Koru Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İktisat bölümünden lisans derecesini 1994, yüksek lisans derecesini 1997 yılında aldı. Purdue Üniversitesi, Ekonomi bölümünde doktorasını 2001 yılında tamamladı. 2001-2003 yılları arasında Krannert School of Management bünyesinde konuk öğretim üyesi olarak MBA ve Ekonomi programlarında ders verdi. Sonrasında 2003-2011 yılları arasında Oregon State Üniversitesi, Ekonomi bölümünde görev yaptı. 2012-2016 yılları arasında TED Üniversitesi, İşletme Bölümü'nün kurucu bölüm başkanlığı görevini yürüttü. Ayça Tekin-Koru çalıştığı üniversitelerde çeşitli düzeylerde uluslararası iktisat, oyun kuramı, mikroekonomi, makroekonomi ve sosyal meseleler iktisadı gibi dersler verdi. Araştırma konuları arasında, uluslararası ticaret, doğrudan yabancı yatırımlar ve iktisadi bütünleşme bulunmaktadır. Akademik araştırmalarının yanı sıra, 2012 yılından bu yana, İktisat ve Toplum dergisinde Sardunya adlı köşede Türkiye ve dünya ekonomisi üzerine yazılar yazmaktadır. Prof. Dr. Tekin-Koru, halen, TED Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesidir.

Nazire Nergiz Dincer, 1997 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde Matematik Bölümünden lisans derecesini almıştır. Devlet Planlama Teşkilatı'nda planlama uzmanı olarak çalışmıştır. 2005 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Ekonomi alanında doktora derecesini almıştır. Doktora sonrası çalışmalarını 2005-2006 ve 2010-2011 dönemlerinde University of California, Berkeley'de tamamlamıştır. 2012 yılından beri TED Üniversitesi'nde çalışmaktadır. Halen Ekonomi Bölümü'nde profesör olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda TEDÜ Ticaret Araştırmaları Merkezi'nin kurucularından olan Prof. Dinçer, Merkez Müdürlüğünü'de üstlenmiştir. Prof. Dinçer’in araştırma alanları arasında uluslararası ekonomi, Türkiye ekonomisi ve merkez bankacılık yer almaktadır. Yayınları Economic Inquiry, International Journal of Central Banking, Economic Modelling, European Journal of Operational Research ve Empirica gibi dergilerde basılmıştır. Ayrıca, Oxford University Press ve Edward Elgar Publishing gibi yayınevlerinde basılan kitaplara katkı vermiştir. TUBITAK, IMF, Dünya Bankası ve İSEDAK gibi kurumlar tarafından fonlanan projelerde yer almıştır. Prof. Dinçer, Journal of Financial Stability, Journal of Money, Credit and Banking, Journal of International Money and Finance, IMF Staff Papers, Journal of Economic Integration gibi birçok dergide hakemlik yapmıştır.

Bir cevap yazın