İzmir Üstüne Düşünmek – Kenan Mortan, Osman Arolat (İTD 35)


İZMİR  SAAT  ÜÇ

Mavi parıldayarak   kaydı  geçti  dubaların önünden,
Kara süründü  ve  büzüldü ,  taştan dışarı   bakarak,
Beyaz bir  fırtına olup  esti   gözlere.
Nalların   altında  ezilince    saat üç
Ve   karanlık  ışık  duvarını  çalınca
uzandı şehir  denizin kapısının  ayaklarına
ve  pırıldıyarak   akbabanın  keskin    gözlerinde.

Tomas  Tranströmer/Nobel   2011   Edebiyat    Ödülü   sahibi
İzmir,  Küçük   Asya  Kapısıdır (  aegaeum mare).
İzmir’in  2.yy’daki konumu

İZMİR’İN  YAKIN GEÇMİŞİ

İzmir  için 1836’dan   Cumhuriyetin   kuruluşuna  dek olan  süre “ Sanayi  Öncesi  Kent  Yapısına   Dönüşüm  Süreci” dir. İzmir’de  sanayileşme    hareketi  Tanzimat’a   dayanır.  1840‘lardan  sonra    levantenlerce     tekstil,  pamuklu, deri,  ipek, zeytinyağı,  sabun  ve  madencilikte ,  yaklaşık  16  fabrika  kurulur.

İzmir’de gerçek  sinai  karaktere   sahip   ilk  fabrikalar   1923 -1950   “Sanayi Kentine  Geçiş  Hazırlıkları   Döneminde”  ortaya çıkar. Şark Sanayi (1924),  İzmir Pamuklu  Mensucat (1932),  Kula  Mensucat (1933)   ve İzmir   yün Mensucat  ( 1935 ) öne  çıkanlardır. İzmir’de bir ekonomik hamle, 1950  sonrasında, Marshall yardımı  etkisiyle  görülür. Ege   Bölgesi   Sanayi Odası’nın  İzmir,  Aydın,  Muğla Balıkesir  ve  Manisa’yı  kapsayan   Türkiye’nin  “tek”  bölge    ve  “ikinci” sanayi  odası  olarak   Osman  Kibar   başkanlığında 1951’de   kurulması, bu yardımların  İzmir’e  yönlendirilmesinde çok  etkilidir. İzmir  ve hinterlandı  bu    yatırımlarda siyasi   rüzgarı  arkasına alır. EBSO   kuruluş    kadrosunda  bugün  3.  kuşağına   uzanan   Bedri  Akgerman, Şevket  Filibeli, Yusuf  Tanık,  Mücahit  Büktaş, Alp  Türksoy  gibi  isimler  vardır.   Kurulan    tesisler  arasında   Çimentaş, Taç  Sanayi, DYO,  Sümerbank,DYO, Betontaş,  Metaş   anlamlı  örneklerdir.  1960 ‘dan   sonra  yabancı   sermayeli  kuruluşların  yatırımları  yaşanır.

“Yapısal   Değişim  Dönemi”  olarak  niteleyebileceğimiz   1950-1980   döneminde ,  Aliağa    Rafinerisi  ve  Aliağa  Petro Kimya  tesislerinin  kurulması,  İzmir  ekonomisinin    ağır  sanayiye   yönelimini  sağlar.   1950-1970   hızlı   sanayileşmesi   İzmir  ve  hinterlandını    Türkiye’nin  3.  büyük    sanayi  odağı  konumuna  getirir.  Bu  dönemin  önemli   bir   ürünü, 1973’de, EBSO  öncülüğünde   kamulaştırılması   tamamlanan Çiğli’deki 800 he.’lık  Atatürk  Organize   Sanayi   Bölgesi   olur.Yaratılan bütün bu  gelişmelerin yetersizliği,  Prof. Dr.  Mübeccel  B.  Kıray’ın “ Örgütleşmeyen  Kent :  İzmir” (1972 )  çalışmasının   sonucunda  yer  alan şu  ifadesinde   gizlidir : Örgütlenmemiş iş  hayatı  , özellikle  imalat   ve  tamirat   bütün  merkezi iş  bölgesi içerisinde  “yüzmektedir”. Bütün bu  özellikler  İzmir’i   az gelişmiş    bir  büyük  şehir  yapmaktadır.

1980-1991 dönemi  İzmir  Stratejik  Planı’nın  (İSP)  ifadesiyle   “Yatırımlarda  Arayış  ve    Bocalama   Dönemidir.1992  itibariyle   İzmir’in  Ege  Bölgesi içindeki  payı    % 76 ‘ ya  ulaşmıştır.  Ancak  bu  olay  idari   bir tanımlamadır, zira  ortaya   bir  İzmir  –  Manisa  sanayi  aksı    çıkmıştır. İ.S.P.’nın   bu    sanayi  aksını    tamamlayacak  olan  ve  1992’de OSB  olarak  onaylanan  Kemalpaşa  OSB’nin hizmete   giriş  yılı  olarak  1998   yılını   öngörmesine   karşılık, bunun ancak   2011 ‘de    “ Islah  OSB” olarak   onaylanması, İzmir  ve  hinterlandında,  organize  alan   oluşumunda ne  denli   zaman  sapması   yaşandığını    göstermektedir. 1988 ‘de  açılan     Menemen    OSB ise dericilik  sektörünün İzmir  Yeşildere’den taşınması aracı  olarak  düşünülmüştür.  Daha  sonra  “ İzmir  Serbest  Bölge”  adıyla,  karma  sanayiye  tahsis  edilse  de, İzmir  sanayisi  üstünde  bir sıçrama   etkisi yaratamaz.

1963’de, İzmir   Nazım  Plan Bürosu’nun İzmir’i    “Metropolitan   Kent”  olarak  kabul  etmesine   ve  1968 ‘de  İzmir  Nazım Planı’nın  yapılmasına  karşılık ,   bu   plan   “Kent    kuzey  –  güney  ekseni    boyunca    doğrusal    bir  gelişme olarak   öngörmüş , İzmir bir  tür  çizgisel  gelişim içinde  mahkum  edilmiştir”.  Burada  tek önemli  sanayi  öngörüsü, kent  sanayinin  kuzeye  yönelimi   ve  bunun      demiryolu   ile  ulaşımının  temin  edilmesidir.  Doğu Hattı ise mevzii  imar  planlarının “gündelikçi” kararlarına  terk  edilir    ve “amorf   büyüme”  teşvik   edilir. Kent  bütünlüğü  için  2015   yılı   90  km çaplı  bir  alandır.  İzmir  kent  bütününü  dikkate  alan bir  imar  planının  yapımı   ancak  2008 ‘de mümkün  olur.   İSP   bu  nedenle    Aliağa   ve Torbalı-Yazıbaşı  “organize  olmayan   sanayi   bölgelerinin”  “organize  bölge olması” önerisini getirir. Aynı çalışmada İzmir öncüleri, yetersiz  sanayileşmede  “teşvik  araçlarının  azlığını” ilk  sırada   anarken”  uygun   yatırım    ve  ticaret  alanı  yokluğunu “ikinci önemli  olumsuz  etken  olarak   görmesi,  yatırım  alanı  yetersizliği  konusunun   “genel  bir  kabul”  olduğunu   gösterir.

1992’de, İzmir   Ticaret  Odası’nın  Kenan Mortan    koordinasyonunda bir uzman ekibe hazırlattığı  İzmir Stratejik  Planı ( 1992-2007) İzmir’i  “Kaçırılan  fırsatlar ili “ olarak  niteler. Üç aşamalı  Plan, 1992-1995   arasında  “Ekonomik   Yapının    Yapısal  Dönüşümünün   Başlaması”, 1995- 2002 döneminde “İzmir’i Kalkışa Geçiş Aşamasına” geçmesini   ve  2002-2007   döneminde  de   “İzmir’in   Dünya  Kenti  Haline  Gelmesini”   öngörür. Bu  çalışmada    İzmir’in    hinterlandını  da kapsayacak  şekilde  “Tek  merkezli, yapı” içinde  ve  buna  uygun   bir  mekansal  bir planlama  olarak   tasarımlanır.

İ.S.P.’da  1992 ‘de önerilen 185   projesinden, 2012 ‘de   sadece  45’nin   hayata  geçmiş  olması,  İzmir’in   ulaşım,  haberleşme  ve  örgütlenmeden  oluşan   fonksiyonlarını  kontrol  ve  idare  etmesi konusunun   “dünden  devreden”   en  önemli sorunu  olduğunu    bizlere   anlatmaktadır.

İZMİR EKSİĞİNİ NEREDE  GÖRÜYOR ?

İzmir, Türkiye  içinde  üçüncü büyük  milli  gelir  sahiptir. Türkiye  Rekabetçilik  Endeksi-2010   içindeki  yeri de  aynı.  Kişi Başına Gelir yönünden   altıncı   büyük  il. Toplam  nufusu   3.9 milyon   ve  kadın nüfus, erkek nüfustan fazla.  Ortalama  hanehalkı  büyüklüğü Türkiye’nin  altında  ve  3.2.   Yıllık  nüfus  artışı,  göç  etkisiyle   yılda % 1.5  ve  Türkiye’nin  üstünde.  Okur – yazarlık  oranı  Türkiye  ortalamasından  fazla.  9 üniversite  var.  Toplam  istihdam   ve  işsizlik  oranları   Türkiye  ile   örtüşüyor.  Tarım  sektöründe   istihdam  edilenlerin   ülke  ortalamasının  1/3’ü  olması, İzmir    istihdam  kimliğinin   sanayi ve hizmet  sektöründen  oluştuğunu   gösteriyor.

İzmir’in Türkiye’nin toplam ihracatındaki yeri ikincilik. 2011’de dolaysız  ihracatı  6.6   milyar  dolar.  İhracat ürünlerinin %90’ı  İzmir  ekonomisinde  üretiliyor. Türkiye  genelinden    farklı  olarak    tarımsal     sanayi  ilk  sırayı, tekstil  ikinci  sırayı,  elektrikli  makineler   üçüncü sırayı ve  madencilik  dördüncü sırayı  alıyor.  İhracatın  ithalatı  karşılama   oranı,   2008  yılı itibari ile %83.  İSO  500  Büyük  Sanayi Kuruluşu  listesinde  İzmir ‘den  32  kuruluş  var. İlde  toplam  yabancı  sermayeli   kuruluş  sayısı  1450. OSB  sayısı   17,  serbest  bölge  sayısı  2. İmalat  sanayi işyeri   sayısı  Türkiye  genelinin  %10‘a  yakın.  Yıllık  turist  sayısı   1.1  milyon ve  bu  sayı  İstanbul’un ancak    % 10‘ nu  oluşturuyor.

İzmir  ekonomik   aktörleri   bu  tabloya    bakarak   İzmir’i  nerede   konumluyor ?

Hem  özel  kesimde,  hem  de  kamuda  uzun  yıllar  üst  düzey  yöneticiliği  yapan  EGEV  Başkanlarından Uğur  Yüce  umutsuz “20 yıl sonra aynı projeleri  konuşuyoruz” diyor. İzmir’e  dönük toplam 105 projenin  tamamı  için “dünün  projesi” deyimini  kullanıyor.  Bunun  sonucu, yeni   proje  geliştirmek  bir  yana, mevcut    alanların  bile  yeterince  kullanılmadığının  altını  çiziyor  ve    şu  örneği  veriyor :   İzmir’de  10,  İzmir  ve   hinterlandında   25  organize  sanayi  bölgesi  var.  Alan  kapasite  kullanımı   % 5. Boş  parsel  sayısı  ise 870.  Buna  karşılık  yabancı  sermayenin  istediği  ölçekte  alan bulamadığından yakınıyor,  bulduğunda  da     pahalı  olduğunu vurguluyor.

Kemal Çolakoğlu, EBSO önceki  dönem Meclis Başkanlarından. Fabrikasını  kapatmış. Çünkü  ürettiği  konteynerler  Çin’in haksız  rekabeti  karşısında artık   “pahalı” geliyor. Kişisel  olarak yaşadıklarına  karşılık,  kendisini  “ İzmir  iyimseri”  olarak  tanımlıyor. Kullandığı atasözü anlamlı: Ayran satıp, yoğurdum ekşi  diyemezsin! İzmir‘in siyasi anlamda “protest” yapısı  olduğunu   ama  bunun  siyasette     kuvvetli  olmasına   engel  oluşturmadığına    dikkat  çekiyor.

EBSO  eski  yönetim kurulu  başkanı Tamer  Taşkın,   konuyu   İzmir  ölçeğinden    değil de, Türkiye  penceresinden  ele  almayı  yeğliyor. Sorusu  “Türkiye’de     zenginliği  kim  dağıtıyor?  “Cevabını,  devlet/rant/yerelyönetimler  biçiminde   veriyor.  Bu  üç öğenin  İzmir    bölgesi  sermaye  birikiminde  yer  almadığını    söylüyor . Buradan  yaptığı  çıkarım  ‘’Türkiye  koşarak  büyüyor ,  İzmir  ise  duruyor! ‘’  oluyor.  Bülent     Akgerman,  büyük  sanayi  kuruluşu  temsilcilerinin   içinde yer  aldığı  ve  İzmir ‘in  TÜSİAD’ı  olarak  bilinen, 190  üyeli  ESİAD’ın    Başkanlığını  yürütüyor. İzmir’in  üçüncü  kuşak  sanayicisi. Bir  dönem  siyasette   de  aktif  olarak yer  almış.  İzmir  ekonomisinde  üç  engel  görüyor: İzmir’in geneli  için iş  yapma  yöntemini  değiştirmek  gerekiyor .  Kalkınmanın   güdümünde   Kalkınma  ajansı ,  İBB     ve  İzmir  Başkanlar  Kurulu’nun   varlığı    bir    karmaşaya   yol  açıyor. Zira,  İzmir’in  ekonomi  önderleri  çok  güçlü   kişilikler    ve  bunun  sonucu  eşgüdüm  olmuyor. Daha  önemlisi,  katma  değerli işlere  yönelimi  önlüyor. İkincisi,  İzmir ‘in  “risk  iştahı  zayıf” nedeni ise “varlıkların büyüklerinin  tırnaklarıyla  elde  edilmiş olması”. Üçüncüsü, İzmir’in  moda   kavramları  kullanmayı sevmesi, ancak  altını  doldurmaması. Bir  de “siyaset  düğümü”  var, çünkü  siyaset,  İzmir  ekonomisi  üstünde  “tersine    döndürülmüş  aydınlatıcı   etkisiyle”   çalışıyor. ESİAD   Başkanı  “sektörel     kümeler”  yaratarak bir  odaklanma çalışması  içinde. Kent  ekonomisinin  stratejik  planının  bu   alt  kümelere  dayalı  olarak  inşa  edilmesi öngörülüyor. Salih  Esen,  eski  EBSO yönetim  kurulu  başkanlarından. İzmir  ekonomisinin      etkisinin  kaybolmadığına, ancak “gerilediğine” inanıyor.Temel  eksiğin sermaye ve  güçten  yoksunlukta  düğümlü  olduğuna  inanıyor.  Güç    yoksunluğu  olarak,  Manisa  OSB‘ye   son zamanlarda  21   fabrikanın  yatırım  yapmasını  örnek  olarak   gösteriyor.  Selman  Yaşar,  üçüncü  kuşakta   sanayici. Eksikliği,   mekan  planlarının  yanlış  yapılmasında     görüyor. İBB ‘nin  yaptığı  1/25.000’lik  Plan’ın    bürokratik  bir  plan  olduğunu    ve  yeni  bir  organize  alan  öngörmediğine   ama   kenti  bir  kemer   gibi  bağladığına  dikkat  çekiyor.   Sanayici   Mustafa   Dirinler  ise    ithalatın    %87’ sinin  ithal  girdi  olduğu bir sanayi  yapısında   zenginleşme  yaratılamayacağını,   sanayicinin de  bu  tercihe  dayalı  sanayi  modelinde “bir  şey  yapamayacağını”    vurguluyor.

İzmir  sanayisinde ‘’KİPA’YI  kuran kişi‘’    olarak  tanınan, hem  girişimci,  hem  yönetici  hem de    sanayi  önderi  olarak  çok  anlamlı  işlevler  üstlenmiş  olan  Şinasi  Ertan –  eski  bir  profesyonel    basketbol  oyuncusu  olan  Ertan  halen master    dünya  gülle  şampiyonu – için  “İzmir’de  bir  sıkıntı  var     ve  bunun    üstüne  gitmek  gerek”. Örnek  olarak, kendisinin  önderlik  ettiği  60 ortaklı      TETUSA  çok  ortaklı  sağlık  turizmi  projesinin   2012’ye   dek  7  yıllık    uzun bir sürede  yol   alamamasını    veriyor. Gösterdiği   bir  yol  var : Siyaset  önemlidir, aman  unutmayalım !    

İZMİR  NEREYE   DOĞRU   GİDİYOR ?

Ekonomik  aktörlerinden Uğur  Yüce  için   İzmir’de “yarın  adına”    bir  tek  ‘’İZKA  Projeleri’’  var.  Yüce’ye  göre,  İzmir     kalkınmasının     iki   önemli  vektöründen  biri  turizm, diğeri  ise   yabancı  sermaye  akımının  hızlanması. Ama ne  yapılırsa    yapılsın, iki  konunun     temel  oluşturduğunu  kaydediyor :  Mukayeseli   üstünlüğün  yaratılması    ve  bunların   bir rekabet  gücü  oluşturması.Yaratılacak  tüm  kapasitelerde İzmir Limanının  belirleyici  olduğuna  dikkat  çekiyor  ve  “ liman  konusuna  odaklanılmasını”  talep    ediyor.  Yanısıra,  yabancı  sermayeye   çekim  yaratabilmek  için    devletin  OSB’ lerde  alan   satın     alıp, bunu 49  yıllığına   kiraya  verebilmesi gerektiği   önerisini  getiriyor.Bu  önlemin bir   nakdi  teşvik   niteliğinde  olmaması  nedeniyle , AB  müktesebatına da  aykırı  olmayacağını   kaydediyor.

Ender  Yorgancılar, 6000  üyesi  olan   EBSO’nun   yönetim  kurulu   başkanı.  Petkim’de  gerçekleşen  5   milyar  dolarlık  Azerbeycan  Socar –Turcas   yatırımı ,   ESBAŞ’a    dört   yeni  ABD ‘ li  şirketin   gelmiş  olması ,   “ Bunlar, istendiğinde işin  yapıldığını  gösteriyor,  ama  bunun   için  İzmir  ‘in  kulvar  sayını       azaltması  gerekiyor ”.   Sonra  da  ekliyor : EXPO , İzmir’in  kurtuluşu  değildir    ama   önemlidir ! İzmir,Yorgancılar  için  “ Önü  açık  bir  kent “.

Selim  Yaşar    “yarın”  için   iki   proje     önerisi  getiriyor:  İlki,  Urla  Teknopark’a  ilişkin. Teknoparkın,  nazım  planda   Urla  –  Çeşme  Bölgesi  olarak     büyütülmesi  gerektiğini,   böylece  bir  “teknoloji  koridoru”  yaratılabileceğini   vurguluyor.   AB  7.  Çerçeve  Programı  hibelerinin  bu iş  için    bölgeye   ivme  kazandırabileceğini   düşünüyor. İkincisi, İzmir    körfesinden  çıkarılan  çamurun     İzmir   cıvarındaki    bir  adaya     eklemlenebileceğini   ve  bununla bir   “konteyner  platformu”     yaratılabileceğine düşünüyor. EBSO  Başkan  Yardımcısı   İbrahim  Gökçüoğlu, İzmir’de  sıçrama    yapmak  için  tek  bir  teknoparkla  yetinilmesini ,  bu  teknoparkın   uyduları   ekseninde   yoğunlaşılması  gerektiği  düşünüyor. Çünkü  “Ar-Ge  inovasyonu  yapmadan    yol  alınamaz”. Ayrıca  Çin’de  olduğu  gibi    bir “Mega  OSB  fikrini  geliştirdiklerini” ve  bunun   devletin  eylem  planına   girdiğini    kaydediyor. Bu  Mega-  OSB ‘lerde  TOKİ  Modeli’nin  uygulanabileceğini ve  sanayiye  bu  şekliyle  fabrika   yaratılabileceğine  işaret    ediyor. Bütün    bunların  sonuç vermesi ise    dünya  deneyinin  özetlediği  şekilde, üniversite  –  sanayi  işbirliğinin    yaratılmasından  geçiyor.

“Ege ve    Türkiye   Tarımında   Yeniden  Yapılanma”  başlıklı  eserinde  , Doç  Dr.  Yaşar  Uysal,  Ege  Bölgesinin  tarımsal  yapısını şu başlıklar  altında     değerlendiriyor :

  • Önemli  miktarda    tarım  arazisine  sahip.
  • Çok verimli    araziler   bulunuyor. Toprak     ve  iklim  koşulları,  geniş  bir  ürün desesine   imkan veriyor.
  • Bölgeye  özgü    özellikleri  bulunan ürünler   yetiştiriliyor.
  • Destekleme   politikaları    ve  fiyat     gelişmelerine  bağlı   olarak  il  bazında   önemli  ürün  karmaşaları  yaşanıyor.
  • Teknolojik  yapı,   Türkiye    geneline  oranla    daha  iyi    durumda.

Ancak  Dr.  Uysal ‘ın   eleştirisi  son saptamada  saklı :

-Bölge  potansiyeli    yeterince     etkin  kullanılmıyor !

1891’de  Nişli  Hacı  Ali  Efendi  ve  arkadaşları   tarafından  kurulan İzmir  Ticaret  Borsası (İTB)  120  yaşıyla,  Türkiye’nin  en  kidemli ürün  borsası.     Başkan  Işınsu  Kestelli’nin   ifadesiyle  Yenillikçi    tavrıyla   borsalar   arasında   ‘’ağabey  borsa‘’  olma  farklılığını    koruyor. Başkan  Kestelli,  Tarım  Yasası  gereği   milli  gelirin    en  az   %1’nin    tarıma  ayrılması   hükmünün   titizlikle   korunması  gerektiğine  inanıyor. İlkeyi  bir  kez  daha  hatırlatıyor :Tarıma   desteğin     konjonktüre  göre  değil,  kurallara  göre belirlenme   dönemi   geldi!  Tarım sektöründe  bölgesel    farklar   gözetilmeksizin,   her  yerde   aynı  oran ve  biçimde  destek   görmesi  ise   diğer  bir  inancını    oluşturuyor.

İTB’da tütün dışında tüm  tarım  ürünlerinin     işlemi  yapılıyor.  İTB  ‘de Türkiye      dışında     üretilen   pamuk    alım-satımı da gerçekleşiyor. İTB  ‘da   oluşan   pamuk  ve  üzüm   fiyatları     diğer  borsalarca  da    referans    olarak  alınıyor. İTB’nce   belirlenen  Ege  St. pamuk    fiyatı ,    dünyada   pamuk   fiyat  düzeyinin    temel  göstergelerinden    kabul  edilen   Liverpool  A  indeksinin    oluşumunda  dikkate  alınıyor.Pamukda, 2000-1  sezonundan  bu  yana , Türkiye’de ilk  kez,  uydu  esaslı  uzaktan    algılama   yöntemiyle    rekolte  tahmini  yapılıyor. Ayrıca    pamukda   her  gün 12:20-12:30  arasında    pamuk  korbeyinde     “sesli”    teklif-kabul    yöntemiyle   alım – satım   gerçekleşiyor. Son  yıllarda   gerileyen  pamuk üretimi,  sistematik  çabalarla    yeniden  artıyor. 2011 sezonunda    ekim  alanı, önceki  yıla  göre  %38  fazlalaşıyor. Başkan  Kestelli, pamuk  gibi  stratejik  bir  üründe    hükümetin  daha  etkin  politikalar üstlenmesi  gerektiğine inanıyor.  “GDO’suz    Pamuk”  konusunda    İTB  Meclis  Başkanı  kendisi  de bir  pamuk  üreticisi  olan Ziraat   Mak.  Müh. Barış  Kocagöz‘ce  geliştirilen    bu  ürün  tescil  alıyor. Bu pamuğun üreticiye  gelir  yönünden  yeni bir ivme  etkisi  yaratacağı  açık.

İTB   Başkanı  Işınsu  Kestelli   “öncü  projeler”  içinde 2005 ‘de    kurulan    Vadeli  İşlem ve  Opsiyon Borsası’nın  (VOBAŞ  anıyor. Borsa, Türkiye’nin  “ilk” özel  borsası, ayrıca Lisanslı   Depoculuk    AŞ’nin   kuruluşu  gerçekleşiyor.  Pamuk ile    başlayacak  olan    lisanslı   depoculukda    olay  “starta  hazır”  ancak   “elektronik    borsacılık“ yapabilmenin  zaman  alıcı    uzatmalarını   yaşıyor (  VOBAŞ, 2013 de  merkezi  yönetim kararıyla  Borsa  İstanbul  çatısı   altına    alındı ).

İTB, bir  sosyal  sorumlukuk  projesi    olarak  “Organik ve  İyi  Tarım  Uygulamaları’nda    Bir    Örnek  Köy  :  Karacaağaç“  projesini  yürütüyor. 2010’ da  İZKA    tarafından   kaynak  tahsis  edilen bu  projeyle     üretilen  ürünlerin    tüketiciye    ulaştırılmasında  bir  model  örnek   oluşturulmak  isteniyor. Pazar  günleri   bu  köyde   açık  Pazar   uygulanıyor,  bir  de     kahvaltı  salonu  oluşturuluyor. Benzer  bir  girişim,  Türkiye’nin  ilk  “  Sessiz Şehir “  (Citta Slow ) unvanlı  yerleşimi  olan   Seferihisar’da da var.  Hem    aracısız  mal   satılan  bir   köy  pazarları    var,  hem de    Salı  günleri  “Açık  Pazar“  yapıyorlar. İzmir’in    hiç  bilinmedik  bir  yanı,   tarımsal  ürün  kompozisyonunun  çeşitliliği.    Kirazda   7000   üretici,  60  bin  ton  üretimle  ülkenin  en büyük  üretici  beldesini   Kemalpaşa ilçesi  oluşturuyor. Bu  kirazın   %70 ‘i  ihraç  ediliyor. İzmir  gıda   sektöründe    Türkiye  içi   ihracat  payını   2013’de      %14   olarak  hedefleniyor.

İzmir    Ticaret  Odası  (İZTO )   kuruluşu  19.  yy’a uzanan  bir  meslek    odası.  Halen  55   bin  üyeleri var ve İzmir  ekonomisinin  en büyük meslek  odası  konumunda. Meclis Eski Başkanı  Selami  Özpoyraz  “ İZTO’nun  İzmir’e  kazandırdığı  pek çok  ilkler   var. 10.yılını  kutladığımız  İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin  kurulması   çok önemli. Kruvaziyer    turizminin    gelişmesi,  bir   havayolu  şirketinin    kurulması  gibi   İZTO’nun   İzmir’in  ticari  hayatında  bir    çok  girişimi  var.” diyor.  Türkiye-  Ege Yunan  adaları   ekonomik  ilişkisini  başlatmak  da   İZTO’nun  ilkleri  arasında.  Bu  yıl, 10.cu  zirve yapılıyor. İZTO’nun bir  girişimi  de    bazı  sektörleri    canlandırmak  için  Torbalı Pancar  Bölgesi’nde  kurduğu 200  fabrikadan  oluşan    organize   bölge.  İzmir    ticaretinin gerilediğine    bu nedenle inanmıyorum  diyerek,  iyimserliğini   yansıtıyor. Ege Bölgesi   Sanayi  Odası ise   tek   bir   ilde  örgütlü  olmayan   bir  bölge   odası. 1951 ‘de   kuruldu, halen  6000  sanayici  üyesi  var. EBSO  Başkanı  Ender  Yorgancılar  Türkiye  coğrafyasının     bir “ nimet “   ,İzmir’in ise    bu  nimetin  “kapısı”  olduğuna  inanıyor. “Yorgancılar’ın  bir   tesbiti  “Önümüzdeki  dönem    Manisa-  İzmir  arasındaki    teşvik  adaletsizliğinin    giderilmesi  gerekiyor. OSB’lerimizin  %32’si  boş.  Biz yatırımcıları  beklerken, üstelik   kendi  yatırımcılarımızı   kaybediyoruz. Sistem eşitlik  üstüne  kurulmalıdır”  şeklinde.

EBSO’nun   hazırladığı 2010-2012    Stratejik  Planı’nda   “Üyelerimizin    ulusal  ve  uluslararası  düzeyde    rekabet  gücünü     artıracak  çözümler   üretmek    ve   hizmetler  sunmak “  misyon  olarak  benimsenmiş.   Vizyon  tümcesi ise    “Özel  sektörün    global  ölçekte  üretim  ve  markalaşmasının  ilk   çözüm  ortağı    olmak.”  Beş stratejik  amaç  arasında     “İzmir    yatırım  ortamını iyileştirmek    ve  sanayinin  planlı  gelişmesine  destek  olmak“ , “ EBSO teknik  üniversitesini  kurmak “  konuları  öne  çıkıyor.2012’de, İZKA  desteğiyle “Savunma Sanayinde    Tedarikçi   Olabilecek  İzmir  Firmaları    Fizibilite  Çalışması    Projesi”   yürütülecek.   Bu  çalışmadan  çıkacak    verilerle, sektörün  bölgede   kümelenmesi   hedefleniyor.

Deniz  Ticaret  Odası  (DTO )  İzmir  Şubesi,    İzmir  başta,  Kuşadası,  Çeşme    ve  Aliağa  limanlarını  kapsıyor.   Bu  bölgede    sekiz marina  var. DTO    Başkanı     Geza  Dologh ‘un  ifadesiyle “İzmir’i    diğer   Anadolu  kentlerinden  ayıran en  önemli  olgu,  7000   yıllık  bir  liman  kenti  olması” .Bugünkü  limanın  temeli    1877  yılına  dayanıyor.   Ancak bu  liman sorunu  hep bir  “yılan  hikayesine”    dönen  bir  serüven  yaşıyor.1954  yılında  başlayan  liman  tevsii  çalışması   Türkiye’de  en  uzun  süren  liman  inşaatı  ünvanını  taşıyor. Daha  sonra, 1990 ‘ lı yıllarda  başlayan   özelleştirme  süreci  de  halen  sonuçlanmış  değil. 2008 ‘ de   Danıştay   kararıyla  onaylanan  1.275 Milyon dolarlık  özelleşme,  alıcı  firmanın bazı  hükümlerde  anlaşmaması üzerine   duruyor. Limanın değeri    yine    düşüyor.   İdare,  limanı yük  ve  yolcu  limanı  olarak   ikiye  bölerek, özelleştirmeyi  gerçekleştirmeyi  planlıyor. Ancak  zaman    ters   işliyor.  Limana  demirleyen  yıllık  gemi  sayısı  2800’lerden   2010’da  2200’lere  geriliyor. Boşaltılan/yüklenen yük  12.5   Milyon  tondan,  2010‘da  9.9  milyon  tona  düşüyor. Başkan  Dologh    körfezden  yana  umutlu.  Çünkü  Büyük Kanal  Projesi  tamamlandı ! “Körfez’de  artık  balık var  ve    deniz  mavi “  diyor.    12  derenin  alüvyonlarını  akıttığı    İzmir  Körfezi’nde   tarayıcı   gemi  ile   su  hareketleri  önlenecek  ve  üçüncü  kuşak  konteyner  gemilerinin  yanaşması  mümkün  olabilecek. “İzmir  limanının  genişletilmesinde   fiziki  kısıtlamalar   ve  limanı  körfeze  bağlayan   kanalın  sığlığı” gerekçesiyle, İzmir- Çandarlı’da “Kuzey  Ege Limanı “ adıyla   4  milyon/yıl   TEU  kapasiteli    yeni   “ üs  liman  “  kurulması  için mendirek   altyapı   inşaatı   başlıyor. Ama  burada  kritik  süreç,  2014’den  sonra   Y-İ-D  yöntemine  ilgi  duyacak bir  konsorsiyumun bulunmasında  düğümlü. Türkiye’nin   demir-çelik   ve     petro-kimyadan  yana 394  tesis    ve  30  bin  çalışanıyla     önemli  bir  ağır  sanayi   bölgesi  olan  Aliağa’dan  9  km  uzaklıktaki   Nemrut limanları  bu  işlevi  üstlenemez mi?  Aliağa -Nemrut  Limanı’nda  12   kuruluşun   limanı   var.  Her  yıl bu  limandan     İzmir  limanının   yarısı    ve  Türkiye’nin  %12’si  kadar  elleçleme  yapılıyor,  yılda  5000 gemi   yanaşıyor. Buna  rağmen bu limanlarda   kapasite  kullanımı %50’yi  geçmiyor.Üstelik  yıllık  elleçleme  kapasitesi  Hamburg limanının   üçte  bir   miktarına,  50    milyon  tona  ulaşmış  durumda.

Aliağa  körfezinin  en önemli    özelliği, bir    gemi  söküm  bölgesi   olması . 2005’de  sadece   111  bin  ton  olan    söküm,  2010  da   4  katına  ulaşmış. 2011’  de  bir  uçak  gemisi  parçalanıyor.Bu   özelliğiyle    Avrupa’nın  4.  büyük    gemi  söküm  noktası    konumunda. Buna,  2014  ‘de 720 dönümlük   bir alanda  kurulan     yat  ve  tekne  imalat   merkezi   eklemleniyor.  Başkan Dologh’a  göre, Çandarlı  “transit  ve  aktarma    limanı  merkezi”  haline  geldiğine   göre,    Kuzey    Ege’de  bir    gemi  arıza  tersanesinin   kurulması  gerekiyor. Kısa  adı   EGİAD  olan   Ege  Genç İşadamları   Derneği , 1990’da   47   kişi  tarafından  kuruldu. Üyelik kuralı , 22-47  yaş  grubunda  olmak.  550  aktif  üyesi  var. Altı  Ege  Derneği  olarak   EGİFED  ‘de,  diğer   meslek  dernekleriyle  de  BATIFED ‘de  buluşuyorlar.Bu  kuruluşun  üst  kuruluşu   TÜRKKONFED  oluyor.Başkan   Temel  Aycan  Şen    ve    yönetim  kurulu  üyeleri İzmir ekonomisini ‘’daha   bireyseliz ! “ şeklinde  tanımlıyor. İzmir’in  ekonomik  olarak  “Gözardı edilmeyecek  kuvvetli  bir  kart “ olduğuna inanıyorlar. Bu yüzden İzmir-Ege  ayırımı  yapılmasından  rahatsızlar.Uluslararası   sınıflamada olduğu  gibi ”Büyük İzmir Alanı”  deyimini kullanmayı  yeğliyorlar.Manisa ekonomisine     bir “rakip“olarak   değil, “İzmir’in  artalanı “  olarak   görüyorlar. Ankara  eksenli  proje    yönetiminin   uygulamada zaman   uzaması   türünden    sekmelerin   bazen  de kopmalar    yarattığına   dikkat  çekiyorlar. Kopmadan  kast   ettikleri,    Formula  2  gibi  projeler. “Ya gelmedi, ya  da   getirilmedi “   ifadesini kullanıyorlar.  Bu  yüzden , EXPO  2020  “Büyük  İzmir    Bölgesi  için yeni  bir ivme  olacak”. Üstelik    zaman  içinde    parasını  çıkaracağı   düşüncesi  egemen. Ancak   bütün bu  olumsuzluklar  içinde  İzmir’in  dünya  düzlemine  ayak uydurması gerçeğini  göz ardı  etmiyorlar.Oysa, EGİAD  üyeleri üçüncü kuşak   girişimcisi   olarak “Her  adımı on kez  düşünüyoruz   ve  bu nedenle    bazen    zaman  yitiriliyor,  bazen  de   fırsat  kaçırılıyor.”  Gözardı  edilen  bir  sıkıntı  da      entelektüel  sermayenin  oluşumunu  cılızlaştıran  İstanbul’a  dönük  beyin  göçü.    1990’lar  ortasına  dek,  ilde  sadece   2   devlet    üniversitesinin   varlığı,  çokca    gencin  İstanbul’a  eğitime  gitmesine ,  sonrasında  da  orada    yerleşmesine    yol  açmış.

İzmir  Kalkınma  Ajansı’nın (İZKA) hazırladığı “İzmir Bölge  Planı  2010-2013”  bölge  için  rekabet  yaratacağı  düşünülen     ve  büyük  bir  potansiyel    ile  bölgede     büyümeyi       bekleyen     anahtar  sektörleri  şöyle  sıralıyor:

  • İleri  Teknolojiye   Dayalı  Sanayiler
  • Yenilebilir  Enerji
  • Turizm
  • Lojistik
  • Tarım ve  Tarıma  Dayalı   Sanayiler

Bununla , 2013’de     Kişi Başına  Gayri  Safi    Katma (GSKD) değerin   9000 dolara ( 2006‘da  8.398 dolar )     ve  Türkiye GSKD  içindeki payının  da   %8’ e  ulaşması  hedefleniyor. Patent-tescil  sayısının  ülke  içi payının  %10  olacağı   hesaplanıyor. Genel  Sekreter   Dr.  Ergüder  Can ‘2010-3 Planı  için,  “mekansal  boyutu  zayıf  kalmış  bile  olsa,  Türkiye’nin DPT    onayıyla  yapılmış  ilk    bölge  planı’’ olduğunun  altını  çiziyor. Otuz  ilçede  katılımcı  esaslı   hazırlandığını    ve  sahiplenildiğini  ve  bu nedenle     “İZKA  Planı  olarak  nitelenemeyeceğini”  vurguluyor. Bu  uzantıda   İzmir’in  30  ilçesinde   “Proje Ofisi  “   kurulmuş. Dr.  Can’a  göre   ilginç  olan  Kiraz  gibi  zor  ilçelerde  daha  iyi  sonuç  alınmış  olması. Projeleri  için    TÜİK  aracılığıyla   Çevre    Etki  Değerlendirmesi  (ÇED  )   yapılmış, sonuçlar  saydam  hale  getirilmiş.  Bu, Türkiye’de   bir  ilk. Bir  de   projelerde   belli  bir  oranda   sosyal  sorumluluk  projesi    kotası  ayrılmış.  Urla  Teknoparkı’nın  1283  de.’lık  alanında    72  şirket  bulunduğunu  ,   yeni  alanla  bu   sayının   2013  sonunda   150   şirket  daha   getireceğine  inanıyor.Teknopark    yönetiminin   İZKA’ya  sunduğu   projeyle  ,  bu  alanın  yaratılabileceğini    kaydediyor. İZKA  ile  ortak  yürütülmesi   nedeniyle , bu  farklı bir  enstrüman ve  bunu   “güdümlü  proje  desteği“  olarak    niteleniyor. Burada   hayati  soru  teknoparkın    yeni   proje   ortaklıklarında   son  sözün  kimde  olacağı . Yönetici  şirket    İZTEK  AŞ    “Patronaj   bizde  kalsın !” tercihini  yapmış.   Bu  durumda     dünyada  ünlenmiş  teknoparkların  buraya ilgisinin   sınırlı  olacağını    düşünmek   gerek.  Fransız  Sofia  Antipolis   yönetici  şirketi  Sicom   yatırımdan vazgeçmiş.   Yapılan  çalışmalarda  öne  çıkan  bir  diğer  konu   “Sanayi  Kümelenmesi“. 7  sektör  (organik  gıda, endüstriyel iklimlendirme, havacılık ,  petro-kimya ,biyomedikal  cihazları ,  işlenmiş  meyve-sebze,  makine  metal   döküm  sanayi)  kümelenme  stratejisine  “uygun “ olarak      belirlenmiş.  İzmir  ekonomisinde” endüstriyel     iklimlendirme,  havalandırma   ve    ve  soğutma cihazları   sektörünün    en çok  yoğunlaşılan   sektör  olmasını   dikkate  alan  İZKA, sektörün meslek kuruluşu ESSİAD ‘ın  önünü     açıyor  ve    ve  DTM ‘dan     bir  akreditasyon  labotutuvarının  kurulması  için    destek  sağlıyor.

İZMİR ‘İN  YÖNELİMLERİ   BİZE NE  SÖYLÜYOR  ?

İzmir’in  ekonomi  aktörleri,  son  25  yılda    öne çıkan  projelerin  “aynı”  olmasından  yana  kaygı duyuyor.   Bir  kısım  görüş  sahibi  bunu  teşviklerde   İzmir’e  uygulanan  “adaletsizliğe”  bağlarken,  kimi de  “proje  orkestrasyonunda   yetersizlik” ile yorumlamakta.Buluşulan nokta   “ekonomik  kulvar sayısının  azaltılması”. İzmir  Kalkınma  Ajansı’nın  katılım  esasıyla  belirlediği    yeni   anahtar  sektörler  (ileri  teknolojiler,  yenilebilir  enerji, turizm, lojistik  ve  tarıma  dayalı  sanayi)   İzmir’e ivme  kazandırması   konusunda olumsuz   bir  karşı  görüş  yok.  Ancak bu  sektörlerin  İzmir  gibi 5  milyonluk  bir nüfus  kümelenmesi  yaratmış  bir  kentte   ne  denli  ekonomikman sürükleyici    olabileceği   sorgulanmıyor. Bunun  doğal sonucu  olarak ‘’sürdürülebilirlik’’   hiç  bir  şekilde  kentin     tartışma      gündeminde   yer   almıyor.

İzmir’in   merkez  alan  olarak  tek  başına değerlendirilmemesi,   ardalanından oluşan   bir   aks içinde   görülmesi  gerektiği, oydaşılan bir diğer    nokta.  İzmir  ekonomisi  için  “iyimser  olmak gerekliliği”,  “önü  açık  olarak   göz ardı  edilmeyecek    kuvvetli  bir  kart”  olarak  algılanması   arzusu  egemen.  Ancak bu  iyimser  optiğin varlığına  karşılık, ekonomi  paydaşları,  merkezi  siyasetin  İzmir  ekonomisine  bakış  biçiminden    rahatsız.  “Zenginlik  yapan yolların  İzmir’e   uğramaması”   konusu  eleştiriliyor. Bunun için     “siyaseti  kurgulamayı   bilmek”  anlamında  ,İzmir’in  yapması  gerekenler  olduğu  düşünülüyor.    Bu   güçten  yoksunluk  halinin  siyaset  kadar   iş  yapma  usullerinin değişmesiyle   farklılaşma  gösterebileceğine  inanılıyor.

İzmir’in   kamu  kaynak   tahsisinde   Türkiye’nin  ilk  5  ili   arasında     yer  aldığı  gözardı    ediliyor (Diğer iller, Ankara,  Diyarbakır,  Urfa  ve  İstanbul  olarak  sıralanıyor ).  2011’  de    toplam   36.4  trilyon  TL ‘lik kamu  projesi    içinde    İzmir, 609  milyar   TL  pay   almış.  Kaynağın üçte  birini  oluşturan  ulaştırma  projeleri   oluşturuyor. Bunu, eğitim  ve  sağlık  sektörleri   izliyor. İzmir’e  7.4  trilyon  TL ‘ lik  proje  demetinden, 2010  sonuna  dek   3.8  trilyon   TL  harcanmış  olması, Ankara  merkezin  İzmir’e  bakışının  “hasis“  olmadığını  kanıtlıyor.  Burada  eleştirilmesi gereken nokta, bu  proje  tasarımlarının     tümüyle   merkezden   yapılmış  olması,    katılım  ve  istemin  hemen  hiç   dikkate   alınmaması. Ancak  bu İzmir  kadar diğer   80  il  için    bir  gerçeklik.

EXPO –  2020  organizasyonunun    İzmir’de  gerçekleşmesinde   İzmir’in  tüm  ekonomi  paydaşları    arasında   “inanılmaz“  bir  oydaşma  bulunuyor.  Çoğunluk  kanaat   sahibi  bu  olaya    “ bir  proje   ve  araç “ olarak  bakıyor.  Ancak  ilginç  olan  bu  organizasyonun  finansal  boyutunun  hiç  bir çevrede   ele  alınmamış   olması.Benzer  organizasyonlardan   Sochi   Olimpiyatları için   15-20   milyar dolar  olarak kestirilen  bütçeyi Türkiye’nin  de    yaratabileceğine   inanılıyor.   Ancak bu  projenin  fayda-maliyeti hesaplanmadığı  gibi, son beş EXPO  Dünya  Organizasyonunu  düzenleyen  kent ve  devletlerin   bu  alanda  ciddi  zararlar  yaşadıkları    göz  ardı  ediliyor.Dahası, kentin  tüm entellektüel  enerjisinin   bu  konuya  odaklanmış    olması  nedeniyle, İzmir  yeniyi ve  farklı  olanı   ele  alamaz  hale  geliyor.

1990 ‘ larda    kıt  olan  yabancı   sermaye      yönelimi  fazlalaşmış   olsa  da bu  kez   mekan (alan) kıtlığı  öne  çıkıyor  ve  bu  yüzden  ESBAŞ    Serbest  Bölge    dışında    anlamlı  bir  yabancı  sermayeli    örnek  yok.   ESBAŞ   kuruluşundan bu  yana     yarattığı   50  milyar  dolarlık   bir   ticaret     hacmi  ve  Türkiye’de   serbest  bölgeleri  içinde  en  çok  yabancı  sermayeli  kuruluşu bünyesinde    toplamasına    karşılık,     İzmir ve  hinterlandında    fikri  anlamda    hakettiği  yerde  ele  alınmadığı   gözleniyor.

İzmir’in  AB ‘nin  hibe  esaslı  ve  52  milyar dolar  kaynaklı 7.  Çerçeve  Programı  için  “tek“  bir  projesinin  bulunmaması   dikkat  çekici  .  Bu kentin  dünya  ile  ortak   işbirliği  ağları kurma  konusundaki  cılızlığının  bir  işareti  olarak  sayılmalı. Yanısıra  bu   olgu ,  ilk  üniversitesinin  1956’da  kurulduğu  bir  kentte,     üniversite –  girişimci    ortaklığının da  ne  denli  zayıf  işlediğinin  de  bir  ölçüsünü  oluşturuyor.

*Urla  Teknoparkı’nın   daha  fazla  katma  değer  üretebilmesi   için  genişletilmesi  konusunda siyaset ve  ekonomi  öncüleri   buluşuluyor.    Ancak    Urla  Teknopark’da     yabancı  sermayeye  işletmeciliği  bırakmayan  “güdümlü” anlayışın   yeni   sıçramalarda    engel  oluşturacağı  kesin.  Bunun dışında    olayın bir  teknopark kuruluşu olduğu  kadar  hizmet ürünü  ihracı  gerektirdiği  unutuluyor ve/ veya  geçiştiriliyor .

İzmir  Metropolitan Planı   kent  önderlerince  bir aşama  olarak   görülüyor.  Bu  Plan‘ın   İzmir  Büyük Kent  alanı  içinde  şimdi  yeni  OSB ‘leri işaretlemesi  bekleniyor.   Ancak konunun  anlam kazanması, İzmirli  girişimcilerin  geliştirdiği bir kavram  olan   “Mega  OSB”  konusunun    İzmir  ve  artalanında  bir  pilot  proje  olarak  denenmesini gerektiriyor.

Kentin  uluslarası    bağlantısını  sağlamak  üzere  yapımı   sürdürülen Çandarlı  Limanı’nın   Yap-İşlet-Devlet şeklindeki   finansman  şansı, işin  ekonomik  rasyonelliğinin  düşük  olması nedeniyle  bizce   zayıf  gözüküyor. Keza, mevcut  İzmir  Limanı’nın   ikiye  bölünerek  özelleştirmesi  biçiminin   getiri    yaratması   düşük bir  olasalık  olarak   kalıyor. Aliağa  Nemrut  Limanı’ndan   etkin bir  yararlanmanın  tümüyle göz ardı  edilmiş olması  da,  yerinde  kaynak    tahsis   etme  kuralı  karşısında ,çok düşündürücü    geliyor.

Tarıma  ve  tarıma  dayalı   sanayilerin İzmir    için  yarattığı    potansiyel  ilgili  meslek kuruluş  temsilcilerince   önemseniyor. Torbalı/Bayındır/Seferihisar/Kemalpaşa    bölge   ve      kiraz ,  alfotoksinsiz incir,  kayısı,  GDO’suz pamuk   yeni ürünler   olarak  artan  bir  potansiyel   yaratacak konumda.  Ancak    gerek   Vadeli  İşlem Borsası’nın  İstanbul’a  kaydırılmış  olması,  gerekse  Alparslan Beşikçioğlu  gibi    öncü  tarımsal  ürün  ihracatçılarının  varolmaması, bu  potansiyel  ürünlerin   pazarlanmasında    sıkıntı  yaşanacağını gösteriyor.

İzmir’de  ekonomi   platformu  bir   yönetim   uyumsallaştırılması   gereğini  yaşıyor  ve   bu  konu   kentin her  hamlesinde   bir   darboğaz  olarak  ortaya  çıkıyor. İZKA Kalkınma Kurulu, İBB    Danışmanlar   Kurulu,  İzmir  Başkanlar   Kurulu,   öne  çıkan  üç  üst    ekonomi yönetim  erki. İlki   kamusal,  diğer ikisi  gönüllü  organizasyonlar.  Bu  3   organizasyon  arasında    bir  organik  bağın  olmaması   ve  gündem  eşgüdümü  sağlayamaması, İzmir ekonomi   paydaşlarınca “kaygı  verici”  olarak   değerlendiriliyor, ki  bu  yerinde  bir  saptama.   2000’li  yıllardan   sonra  İl  İdaresi   Yasası’na  eklemlenen  “Kent  Konseyi”  konusu önemini  tümüyle  yitirmiş. Oysa    bu  Konsey’ler ,Türkiye genelinde   anlamlı  bir  katılım   altyapısı   yaratmıştı. Bu      organizasyon karmaşası,   amaç-  araç   dokusunun  oluşturulmasını   engelliyor.  Kamu  projelerinin   yerel  için    yerindeliği önlüyor.   Kuşkusuz   bu  konudaki  açmaz, salt  İzmir’de  değil , tüm  Türkiye   kentlerinde    yaşanıyor.  Olayın  yol    alması   bir,   demokratik  yönetim  geleneği ve  olgunluğu    gerektiriyor. Kıt’a  Avrupası  ve  ABD  ‘de  örneklerine  sıkça  rastladığımız   “Ekonomik  Kalkınma   Birimi” şeklinde   organizasyonların  etkin  işleyişi, bu  ülkelerdeki   yasal  altyapının   güçlü  olmasıyla  yorumlanması   mümkün  değil.  Olay   bu  kurullarda temsil edilen  ekonomi  paydaşlarının   “küçük   egemenlik  adalarını” terketme  niyetinde  düğümlü  gözüküyor.

SONUÇ YERİNE

Manuel   Castells,   ‘’Enformasyon  Çağı’’adını  taşıyan    üç  ciltlik  eserinin  birinci   cildi “Ağ  Toplumunun  Yükselişi’dir‘’. Prof.  Castells  burada literatürde C.Johnson   tarafından    1995 ‘ de  kullanılan    ‘”Kalkınmacı  Devlet   ‘’  tanımını  yineleyerek,   Doğu  Asya  ülkelerinin    yüksek  oranlı    sosyo-ekonomik  sıçrama  ritmini,  bu  deyimin  gizeminde   bulur. Kalkınmacı  devlet, toplumsal  düzende  köklü    bir  değişikliğe  gidilmesini   öngören   yaklaşıma  verilen ad.  Bu  nedenle    en  önemli  işlevi  bir    bölgede   ‘’ yenilikçi  ortamlar ‘’   yaratması    oluyor.

İzmir,  19.  yy ‘da   bir  levant   kenti  olarak   uluslararası    işbölümü  içinde    üstlendiği  işlevi,  20.  yy ‘ da  da   sürdürdü.  İzmir  İktisat    Kongresi  sonrası “Türkleştirilen   Ekonomi”  içinde  Anadolu’da    İstanbul’dan  sonra   İzmir, ikinci  büyük  ekonomik  odak   oldu. Bu  odak  olma  hali, bir  ekonomik değer  yaratma  işi  olduğu  kadar, kentin yarattığı  bir  fikri   öncülük .Bu  anlamda  Serbest  Fırka  ve   DP ‘nin  çıkışının  İzmir  olması,bir  tesadüfle    yorumlanamaz ( DP’nin resmi il kuruluşu  İzmir   olmamakla  birlikte,   dört  kurucusundan  ikisinin    zihni  şekillenmesi bu kentte  olmuştur). Görünen o ki, İzmir  bu  geleneksel  işlevini    Türkiye’nin  dışa  açılma  yılı   olan   1980   sonrasında   peyderpey     yitirdiği  gibi ,   küresel    ekonomiyi    eklemleyecek    olan  girişim  ağlarının     kurulması ve   yapılanması    konusunda  da     geride   kaldı. Kent, iç  piyasa  ritmiyle   yetinen bir  ‘’periferi  kenti’’  görünümünü    aldı. Kentin  son  30  yıldır çok  öğünerek   kullandığı   ‘”Akdeniz’in  Yıldızı:  İzmir”  sloganı  bile    kentin  ne  denli   ‘’iç  sularla’’  yetindiğinin  bir    izdüşümü.  Oysa  tarihi araştırmalardan    Osmanlı’nın bıraktığı  en önemli  fikri  mirasın   “hayatta  kalma  yeteneği”  olduğunu   öğreniyoruz.

İzmir, dünya  ekonomisine  ağlar içinde   kenetlenebildiği    oranda    hayatta  kalma   yeteneği  sağlayabilecektir. Bunu gerçekleştirmek için    merkezi  siyasetten  yakın erimde   beklenmeyen ‘’ kalkınmacı  devlet ‘’  yaklaşımının , yerel   ekonomik  öncüler  ve  oluşturdukları kurumlar   tarafından   üstlenmesi  umulmalıdır .Bu da İzmir  için ekonominin  orkestrasyonu  konusunun   her  dönemden  daha   önemli  olduğunu     bizlere  söylemektedir.

SON NOT

1)Bu  metin,   İzmir  ekonomi  aktörleriyle,   9-10  Ocak  2012’de  yapılan görüşmelerin  ışığında  oluşturulmuş bir  durum  tablosudur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kenan Mortan (d. 1951, İzmir), Türk ekonomist, yazar, öğretim üyesi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan Mortan, lisans eğitimi sonrası aynı fakültede Prof. Gülten Kazgan yönetiminde doktora çalışması yaptı. 1983 yılında doçent, 1983 yılında profesör oldu. Kenan Mortan, 1983-1991 yılları arasında Konrad Adenaur Vakfı adına, küçük ve orta ölçekli işletmeler için, 40 ilde 500'ün üzerinde seminer verdi. Burs kazanarak ABD’de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde konuk öğretim üyesi olarak, bölgesel planlama konusunda çalıştı. Halen Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyeliği ve Dünya gazetesinde yazarlık yapan Prof. Dr. Kenan Mortan, NTV’de ekonomi konusunda yorumlarda bulunmaktadır. Mortan'ın yayımlanmış kitapları bulunmakta olup, polit - ekonomi konusunda yetkin bir isim olarak kabul edilmektedir.

1942 yılında Ankara’da doğan Arolat, ilk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini İ.Ü. İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nde yaptı. 1962 yılında amatör olarak Ankara’da Öncü gazetesinde gazeteciliğe başladı. 1965 yılında profesyonel oldu. O günden bu yana gazetecilik mesleğini sürdürüyor.

Bir cevap yazın