Türkiye’de iktisadi düşünce ve eğitim tarihi yazımına uzun süre yön veren “sonuç odaklı” geleneksel anlatı, Tanzimat sonrası reformlara ve Mekteb-i Mülkiye gibi resmî kurumlara odaklanarak modern iktisadi aklın devlet eliyle aniden inşa edildiğini varsayar. Bu yaklaşım, bilginin üretim, taşınma ve yerelleşme safhalarını görünmez kılan bir “hazır iktisatçı” mitine yol açmıştır. Oysa hiçbir kuramsal çerçeve, sivil bir kuluçka dönemi ve dilsel olgunlaşma evresi yaşamadan resmi programın organik bir parçası haline gelemez.






Bir cevap yazın