Küresel Ticarette Var Bir Rehavet – Ayça Tekin Koru (İTD 67)

Port Crane Container Ship Elbe  - fietzfotos / Pixabay

“Tarih boyunca ülkelerin yüzde 7, 8, 9, 10 gibi hızlarda büyüdüğünü hiç görmedik. Şu anda bunu görmemizin sebebi küreselleşmedir. Küreselleşme iki şey sağlar: Bir, dış ticaret hadlerini aleyhinize çevirecek derecede nüfuz edemeyeceğiniz kadar büyük bir piyasa. Dolayısıyla, varsa eğer rekabet gücünüz, yatırım hızınız kadar hızlı büyürsünüz. İki,  -daha da önemlisi- bilgi, teknoloji ve uzmanlık. Bir ekonominin on yıllarda hatta yüz yıllarda öğrendiklerinin tümü gelişmekte olan ülkelere yüksek hızlarda transfer edilmiş olur. Bu iki şeyin birleşimi ve biraz yatırım ile ülkeler daha önceleri mümkün olmayan hızlarda büyüme oranlarına ulaşabilirler. ”

                                               -Michael Spence, Nobel Ödüllü İktisatçı 

Teslim etmek gerekir ki, iktisadi anlamda, son elli yılın önemli gerçeklerinden biri, daha önceki zaman dilimlerine kıyasla uluslararası ticaretin küresel üretim ve gelirden daha hızlı büyümüş olmasıdır. Öyle ki, son elli yılda, büyük oranda serbestleşen uluslararası ticaretin dünya gayrisafi milli hasılasına oranı ikiye katlanmıştır.

Bu elli yıla dikkatle baktığımızda, 1980’lerin ortası ile 2000’lerin ortası arasındaki dönemde, dünya genelinde oldukça önemli iki jeopolitik ve bir ekonomik gelişmeye tanık oluyoruz. Berlin Duvarı çöküyor ve Doğru Avrupa ülkeleri Batı’ya entegre oluyor. Peşinden Çin, ihracat odaklı büyüme stratejisinin doğal sonucu olarak dünya ekonomisine entegre oluyor. Öte yandan, azalan iletişim, ulaşım ve ticaret maliyetlerinin sonucunda, üretim, ülkeler arasında dikey olarak bölünüyor ve firmaların küresel değer zincirlerini kullanımında büyük bir artış yaşanıyor.

Fakat son yıllarda dünya ticaretinin büyümesi ciddi anlamda anemik; öyle ki ticaretin büyümesi dünya gayri safi milli hasılasının büyüme hızını dahi zor yakalıyor. Finansal kriz öncesinde yılda ortalama % 7 civarında büyüyen küresel ticaretin kriz sonrasında yılda ortalama % 3,4 civarında büyümesi özellikle basında (Economist, 2014) küreselleşmenin üst limitine ulaştığı şeklinde yorumlara yol açıyor.

ÖNEMSEMELİ MİYİZ?

Evet. Şekil 1, ticaretteki bu yavaşlamayı net olarak göstermekte. Grafiği şöyle okumak mümkün: Küresel ticaret, tarihi trendinde gitmiş olsaydı, 2014’te olduğundan % 20 daha fazla olabilirdi. Bu, azımsanacak bir miktar değil. Şöyle ki, gerçekleşmeyen ticaret büyümesi, sadece mamul eşya ticareti için dünya genelinde yaklaşık 3,3 trilyon dolarlık bir kayıp anlamına geliyor.[1]

Ticaret, kısa vadede bir talep kaynağı. Ticaretin istihdam ve gelir yaratıcı faaliyetleri teşvik edici bir etkisi olduğu açık. Dolayısıyla krizdeki ekonomiler için zorlukları aşmakta kullanılacak araçlardan bir tanesi. Öte taraftan, son yıllarda artan dışa açıklık nedeni ile ülke ekonomileri birbirlerine daha bağımlı. Bu sebeplerle, ticaretin büyümesindeki bu ölçekteki bir yavaşlamayı önemsememek mümkün değil.

Uzun vadede baktığımızda, ülkeden ülkeye ve başlangıç koşullarına göre değişmekle birlikte, ortalamada ticaretin büyümesinin, karşılıklı bilgi transferi ve karşılaştırmalı üstünlüklere göre uzmanlaşma için bir zemin oluşturmak suretiyle, reel gelirin artmasına katkıda bulunduğunu görüyoruz. Burada, ticaretin serbestleşmesiyle birlikte gelen eşitsizlikleri görmezden gelmek istemiyorum ancak bu eşitsizliklerin doğru ve adil kamu politikaları ile düzeltilerek genel refahın artırılabileceğine de hala inanıyorum.

Dışa açıklıkla ve ticaretle bağlantılı olarak, gelişmekte olan ülke firmalarının ülkenin top yekun kalkınmasını beklemeksizin küresel değer zincirlerinde uzmanlaşacakları özel halkalar bulmaları son yılların önemli konularından birisi. Eğer ticaretteki bu yavaşlama, küreselleşmenin -sert ya da yumuşak, bence şu aşamada fark etmez- bir tavana çarptığını gösteriyorsa, o durumda küresel değer zincirlerinde önemli yere sahip firmaların itici gücü oluşturduğu bir büyüme modeli kurmuş ülkelerin, bu stratejilerini yeniden gözden geçirmeleri gereğini ortaya çıkaracaktır.

Kısacası, bu yavaşlama pek çok açıdan önemlidir.

NEREDEN ÇIKTI BU YAVAŞLAMA?

Durum böyle olunca, konu, sadece basının değil, uluslararası kurumlarda, düşünce kuruluşlarında ve üniversitelerde çalışan iktisatçının da aklını kurcalamaya başladı. Bunca insan böylesine çok yönlü bir konunun üzerinde bunca düşünüp, bunca yazıp çizince -çok doğal olarak- küresel ticaretin yavaşlaması konusunda bir fikir birliği ortaya çıkmadı. Fakat, yine de yapılan araştırmaları iki ana başlık altında toplamak mümkün:

1.Konjonktürel Faktörler: Ticarette özellikle 2009’da yaşanan derin düşüşün temelinde yatan sebep, finansal krizle birlikte talepte yaşanan daralma.[2] Bu görüşe göre, dünya ticaretinin itici gücünü oluşturan ama bir yandan da krizin kalbinde yer alan ABD ve AB bölgesinde süregelen zayıf talep, ticareti hala olumsuz etkiliyor.

Talepteki zayıflamadan tamamen bağımsız olmayan ve ticaretin daralmasına sebep olan bir başka faktör de ticaretin finansmanındaki zayıflama. Ticaretin finansmanında sıklıkla kullanılan kısa-vadeli ve kendi kendini tasfiye eden finansman araçları kredi krizlerinin ilk kurbanları arasındadırlar. Özellikle küçük ve orta ölçekli ithalatçı ve ihracatçının bu son krizde finansman kanallarındaki daralma sebebiyle hem ülkemizde hem de dünya da çok sert bir tokat yediğini söylemek mümkün.[3]

Krizle birlikte zayıflayan taleple ilintili olan diğer bir faktör talebin kompozisyonundaki değişimler. Genelleme yapacak olursak, yatırım harcamaları, iç talep kalemleri içerisinde en ithalat yoğun olanı diyebiliriz. Sermaye malları ve dayanaklı malların ekonominin sağlığı ile bağı sıradan tüketim mallarına göre çok daha organiktir. Harcamayı yapmak için ekonomiye güvenmek ister yatırımcı. Gürbüz bir ekonomiyi bekler; harcamayı erteler. Ve bu erteleme ticaret üzerinde oransız bir düşüş getirir.

Bu noktada kısa bir toparlama yaparsak, 2008 finansal krizi sırasında ve sonrasında talepteki zayıflama, ticaretin finansmanındaki zorluklar ve talebin kompozisyonundaki değişimler gibi konjonktürel sebeplerle küresel ticaret olması gerekenin altında seyretmeye başlamıştır.

Peki, küresel ticarette bu ölçekte bir daralmayı sadece konjonktürel faktörler ile açıklayabilmek olası mı?   Dünya Bankası iktisatçıları bir hata-düzeltme modeli kullanarak 1970-2013 döneminde dünya ticaretini kısa ve uzun vade bileşenlerine ayırdıklarında fark ediyorlar ki, ticaretin yavaşlamasında finansal kriz yılında dominant olan kısa vadeli bileşenin (zayıf talep gibi) ilerleyen yıllarda önemi giderek düşüyor (Şekil 2)[4].  Bu da yapısal denebilecek daha uzun- vadeli sebeplere bakma gereğini doğuruyor.

2.Yapısal Faktörler: Küresel değer zincirlerinin evrimi ve korumacılıktaki artış gibi makroekonominin durumuna doğrudan bağlı olmayan sebeplerle, yani yapısal sebeplerle, dünya ticaretinin küresel gelirdeki değişimlere hassasiyetinin azaldığını savunan epeyce iktisatçı var.[5]

Kısaca dedikleri şu: Ticaretin gelir esnekliğinde bir rehavet var.

Neye göre rehavet? 1986-2000 dönemi başka hiç bir döneme benzemiyor. Ticaretin gelir esnekliği o kadar hızlı koşmuş ki o dönemde 1970-1985 ile 2001-2013 arasında 1.3 iken değeri olmuş 2.2 1986-2000 arasında. Ne demek bu? Gelirdeki artış, iki katından fazla ticarette artış yaşatmış dünyaya. Görülmemiş bir hız! Muazzam performans!

Neye borçluyuz bu performansı?

Ticaret serbestleşmesinin ve ulaştırma maliyetlerindeki ciddi düşmelerle birlikte iletişim teknolojilerindeki baş döndürücü ilerlemenin eseri olarak niteleyebileceğimiz üretim zincirinin ülkeler arasında halka halka bölünmesine. Üretim bu şekilde aşama aşama bölünüp, Barbie’nin, tasarımı bir ülkeden, plastiği bir ülkeden, saçının teli başka bir ülkeden, üzerindeki kıyafet başka bir ülkeden gelip birleşince, ticarette önceki zamanlara göre önemli artışlar yaşar hale gelmişiz.

Burada sapla samanı birbirinden ayırmak lazım elbette. Ticaret akımları toplam değer olarak kaydedilir. Buna nihai malın içindeki ara malı da dahil. A’da Barbie’ye saç takın, B’ye yollayın. B’de giydirin bebeği, C’ye yollayın. A’da takılan saç, C’ye giderken ikinci kez ticaret olarak sayılacaktır. Ama milli hasıla toplam değer üzerinden değer katma değer üzerinden hesaplanır. Dolayısıyla, gelir esnekliği hesaplarken kullandığınız ticaret rakamlarının küresel değer zincirlerindeki ölçüm hatalarını da içinde barındırdığını unutmamanız lazım.

Burada şunu demek istemiyorum: Ticaret aslında artmadı, gelir esnekliğinde de bir azalma yok. Ticaret arttı, orası kesin. Ama bu kadar fazla artmadığını kesin olarak söyleyebiliriz.

Değer zincirleri konusunda küresel ticaretin yavaşlamasıyla ilgili olduğunu düşündüğüm önemli gelişme şu: Halka halka uzayan değer zincirlerinin boyunun kısalmaya başlaması. Özellikle Çin ve ABD’de önemli değişiklikler var. Şekil 3’te görülebileceği gibi ara malı ithalatı 1990’ların ortasında Çin’in toplam ihracatının % 60’ı seviyesinde iken bugün % 35 civarına gerilemiş durumda. Çin yabancı hammadde ve ara malı kullanmaktansa yerliyi tercih ettiği bir politika değişikliğine gitmekte ve bunu da yapabilecek etkinliğe geliyor.

Öte yandan, Çin ekonomisinin gelişmesinin önünü açan en önemli etkenlerden birisi Amerikan ekonomisinden gelen talepti. Yine Şekil 3’te görülebileceği gibi 1990’larda önceki döneme göre iki katına çıkmışken, 2000’lerin başından bu yana ABD’nin toplam ithalatı içinde imalat sanayi ithalatı % 8 civarında stabilize olmuş durumda.

Yapısal faktörler arasında finansal kriz sonrasında ticaret engellerinde ortaya çıkan artışın da adı geçmekte. 2009 sonrasında ortaya çıkan bu yeni engeller, geçici vurgusuyla kullanılmaya başlanmış, ancak pek çoğu hala kullanımda. Fakat öyle görünüyor ki, ticaretin yavaşlamasına bu geçici ticaret engellerinin katkısı öyle iddia edildiği kadar fazla değil. Şöyle ki; 2008’den bu yana uygulanan ithalat kısıtlayıcı politikaların mal ihracatı üzerindeki etkisi Dünya Ticaret Örgütü tarafından % 4.1 olarak bulunmuş.

Fakat, belirli ülkelerde (bizimkisi gibi) ve/ya belirli sektörlerde (çelik gibi) bu kısıtlamaların etkileri sanıldığından çok daha derinden hissedilmekte.[6] Bernard Hoekman tarafından yapılan güzel bir benzetme var bu konuda: Uluslararası kuruluşların korumacılık konusundaki tavırlarını ışık olduğu için sokak lambası altında anahtarlarını arayan sarhoşa benzetiyor. Haksız da sayılmaz. VoxEU’dan 2015’te çıkardığı Ticaretin Yavaşlaması ile ilgili e-kitap güzel bir derleme. Tavsiye ederim.

ZİRVEYE ULAŞTIK MI?

Geldiğimiz noktada, küresel ticaretin yavaşladığından ve üzerinde pek de fikir birliğine varılmamış olan olası nedenlerinden söz ettim.

Ne kadar kıymetli olur bilemem ama konu hakkında son tahlilde şunları söyleyebilirim. Ticaretin yavaşlaması küreselleşmenin en sonunda zirve yapmasından ya da zirve ticaret seviyesini görmemizin bir sonucu değil. Korumacılık adlı korkunç canavarın yeniden hortlamasından da değil.

Dünya, 2008’de Büyük Buhran’dan bu yana görülmemiş şiddette bir kriz yaşadı. Bunun doğal bir uzantısı olarak, yatırım mallarına, dayanıklı mallara ve en önemlisi nihai mallara olan talepteki ve ticaretin finansmandaki zayıflıklar neticesinde küresel ticaret yavaşladı.

Yavaşlamanın bir diğer sebebi ise 1990’lar ve 2000’li yılların başı boyunca dünyanın geçirdiği tarihi değişimler sonucunda artan ticaret hacimlerinin normalize olmaya başlaması. Orta Avrupa ama özellikle de Çin’in dünyaya entegrasyon süreci tamamlandı sayılabilir. Çin ekonomisinin yeni dengelerini buluyor olması, daha açık söylemek gerekirse, Çin ekonomisinin yatırımdan tüketime kayıyor olması izlenmesi gereken önemli bir gelişme. İnanması güç hızda ilerleyen ulaştırma ve iletişim teknolojileri ile üretimin dikey olarak ülkeler arasında küçük parçalara bölünmesine tanık olduk.

Ama tüm bu gelişmeler küreselleşmenin bittiği anlamına gelmiyor.

Aksine. Bundan sonra küresel ticaretin yavaşlamasının sona ermesini ve ticaretin canlanmasını beklemek akılcı bir yaklaşım olur. Evet, hiç kimse bu canlanmayı bugünden yarına beklemiyor. Zaman alacak, ama mutlaka olacaktır. Hem konjonktürel hem de yapısal sebeplerle.

Dünya ticaretinin çok büyük bir kısmını çok az sayıda ülkenin domine ettiğini söylemek mümkün. Sadece bunu düşündüğümüzde bile, ticaretin zirve seviyesini gördüğünü söylemek gülünç bir iddia. Başka hiç bir sebep olmasa, hem krizden bir gün çıkacak bu az sayıda ülkelerin taleplerindeki artış sebebiyle hem de uluslararası piyasalarda ortaya çıkacak yükselen yeni ekonomilerin varlığı sebebiyle ticaret yeniden canlanacak. Gelişmekte olan ve yeni talep yaratma kapasitesine sahip yüksek nüfuslu diğer ülkeler Çin’in boş bıraktığı yeri dolduracaklar ve kendi dinamiklerini yaratan bir başka küreselleşme raunduna tanıklık edeceğiz.

Bilgi teknolojilerinde devrim niteliğinde gelişmeler yaşamaya devam ediyoruz. 2014 yılında yayınlanan McKinsey raporuna göre dünya finans, mal ve hizmet ticaretinin dünya üretimine oranı  2007 yılında % 53’e ulaşarak zirve yapmışken 2014 yılında % 39’a gerilemiş. Ama sadece 2013 yılından 2014 yılına ülkeler arasındaki veri akışı iki katına çıkarak saniyede 290 terabayta ulaşmış. Bu rakam 2008 yılına kıyaslandığında 20 kat bir artış var.

Bilişim teknolojisindeki büyük sıçramanın bir büyük etkisi önceden ticareti yapılamaz olarak nitelenen hizmetler sektörü ürünlerini ticarete konu hale getirmek. Hali hazırda ticarete konu olanların ticaretini artırmak. Dolayısıyla, şimdiden zaten başladık, ama önümüzdeki yıllarda hizmetlerin liberalizasyonunun öne çıktığı ticaret anlaşmalarını daha çok duyuyor olacağız. Bu bir.

İkincisi, e-kitaplardan internet oyunlarına, gerçek anlamda iş ürettiğimiz Skype konuşmalarından internetten satın aldığımız müziğe kadar dijital malların hacminde tarihi bir artışa tanık oluyoruz. Üçüncüsü, yeni bilişim teknolojilerinin sağladığı erişim, keşif ve dağıtım maliyetlerindeki muazzam düşüşler iş yapma maliyetlerini iyice aşağı çekerek daha önce sözcük dağarcığımızda olmayan mikro fonlar, mikro krediler, mikro çokuluslular gibi yeni kavramlar ve yeni işletmeler ortaya çıkarmakta. Geniş bir yelpazede mikrolaşıyoruz ve bireyler çaba sarf etmeksizin sınırlar ötesi ilişki kurabiliyor, iş yapabiliyorlar.

Dördüncüsü, büyük şirketler iş yapma biçimlerini değiştiriyorlar. General Electric, örneğin, jet motoru parçalarının bir kısmını 3D yazıcılar ile üretmeye başladı bile. Şirketlerin tankerle değil ama 3D yazıcılarla ekipman temin ettiği günler hiç uzak olmayabilir. Tarihe tanıklık etmek bunun adı!

Yapısal bir değişim sürecinden geçiyoruz ve bunun ticarete yansımalarının olacağı kesin. Dolayısıyla, ticaretin nasıl büyüyeceğini öngörmek belki pek kolay değil ama büyüyeceğini ön görmek çok da zor değil.

Sözün özü, küresel ticaretin anemik büyümesinin sebepleri nasıl konjonktürel ve yapısal ise yeniden toparlanmasının sebepleri de öyle olacaktır.

KAYNAKÇA

Ahn, J., M Amiti, ve D. E. Weinstein. 2011. “Trade Finance and the Great Trade Collapse.” American Economic Review 101 (3): 298–302.

Amiti, M., ve D. E. Weinstein. 2011. “Exports and Financial Shocks.” Quarterly Journal of Economics 126 (4): 1841–77.

Bussiere, M., G. Callegeri, F. Ghironi, G. Sestieri, ve N. Yamano. 2013. “Estimating Trade Elasticities: Demand Com- position ve the Trade Collapse of 2008–2009.” American Economic Journal: Macroeconomics 5 (3): 118–51.

Constantinescu, C., A. Mattoo, ve M. Ruta. 2014. “Global Trade Slowdown: Cyclical or Structural?” Paper presented at Third International Monetary Fund/World Bank/World Trade Organization Workshop, Washington, DC, 6–7 Kasım.

Evenett, S. J. ve Fritz, J. 2015. ‘Peak trade’in the steel sector. The Global Trade Slowdown: A New Normal?. VoxEU eBook, Centre for Economic Policy Research.

The Economist 2014. “International Trade- A Troubling Trajectory,” 13 Aralık.

Hoekman, B. 2015. The Global Trade Slowdown: A New Normal. VoxEU eBook, Centre for Economic Policy Research.

Şekil 1. Dünya Ticareti: Mevcut ve Trend

Kaynak: Constantinescu, Mattoo ve Ruta (2014)

Not: Dünya ticareti, toplam dünya ithalatına tekabül etmektedir. Tarihi trend, yazarlar tarafından 1970-2014 dönemi için Hodrick-Prescott filtresi kullanılarak oluşturulmuştur.

Şekil 2. Ticaret Büyümesinin Bileşenleri

Kaynak: Constantinescu, Mattoo ve Ruta (2014)

Not: Model tahmini hata-düzeltme modelinden gelmektedir. İthalat büyümesinin kısa vade bileşeni, model tarafından tahmin edilen toplam ithalat büyümesinden uzun vade bileşenin çıkarılması ile bulunmuştur.

Şekil 3. Çin ve ABD’de İthalatın Değişen Yapısı

Kaynak: Constantinescu, Mattoo ve Ruta (2014)

SON NOTLAR

[1] Dünya Mamul Eşya İthalatı (2014 yılı için) = 16.362.784 milyon dolar. Kaynak: WITS – UNSD Comtrade (http://wits.worldbank.org/CountryProfile/en/Country/WLD/Year/LTST/Summary)

[2] Bakınız Amiti ve Weinstein (2011) ve Bussiere ve diğ. (2013).

[3] Bakınız Ahn, Amiti ve Weinstein (2011).

[4] Bakınız Constantinescu, Mattoo ve Ruta (2014).

[5] Bakınız Hoekman (2015).

[6] Bakınız Evenett and Fritz (2015).

Ayça Tekin-Koru Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İktisat bölümünden lisans derecesini 1994, yüksek lisans derecesini 1997 yılında aldı. Purdue Üniversitesi, Ekonomi bölümünde doktorasını 2001 yılında tamamladı. 2001-2003 yılları arasında Krannert School of Management bünyesinde konuk öğretim üyesi olarak MBA ve Ekonomi programlarında ders verdi. Sonrasında 2003-2011 yılları arasında Oregon State Üniversitesi, Ekonomi bölümünde görev yaptı. 2012-2016 yılları arasında TED Üniversitesi, İşletme Bölümü'nün kurucu bölüm başkanlığı görevini yürüttü. Ayça Tekin-Koru çalıştığı üniversitelerde çeşitli düzeylerde uluslararası iktisat, oyun kuramı, mikroekonomi, makroekonomi ve sosyal meseleler iktisadı gibi dersler verdi. Araştırma konuları arasında, uluslararası ticaret, doğrudan yabancı yatırımlar ve iktisadi bütünleşme bulunmaktadır. Akademik araştırmalarının yanı sıra, 2012 yılından bu yana, İktisat ve Toplum dergisinde Sardunya adlı köşede Türkiye ve dünya ekonomisi üzerine yazılar yazmaktadır. Prof. Dr. Tekin-Koru, halen, TED Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesidir.

Bir cevap yazın