Bugünlerde devam eden savaş ile hem bireysel hem de genel düzeyde yaygınlaşan, giderek soykırım boyutuna ulaşan şiddet ve cinayetlerin çokluğu, insanların birbirine kötülük etme kapasitesinin bir sınırı olup olmadığı sorusunu doğuruyor ister istemez. Gerçekten de kötülük, kimi zaman düşünüldüğü gibi, göreli bir kavram değil, tam tersine gerçekliğini giderek daha sık duyumsadığımız, “insanlık durumunun” bir parçası. Bu durumda, “kötülüğü nesnel olarak tanımlamak gerçekten de mümkün müdür” sorusu önemli hale geliyor. Bu yazıda, kötülük yapma kapasitesinin insan doğasının bir parçası olduğu, ancak günümüz kapitalizmi altında bu kötülüğün, deyim yerindeyse daha “kurumsal” bir boyut kazandığı düşüncesi benimseniyor. Yazıda ayrıca, bir ölçüde ruhçözümleme düşüncesine dayanan bir bağlantı dikkate alınarak, insanın ölümlü bir varlık olduğunun bilinmesi ile bunun yadsınması arasındaki gerilim ya da çelişkinin kötülüğün, tek olmasa da temel kaynaklarından birisi olduğu savunuluyor. İki iddia arasındaki bağlantı, kapitalizmin aslında bu gerilimi, özellikle servet (ve tabii ki para) biriktirme yoluyla ölümün aşılması düşüncesinin kurumlaştıran, dolayısıyla da kötülüğün ve şiddetin önünü açan bir sosyal ve ekonomik sistem olduğu gerçeği.






Bir cevap yazın