Başkanlık Sistemiyle Türkiye Daha Hızlı Büyür Mü? – Turan Subaşat (İTD 52)


2015 genel seçiminin yaklaşmasıyla birlikte başkanlık sistemi ve bununla bağlantılı olarak da koalisyon ve tek parti hükümetlerinin avantaj ve dezavantajları tekrardan sıkça tartışılmaya başlandı. Aslında ortada bir tartışmadan çok AKP çevrelerinin tek parti hükümetlerinin ve bunu garantileyen başkanlık sisteminin avantajlarıyla ilgili (ve insana ilk bakışta mantıklı gelen) bazı varsayımlardan oluşan propagandası var. Buna muhalefet çevrelerinden gelen tepki, başkanlık sistemiyle amaçlananın diktatörleşme arayışlarının ya da Osmanlı’ya dönüş çabalarından ibaret olduğu iddialarından öteye geçemiyor. Dolayısıyla aslında koalisyon hükümetlerinin politik ve ekonomik istikrarsızlıkların kaynağı olduğuna dair genel bir uzlaşmanın olduğu söylenebilir.

Tek parti hükümetini sağlamak için başkanlık sistemi, seçim barajı ve alınan oy oranının üzerinde temsil gücü sağlayan (“nispi olmayan temsil sistemi” gibi) uygulamalar dünyada sıkça görülmektedir. Bu yazının amacı, tek parti hükümetini garantilemek için uygulanan seçim sistemlerinin demokrasi ve tek parti hükümetlerinin ekonomik başarı üzerine olan etkilerini kısaca tartışmaktır.

Koalisyonları zorlaştıran seçim sistemlerinin küçük partileri politik sistemden dışlayarak demokrasiyi zayıflattıkları tartışılmaz bir gerçekken, tek parti hükümetlerinin ekonomik istikrar ve büyüme üzerine olan etkileri bilimsel olarak fazlaca incelenmemiştir. Son derece sınırlı sayıdaki akademik çalışmalar ise, yaygın kanının aksine, koalisyon hükümetlerinin tek parti hükümetlerine göre ekonomik büyüme ve istikrar açısından daha başarılı olduklarını göstermektedir. Bu bulguyu test etmek için yaptığımız istatistiksel çalışma bu görüşü desteklemiştir.

Dolayısıyla, koalisyon hükümetlerinin ekonominin yönetimi açısından başarısız oldukları iddiası tek parti hükümetlerini garantilemek için geliştirilen politikaları meşrulaştırmak için yaratılmış bir mittir ve bu tip politikaların egemen partilerin çıkarlarına hizmet etme dışında ciddiye alınabilir hiç bir işlevi yoktur.

Tek parti hükümetleri ve demokrasi    

Tek parti hükümetleri toplumun çoğunluğunun oylarıyla iktidara geldikleri zaman demokrasi açısından daha az sorunludur. Ancak seçim sistemi temsil gücü düşük (oyları yüzde ellinin altında kalan) bir partiyi tek başına iktidar yapmak için düzenlenmiş ise bunun demokrasiye zarar vereceği çok açıktır. Bu bizim gibi demokrasi geleneği düşük olan ülkelerde özellikle büyük bir sorundur. Temsil gücü düşük olan partiler iktidara geldiklerinde, elde ettikleri denetimsiz güç ile iktidarlarının ömrünü normalden çok daha uzun kılacak politikalar uygulayabilirler. Seçim sistemleri koalisyon hükümetlerini zorlaştırma üzerine kurulu ve demokrasi kültürü bize göre çok daha gelişmiş olan ülkelerde bile demokrasinin ideal ölçütlere uygun olarak işlediğini söylemek zordur. Bunu demokrasinin beşiği olarak görülen ABD ve İngiltere’de görmek mümkündür. Bu ülkeler başkanlık ve parlamenter gibi farklı sistemlerle yönetilseler de, iki parti sistemini (İngiltere’de iki buçuk parti sistemi demek daha doğrudur) kullanırlar ve küçük partilerin büyüyerek parlamentoya girmeleri mümkün değildir. İki parti sisteminin, diktatörlükle eşleştirilen tek parti sisteminden sadece biraz daha demokratik olduğu, ancak ideal demokrasi normlarıyla bağdaşmadığı açıktır. Halk içtenlikle desteklediği partiler yerine iki kötüden daha az kötü gördüğü partiye oy vermeye zorlanır. Böylesine bir politika seçimleri anlamsız kılarak seçimlere olan ilgiyi azaltır.

Koalisyon hükümetleri politik istikrarsızlıkların bir kaynağı olmaktan daha çok toplumdaki ayrışmanın bir yansımasıdır. Politik istikrarsızlık olarak görünen şey aslında demokrasinin kendisidir. Bu anlamda “istikrarsızlığı” engellemenin en kolay yolu demokrasinin yok edilmesidir. Otoriter rejimler alternatif görüşleri baskı altına alarak “istikrar” sağlar. Koalisyon hükümetlerini zorlaştırmak adına temsil gücü düşük partileri iktidara getirmeyi amaçlayan seçim sistemleri de demokrasiyi ciddi oranda sekteye uğratır. Amaç toplumdaki ayrışmaları demokratik mekanizmalar aracılığıyla çözmek değil, otoriter rejimlerde olduğu gibi, baskı altına almak ve sistem dışı bırakmaktır. Bu nedenle yarı demokrasi (yarı diktatörlük) sistemler olarak değerlendirilebilirler.

Koalisyon hükümetleri çok daha geniş kitlelerin görüşlerini yansıtacağı için tek parti hükümetine göre çok daha demokratiktir. Koalisyon hükümetlerine izin verilen sistemlerde partiler seçmenlere çok daha net seçenekler sunarak daha dürüst bir politik kültür oluştururlar. Farklı politik görüşler halka daha farklı perspektiflerden alternatif politikalar sunar ve daha zengin bir tartışma ortamı yaratır. Koalisyon hükümetlerinde alınan kararlar, tartışma ve uzlaşmalar üzerinden olacağı için çok daha geniş bir kitlenin görüşlerini temsil ederler. Koalisyon ortakları birbirini daha iyi denetler ve dengeler. Koalisyon hükümetlerinin zorlaştırıldığı sistemlerde ise egemen partiler toplumdaki geniş bir yelpazenin görüşlerini temsil etme gibi neredeyse olanaksız bir görev üstlenir. Hükümetlerde izin verilmeyen koalisyonlar ana partilerin içinde kendini gösterir. Seçim zamanlarında kendilerini ortak düşünceler etrafında birleşmiş gibi göstermelerine rağmen seçimlerden sonra keskin ayrılıklar daha belirgin olarak ortaya çıkabilir ve sistemi istikrarsızlaştırabilir. Tek parti hükümetlerinde bir ülkenin geleceğini etkileyen kararlar ülke genelinde bir anlaşma sağlanmadan uygulanabilir ve bir çoğunluk diktatörlüğüne dönüşebilir. Tek parti yönetimleri uzun yıllar iktidarda kaldıklarında “kan değişimi” olasılığı azalmakta, hükümetler yaratıcılıklarını ve istekliliklerini yitirebilmektedir. Türkiye’de son yıllarda yaşananlar yukarıdaki tartışmaların hepsinin en belirgin kanıtı niteliğindedir.

Koalisyon hükümetleri ve ekonomik başarı

Koalisyon hükümetlerini eleştirenlerin en güçlü dayanağı tek parti hükümetlerinin daha istikrarlı olduğu ve bu istikrarın ekonomiye de yansıyacağıdır. Bu görüşe göre daha hızlı ekonomik kalkınma için demokrasiden taviz verilebilir. Burada ilginç olan şey, bu iddianın hiçbir kanıt sunulmadan bu kadar kesin bir dille ifade edilmesidir. Bu konudaki akademik çalışmaların son derece sınırlı sayıda olması kanıt sunulmamasını bir dereceye kadar açıklasa da, kanıt olmadan bu kadar kesin bir dil kullanılması yanıltıcıdır.

2011 yılında Cambridge University Press tarafından yayınlanan “Coalition Politics and Economic Development” başlıklı bir kitap dünyada bu konudaki çok ender çalışmalardan birisidir. Kitabın yazarı Irfan Nooruddin koalisyon hükümetleri ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi 105 ülke üzerinde çalışarak incelemiş ve koalisyon hükümetlerinin tek parti hükümetlerine oranla ekonomik istikrar ve büyüme açısından daha başarılı olduğunu kanıtlamıştır. Yazar bundan hareketle “daha fazla” demokrasinin ekonomik büyüme için kötü değil daha iyi olduğunu savunmaktadır. 214 ülke ve 1975-2012 yıllarını kapsayan (ve panel data yöntemi kullandığımız) bir ampirik çalışma bu bulguları desteklemiştir. Koalisyon hükümetleri dönemleri, istatistiksel olarak anlamlı bir biçimde, daha hızlı ekonomik büyüme ve daha düşük enflasyon oranlarına sahip görünmektedir. Aynı şekilde, başkanlık rejimiyle yönetilen ülkeler diğerlerine göre ekonomik büyüme açısından daha başarılı olmadığı gibi enflasyon açısından da daha başarısız görünmektedir.  Bu bulgular, tek parti (ve bunu sağlamak için başkanlık) hükümetlerini savunanların ekonomik istikrar ve daha hızlı büyüme için demokrasiden ödün verilebileceği yönündeki tartışmalarının bilimsel çalışmalar tarafından desteklenmediğini göstermektedir.

Başkanlık rejimini ve tek parti hükümetlerini savunmak için yapılabilecek olan son bir tartışma, Türkiye’nin diğer ülkelerden farklı olduğu ve tüm dünya ülkelerini kapsayan çalışmaların Türkiye’nin kendine özgün koşullarını yansıtmayabileceği olabilir. Ne de olsa 2002 yılından itibaren tek parti yönetimi altında ekonomik istikrar ve büyüme açısından önemli başarılar elde edilmiştir. Bu iddiaya birkaç açıdan karşı çıkılabilir. İlk olarak, böyle bir başarı olduğunu kabul edilse bile bunun tek parti rejiminden kaynaklandığı ispatlanması gereken bir önermedir. Bir başka deyişle, başarı tek parti sisteminden değil de başka nedenlerden kaynaklanmış olabilir. İkinci olarak, İktisat ve Toplum Dergisi’nin 33, 34, 35, 36 ve 38’inci sayılarındaki yazılarımda detaylıca tartıştığım gibi 2002 yılından itibaren Türkiye ekonomisinin başarılı olduğu iddiası bir yanılgıdan ibarettir. Son olarak da Türkiye’de koalisyon ve tek parti dönemlerini istatistiksel olarak karşılaştırdığımda elde ettiğim sonuçlar, koalisyon hükümetlerinin tek parti dönemlerine göre daha başarısız olduğu düşüncesini desteklememiştir (İktisat ve Toplum Dergisi, sayı 37). Bu yanılgı büyük oranda 1997-2002 yılları arasında Türkiye’nin yaşadığı büyük politik kargaşa, iç ve dış krizlerle birlikte yaşanan 1999 depreminin doğurduğu ekonomik yıkımdan kaynaklanmaktadır. Bu yıllar hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en kötü dönemlerden birisidir ve bu döneme de koalisyon hükümetleri damgasını vurmuştur. Ancak buradan hareketle Türkiye’de tek parti dönemlerinin daha başarılı olduğu düşüncesine varılamaz.

Sonuç olarak, tek parti hükümetlerinin ekonomik gelişme ya da istikrarla ilgisi olmadığı gibi koalisyonları engellemek için geliştirilen politik sistemler demokratik de değildir. Bu sistemlerin mevcut ana partilerin güçlerini pekiştirmek ve halkı (daha kötüsü başa gelmesin diye) normal koşullarda desteklemeyecekleri partilerden birini seçmeye zorlamaktan başka hiçbir fonksiyonu yoktur.

 

 

Prof. Dr. Subaşat, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, İktisat Bölümü, Uluslararası İktisat ABD'de ders vermektedir. Subaşat, İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü'nden mezun olduktan sonra, Londra Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktorasını tamamlamıştır.

One Ping

  1. Pingback: İktisat ve Toplum Dergisi Sayı 52 – İktisat ve Toplum Dergisi

One Comment

  1. Gökhan

    Merhabalar,yazınızı aklım yettiğince inceledim.Yazınızda karşılıklı bir analiz dilinden den daha çok düşündüğünüzü fikir dili olarak kullanmissiniz gibi bir algı olusturdu bende neden derseniz ise sadece ortaya koymak istediginiz fikri irdelemeniz getirdi.Arastirma yapılıp bir tez ortaya konmayan durumlari yani sonucu bilinmeyen bir durumu negatif olumsuz görüş olarak tezinize dayanak edinmissiniz.Her ülkeyi kendi dinamiklerinde değerlendirmeliyiz Türkiye ile amerika ve ingiltereyi bir tutmanız hem demokrasi hemde bağlı olarak ekonomik gelişme acisindan çok yanlış bir düş
    ünce olur. Saygılarımla

Bir cevap yazın